1. Dünya Savaşında İngilizlerin Kör Ettiği 15.000 Türk Esir

202

Bizdeki İngiliz hayranlığı türlü türlüdür. Ve bu hayranlığımızı da elimize geçen her fırsatta göstermeye bayılırız. Bunun en son örneğini Kraliçe Elizabeth’in gelişinde gördük. Malum İngiltere deyince aklımıza hep medeniyet gelirken tarihte yaşanılan bazı olaylar bu medeniyetin bazen tek dişi kalmış bir canavara nasıl dönüştüğünü de göstermektedir. Örneğin yakın tarihimizde 1. Dünya Savaşı sırasında esir düşen askerlerimizin başına gelenler gibi.

Genel kurmay arşivindeki bilgilere göre 1. dünya savaşında 135.000 askerimiz İngilizlere esir düşmüşlerdir. Bu esirler daha çok Çanakkale, Filistin ve Irak cephelerinde esir düşmüşlerdir. Bunlar başta Mısır, Kıbrıs, Yunanistan, Hindistan, Birmanya (Myanmar), Malta olmak üzere çok değişik ülkelerdeki esir kamplarına götürülmüşlerdir. Her biri ayrı birer araştır-ma konusu olabilecek olan bu kamplar ve yaşanılanlardan bizim için en acısı Mısırdaki kamplarda yaşanılanlardır. Bu sadece bizim için değil insanlık içinde yüz kızartıcı bir tarihi gerçekliktir.

İngiltere’nin en büyük esir kamplarından olan “Mısır Esir Kampı”nda, 15.000 Türk “kasten kör edilmiştir.”

Bu konu ile ilgili en önemli belge, 28 Haziran 1337 (1921) tarihli TBMM Hükümeti’nin aldığı karardır. TBMM Başkanı Mustafa Kemal Paşa ve 11 bakanın imzaları bulunan kararda; Mısır’daki İngiliz Esir Kampları’nda, 15.000 Türk esirinin kasten malûl bırakan İngiliz tabipleriyle, garnizon kumandan ve zabitleri hakkında, siyasi takibatın başlatılması için harekete geçirilmesinin kararlaştırıldığına dair karar imzalanmıştır.

Bir diğer belge ise, Meclis’in 28 Mayıs 1337 (1921) Cumartesi günü yaptığı 37. oturumunda Edirne Milletvekili Faik ve Şeref Beylerin verdikleri yazılı önergedir. Belgenin son bölümünde:

“..Mısır’da bilintizam, İngiliz’in tathiratı fenniye (ilâçla temizleme) bahanesiyle, miktar-ı muayyeninden (yeterli miktardan fazla) ‘krizol’ banyosuna sokarak gözlerini kör ettikleri, 15.000 vatan evlâdının üzerinde irtikab edilen (yapılan) bu cinayetin müteammit (önceden tasarlayan) failleri olan İngiliz tabipleriyle garnizon kurmandan ve zabitlerinin tecrim (suçlu ilan) edilmesini de ilave eyleriz…”

Bu önergenin okunmasından sonra söz alan Edirne Milletvekili Şeref Bey, bu olayın nasıl gerçekleştiği hakkında açıklayıcı bir de konuşma yapar;

“-Anadolu’nun, Rumeli’nin; bu vatanın namusunu müdafaa eden ve bu vatan için çarpışan çocukları, İngiliz eline esir düştükleri zaman, doğrudan doğruya Mısır’a sevk edilmişlerdi. Bunları mahsus izhar edilmiş (özel hazırlanmış) bir formüle, muzadı taaffün maddeler içlerine, boyunlarına kadar sokuyorlardı. Fakat Türk çocuğu oraya girince, bir İngiliz eri başına dikiliyor ve süngüsünü uzatınca, zavallı yavrucak, başını içeri çekiyor ve iki gözü kör oluyordu. İngilizler böylece 15.000 Türk’ün gözünü çıkarmışlardır. 1919 yılının Mayıs ayının ilk haftasında, İzmir’de kolordu komutanı olan Ali Nadir Paşa, dönemin Genelkurmay Başkanlığı’na, Mısır’dan gönderilen esirlerden, 4.kafile olarak gelenler arasında 343 esirin kör (âmâ) olduğunu bildirmiştir. Bunun üzerine Anadolu’nun diğer yerlerinde de, İngilizlere karşı bir husumet gelişmiştir. Çok geçmeden, İstanbul’daki İtilaf Devletleri komutanlarından İngiliz Generali Milne’nin emriyle, Konya Öğüt Gazetesi’nin “Kör Edilen Esir Türkler” başlıklı yayınları durdurulmuştur. Sadece durdurulmamış, gazete kapatılmıştır.”

Mustafa Kemal Paşa’nın, 17 Kânunusani (Ocak) 1336 (1920)’de Konya Vilâyetine gönderdiği telgraftan, o zor şartlarda, olayları nasıl takip ettiği takdire şayan bir olaydır:

“Usera-i Osmaniyeyi (Osmanlı esirlerini) İngilizlerin kasten kör ettiklerine dair olan neşriyatıyla (yayınıyla) nazar-ı dikkati celbeden (dikkat çeken) Öğüt Gazetesi matbaasına ve dolayısıyla hürriyet-i matbuatımıza (basın hürriyetimize) General Milne’nin emriyle Mutelifeyn kuvay-ı askeriyesi (İtilaf devletleri askeri kuvvetleri) tarafından vaki olan tecavüzden (saldırıdan) mütebassıl vaziyetin (ortaya çıkan durumun) serian (ivedilikle) hal ve neticesinnin iş’arını  (sonucunun bildirilmesini)  rica ederiz.

Meselenin serian halline muvaafakiyet elvermez ise (sorun ivedilikle çözümlenmezse) şeref ve haysiyet-i milliyenin iadesi için Kuvay-ı Milliyenin müdahaleye mecbur kalacağının da Bab-ı Âliye arzını ayrıca rica ederiz efendim.”

Tarihi bir başka gerçeklikte şudur ki ülkeler arasında dostluk, ya da düşmanlık yoktur. Çıkarlar vardır. O dönemde yapılan bu işlem de herhalde İngiliz ulusal çıkarları düşünülerek yapılmıştır. Milli mücadelenin devam ettiği bir dönemde bırakılan bu Türk esirleri tekrar cephe de karşılarında görmek istemeyenler bu alçakça davranışı yapmışlardır. Bu olaylar karşısında Osmanlı hükümeti tepki veren gazeteleri kapattırmış, Müdafa-i hukuk cemiyeti de bildiri ve kanun teklifleriyle bu davranışların önüne geçmeye çalışmıştır.

Tarihten bu güne halkının çıkarlarını yabancı memleketlerin emirlerini yerine getirerek sağlamaya çalışanlarla onlara karşı mücadele edenlerin yaklaşımlarında olaylar değişse de bakış açısı hiç değişmemiştir. Dünkü Damat Feritlerin uzantıları bugünde vardır. Ancak milli mücadele henüz bitmemiştir.

Kaynak: Cemalettin Taşkıran, Ana Ben Ölmedim