1 kitap, 1 adam ve 1 köyün değişen kaderi – Dolhan Köyü

İsmet Yenigün’ ü Kırklareli’nin değişen sosyolojik yapısı içinde son yıllarda tanıyan kişi kalmamıştır desek yanlış söylemiş olmayız.

İsmet Yenigün 1960’lı yılların idealist devrimcisi, 1975’li yılların büyük inşaat müteahhidi, 2000’li yılların ise Kırklareli Huzurevi sakinlerinden emekli vatandaşı.

İsmet Yenigün 1960 yılında inşaat teknikeri olarak mezun olduğu okulundan sonra askerliğini yedek subay olarak yapmak üzere Bingöl’ e gider. Oda arkadaşı Dr. Hikmet Baykal kitap okumayı çok sevmektedir. Bütün gece okuduğu kitaplardan dolayı oda ışığı devamlı açık olduğu için uyumak isteyen İsmet Yenigün çok rahatsız olur. Bu rahatsızlığını  açıkça belli etmeye başlar ve sık sık kavgalı ortam oluşur. Bir gece yine rahatsız olan İsmet Yenigün tartışma sonucu kitabı alıp yırtmak için hızla yatağından fırlar. Kitabı eline alır ve biraz inceledikten sonra yırtmaktan vazgeçer. Kitap öyle ilginç bir konuyu işlemektedir ki, İsmet Yenigün’ün de dikkatini çeker ve okumaya başlar. Grigorıy Petrov’ un yazdığı ve Finlandiya köylülerinin inanılmaz kalkınma mücadelesini anlatan kitabın adı “AKZAMBAKLAR ÜLKESİ FİNLANDİYA” dır.

Finlandiya Köylülerinin kalkınma hamlesinden etkilenen İsmet Yenigün, askerlik dönüşü bu yaşananları kendi köyü DOLHAN KÖY’ünde uygulamak ister. Kendisi YSE’de yol ve su işleri şefi olarak çalışmaktadır. Dairenin amacı da zaten köylere yol ve su götürmek için hizmet vermektir. İsmet Yenigün DSİ Ankara Etlik Eğitim Merkezi’nden yol ve su işlerinden sorumlu İnşaat Teknikeri olarak mezun olduğu için, zaten onun da görevi köylerdedir. Bir şeyler yapmak lazım ama nasıl? Köylü bu tür yeniliklere sıcak bakmamakta, gelen ekiplere mesafeli davranmaktadır.

İsmet Yenigün köy’e 30 adet “AKAZAMBAKLAR ÜLKESİ-FİNLANDİYA” kitabı getirir. Okumak isteyenlere bedava dağıtır. Bir müddet geçer köylü bedava kitabı almış, fakat kimse okumamıştır. İsmet Yenigün ortaya bir ödül koyar “Kitabı kim okuyup, güzel bir şekilde özetlerse, o kişiye Holstein inek verilecektir.” O yıllarda ülkemize yeni gelmekte olan bir inek cinsi olan bu inekler bir servet değerindedir. Günde 2-5 kg arası süt veren yerli ineklerin yanında 30 kg süt veren bu inekler bir fabrika gibidir. Bu ineklerde iki tanesine sahip olan bir aile geçim sıkıntısı çekmez. Herkes bu ineklere sahip olmak istemektedir. İnekler çok pahalıdır, köylünün alım gücünü zorlamaktadır, ithal edildiği için aylarca sıra beklemek gerekir. İneğe sahip olabilmek için tek çare okumaktır. Köy’ de herkes verilen kitapları okumaya başlar. Dağıtılan kitap-lar yetersiz kalır, Kırklareli kitapçılarında bulunan kitaplar toplanıp köy’e gönderilir.

Askerlik dönüşü köyü için neler yapabilirim diye planlar yapan İsmet Yenigün şunu iyi öğrenmiş ve felsefesine yazmıştır. “Geri kalmış bir köye Ayet gibi gidilmez. Köy’ ün içinden Ayet gibi çıkılır. Bütün mesele halkı ikna edip, çalışmanın içine çekebilmektir.”

Kitaplar okundukça ve okuyanlar özetlediklerini ve anladıklarını anlatmaya başladıkça yorumlar ve tartışmalar hızlanır. Bu olay Kırklareli Merkez’ de gazetecilik yapmakta olan Nazif Karaçam’ın dikkatini çeker ve Cumhuriyet Gazetesi’nde gelişmeleri haber yapar. Olay kısa sürede İstanbul basınına ulaşmıştır. Gelişmeleri dikkatle izleyen Finlandiya Konsolosluğu olayı araştırmak üzere Kırklareli’ne bir heyet gönderir. Finlandiya nere, Kırklareli Dolhan Köy’ü nere. Üstelik bu köy o yıllarda, yol ve suyu olmayan, kışın merkez ile bağlantısı kesilen yoksul bir köydür. Böyle bir olay yetkililere ilginç gelir.

Vali Mehmet Saraçoğlu’nu ziyaret eden heyetin içinde Dünya Sağlık Örgütü’nden gönüllüler vardır. Olayın kahramanı İsmet Yenigün heyetle tanıştırılmak üzere Valiliğe davet edilir. Ancak ilk günü Vali beni görevden alacak diye gitmek istemez. Vali Muavini Nihat Tahiroğlu tarafından, kovmak için değil, teşekkür etmek için çağrıldığına ikna edilince Valiliğe gider. Gelen heyete olayı anlatır, ne yapmak istediğini açıklar. Heyet hayretler içinde kalmıştır. “Bizde bu harekete katılmak ve yardımcı olmak isteriz” diye teklif gelir. Ancak olay artık büyük adamların kontrolüne girmiş ve köylüden uzaklaşmıştır. İsmet Yenigün’ den bir isteği olup olmadığını sorunca “Köyümün yolu yapılsın yeter” der. Yol yapılacak fakat Devlet’ in ve Valiliğin tahsisatı yoktur. Gelen heyet İsmet Yenigün’ün başında olmak kaydıyla yol yapımı için para göndermeyi kabul eder.

Ancak gelişmelerde devre dışı kaldığını hisseden köylüler yol yapımına karşı çıkarlar. Geçecek olan yol ne kadar önemli ise de, tarlalarından bir miktar alacağı için yolun geçmesini istemezler ve yol yapımı için gelen ekipler köye sokulmaz, ikmal için gerekli yer verilmez, araçların mazot ihtiyacını sağlamak için konulmak istenen bidonlar ancak Karahıdır Köy’ünde Muhtar Eyüp Çavuş’un bahçesinde saklanır.

Bütün bu olumsuz koşullara rağmen İnece-Dolhan arası 10 km yol 20 gün gibi kısa bir süre içinde tamamlanır. Ancak yine bizim klasik sorunlarımız başlar. Yol için Finlandiya’dan gelen para fazla gelir. Bayındırlık Müdürü Beyti Arda, artan para ile kendi köyü olan Karahalil Köyü’nün yolunu yapar. Para yine artar. Bu defa Kuzuçardağı-Babaeski Yol’ u, Pınarhisar- Çayırdere yolları yapılır. Kalan son para ile Vize-Evrencik arası 1,5 km yol tamamlanır. Bu yol da köyleri ziyarete gelen Vali’nin aracı batağa saplandığı için, bu sebeple aradan çıkar.

Yol gerçekten köye hareket ve bereket getirir. Köylü yolun açılışına gelen heyetlere  150 tavuk  kurban ederek büyük bir ziyafet verir. Bayram havası içinde açılış yapılır ve yol hizmete girer.

Yolun açılışı ile birlikte gerçekten köyün sosyal yaşamı değişmeye başlar. Kırklareli Halk Evi Başkanı Nazif Karaçam’ın destekleri ile, köye Halk Odası kurulur. Halk Odası Başkanlığını yürüten İsmet Yenigün’ün gayretleri ile Halk Odası’na kitap yardımları gelmeye başlar. Köylü Halk Odasında kitap okumaya ve okuduklarını tartışmaya başlar. Elin Finlandiyalı’sı bataklıkları kurutup tarla yapmış, o şartlarda çiftçilik yapmaya çalışıyor, biz çiftçiliğe elverişli tarlalarımızı gerektiği gibi işlemiyoruz. Bu değişen düşünce ile köyde hareket başlar. İlk kooperatif kuruluş çalışmaları başlar. Köylü okuyunca kooperatifçiliğin ne olduğunu anlar. Kooperatifçiliği öğrendikçe birlikte çalışmanın ve bilgi paylaşmanın önemini kavrar. Bu örnek davranışları ile DOLHAN KÖY’ ü Kırklareli’ nin kalkınmada öncelikli örnek köy modeli seçilir. Dolhan köy’ üne orta okul yapılır. O yıllarda orta okul ve lise yalnızca Kırklareli Merkezde vardır. Dolhan Köy’ü bu konuda da örnek köy olur.

Dolhan Köy’ü o günlerin meyvelerini sonraki yıllarda toplar. Köy’den hemen bütün gençler lise mezunu olur. Çoğunluğu üniversite tahsilini tamamlayarak önemli görevlerde bulunur.

Tekrar İsmet Yenigün’e dönecek olursak, YSE’deki görevinden ayrılarak müteahhitliğe başlayan Yenigün, bu işinde de başarılı olur. Kırklareli’nde YENİGÜN adını taşıyan birçok binaya imza atar. Ancak çocuklar büyümeye başlayınca ailevi sorunlar da başlar. İsmet Yenigün her türlü zorluğa rağmen iki kızına üniversite tahsili yapmalarında destek olur. Bir kızı baba mesleği inşaat mühendisi, diğer kızı ise doktor olur. Her ikisi de tahsillerini Amerika’da tamamlar. Büyük kızı ABD’de Nato bünyesinde Yüksek İnşaat mühendisi olarak görev yapmaktadır. Diğer kızı ise ABD’ de tıp eğitimini tamamladıktan sonra yurda döner. Alanya’ da dünya çapında bir göz hastanesi açar.

Eşi kızlarının yanına ABD’ye gitmek ister. İsmet Yenigün’ün işleri de ters gitmeye başlamıştır. Bütün bu olumsuz koşullara rağmen Yenigün, oturduğu evi satar ve kızların tahsillerini tamamlaması için gerekli parasal desteği yapar. Ancak eşi “Yemen Çölleri”ne gidenler gibi bir daha geri gelmez, araya dargınlıklar girer. İsmet Yenigün kendine kızarak, hayata da küserek Dolhan Köy’üne baba ocağına geri döner. Zor günler böylece başlamış olur.

İsmet Yenigün, zoraki dönüş yaptığı Dolhan Köy’ünde zor koşullar altında 6 yıl yaşamak zorunda kalır. İnanılmaz gibidir, dünya çapında iki evlat yetiştir, ABD’de okut,  Kırklareli’ nde yüze yakın kişiyi ev sahibi yap ve bütün bunların toplamı, baba ocağına köyüne dönüş yap. İnsanın başına neler gelebiliyor gördüğünüz gibi. Bir zamanlar Kırklareli’nin ünlü ozanı Vahit Lütfi Salcı gibi. Nereden nereye. Bütün bunları yaşayan bir insanın psikolojisinin ne hale geldiğini düşünebilir misiniz? Fakat İsmet Yenigün bu köyde de rahat durmaz. Kendisi yol ve su işleri teknisyeni olduğu için, köyde su kaynaklarını araştırmaya başlar.  Önemli bir su kaynağının varlığından  ve eski çağ kitaplarında bahsedilen, ancak bugün bütün izleri kaybolmuş olan Kral yolu ile ilgili çalışmalar yapmaya başlar. Her gün, vakit  bol olunca meralarda dolaşmaya başlar. Kral yolu ve eski su kaynakları ile ilgili izler bulur. Herkes onun hazine peşinde koşan bir deli olduğu kanaatine varır. İsmet Yenigün artık kafayı yedi diyerek, onu Bakırköy Ruh Hastalılıkları Hastanesine gönderirler. Bildiğiniz gibi bu Hastane Kırklareli’ li meşhur doktor Mahzar Osman tarafından kurulmuştur. Onun için bu hastaneye giden Kırklareli’ lilerin özel bir yeri vardır. İsmet Yenigün’ ü kontrol eden doktor hayretler içinde kalır. İsmet Yenigün’ de delilik değil akıl fazlalığı vardır. Hani halk arasında üstün zekalı dahi çocuk dedikleri türden. Doktor “Sen benden daha akıllısın” diyerek İsmet Yenigün’ü Kırklareli’ne gönderir.

Ancak bu olaydan sonra artık köyde oturması zordur. Köylüler bir deliden kurtulduklarına mı sevinsinler, yoksa köye hala çok şeyler verebilecek akıllı bir dostu kaybettiklerine mi üzülsünler hala karar verebilmiş değiller.

İsmet Yenigün Kırklareli Huzur Evinde de rahat durmaz. O günlerini huzurevi penceresi önünde torunlarının yolunu bekleyecek bir ihtiyar tipi değildir. Kırklareli’nde yapılan her türlü sosyal etkinlik içinde onu görmek mümkündür.

İsmet Yenigün kendisini “ vicdan felci mucidi” olarak tanımladığı yeni çalışmasında bu defa kişilerin vicdanlarına seslenir. Körlenen vicdanların belki  bu  çalışmalar  ile yeniden görmeye başlayacağını umut eder. İsmet Yenigün, Üniversitelerde VİCDANOLOJİ KÜRSÜSÜ kurulması ve 6 Mayıs’ın DÜNYA VİCDAN GÜNÜ ilan edilmesi ile ilgili yaptığı çalışmalar ve Birleşmiş Milletler’e gönderdiği dilekçeler sonuç vermeye başlar. Magazin 7 Dergisinden Vedat Koparan’ın 08.02.2012 tarihinde kendisi ile yapmış olduğu röportaj geniş yankı uyandırır. Alman Der Spiegel Dergisi konuya geniş yer verir. İsmet Yenigün tekrar Birleşmiş Milletler, Üniversiteler ve Ulusal ve Uluslar arası basının ilgi odağı haline gelir. Üniversitelerde Vicdanoloji Kürsüsü açılır ve 6 Mayıs Dünya Vicdan Günü ilan edilirse sakın şaşırmayın. Bu gün İsmet Yenigün’ün bir armağanıdır.

Dolhan Köy’ü İsmet Yenigün’ ün başlattığı okuma ve yol çalışmalarından sonra büyük bir gelişim içinde bulur kendini. Köy’ e gelen orta okul sayesinde köyün tüm gençleri orta ve lise tahsillerinden sonra üniversite de okur ve meslek sahibi olurlar.Yüzlerce genç üniversitede okur. Dolhan Köy’ ü Trakya’ da örnek köy olarak gösterilir. Köyden yüzlerce öğretmen, doktor, avukat, mühendis yetişir. İşte bu öğretmenlerden bir tanesi olan İlhan Nazmi Erdem, 1957-1963 yılları arasında köyünde öğretmenlik yapar. O yıllar herkesin okumak için yarıştığı, köklerini aradığı yıllardır. Köyün tarihi ile ilgili ilginç çalışmalar yapılır. Yaşananlar birinci ağızdan öğrenilir.

Yine Dolhan doğumlu Rıdvan Peker köyün tarihi ile ilgili yaptığı araştırmalar için, dedelerin geldiği Bulgaristan’ının LOFÇA Kasabası’na giderek dede köyleri ve evlerini bulur. Bu incelemelerini bir kitapta toplamak istediğini söyledi. Trakya’nın bir çok köyünde olduğu gibi Dolhan Köy’ünün tarihi de 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşına gidiyor. Osmanlı Ruslarla yaptığı savaşı kaybedip Balkanlardan geri dönüş başladığında, Trakya’ya gelen göçmenler kendilerine konaklayacak yeni yerler aramaya başlar. Lofça, Karamustafalar ve Akıncılar Köylerinden gelenler önceleri Uzunköprü civarına iskan edilirler. Ancak hayatları ormanlık ve ağaçlık alanda geçmiş olan köylüler, biraz da savunmasız kalmanın acıları henüz taze olduğundan ovada köy kurmak istemezler. Herhangi bir saldırı karşısında savunmasız kalmanın acı ve kayıplarını henüz unutmamışlardır. Bu yüzden savunma şansı yüksek ve o yıllarda hala orman olan Bedre Köy’ ü yakınlarına doğru yola koyulurlar. Ancak Köy’ ün bugünkü yerinde bir han vardır ve han dul bir  kadına aittir. Han’ ın civarında ilk konaklamalar başlar. Dulhan ismi zaman içinde farklı telafuzdan dolayı DOLHAN olarak anılmaya başlar.

Kafileden ayrılan akrabaların bir kısmı ise bu topraklar hepimizi beslemez düşüncesi ile Anadolu’ ya geçerler. Karabiga civarına GÜNEŞ KÖY’ ünü kurarlar. Dolhan Köyü ve Güneş Köy’ ünde oturan akrabalar bayramlarda ve önemli günlerde birbirlerini ziyaret ederler. Bu gelenek bugün dahi devam etmektedir.