11. KARABURUN BİLİM KONGRESİ

 

 

31 AĞUSTOS- 4 EYLÜL 2016

 

Karaburun Bilim Kongresinin bu yıl 11.si, “600.YILINDA Börklüce’ nin İzinde “ teması ile Börklüce Mustafa’ yı anma etkinliği olarak yapıldı.

 

 

 

 

 

Bilim Kongresi’nin ana teması her ne kadar Börklüce Mustafa olsa da, kongrede yapılan oturumlar ile çeşitli konular işlendi. Kongrenin bilimsel çalışmaları Karaburun Belediyesinin A ve B salonlarında yapılan bilimsel oturumlarda çeşitli konular işlendi. Son zamanlarda doğudan batıya ülkemizin her köşesinde işlenen doğa katliamlarına, ağaç kesimlerine, plansız programsız taş ocağı açılışları ile yeraltı su kaynaklarımızın acımasızca tahrip edilmesi karşısında verilen doğa mücadeleleri, son günlerde sık yaşadığımız ve giderek büyük bir sorun olmaya başlayan insan hakları ihlalleri, emek ve çalışma piyasasının dünden bugüne devam eden sorunları, bütün bu sorunlara yol açan Uluslararası Sermayenin tarihsel gelişim ve nihayet Börklüce Mustafa direnişi ve Şeyh Bedreddin konuları bilim insanlarının yaptığı çalışmalar ile tartışıldı.

 

Konular çeşitli üniversitelerden katılan bilim insanlarının yaptığı çalışmalar ve hazırladıkları bildiriler zaman ve yoğun program sebebi ile sadece tebliğ aşamasında kaldı. Halbuki adı üstünde bilimsel tartışma, keşke zaman olsa ve bildirime sunulan konular geniş boyutlu tartışılabilse idi. Dinleyenler sadece dinlemekle yetindi. Çünkü sabır sınırlarını zorlayan zaman dilimi sona erdiğinde kimsenin fazla soru ile insanları salonda tutmaya gücü kalmamıştı.

 

 

 

20 Oturumda 90 bilimsel çalışmanın sunulduğu büyük bir emek ve özverili çalışma ile hazırlandığı belli olan sunumlarda işlenen konular aslında her biri ayrı bir çalışma konusu olarak işlenmesi gereken konulardı. Ancak ülkemiz sorunlara açık bir coğrafyada, yöneticilerimizde sorun yaratmada mahir çalışmaları ile yarattığı büyük sorun zenginliğinden dolayı sorun konusu çekmediği için bu bolluğu da bizim farklı bir zenginliğimiz olarak kabul edelim.

 

02 Eylül 2016 Cuma saat 13.00 B-3 Oturumu :

 

Konumuzu ilgilendiren B-3 Oturumunda

 

Erdem ÇEVİK “ Erken dönem Osmanlı Toplumsal kuruluş süreci; Üretim, Mülkiyet ilişkileri ve toplumsal-Sınıfsal çatışma dinamikleri üzerine bir inceleme “ çalışması ile,

 

Sinan Arıman “ Şeyh Bedreddin İsyanının İdeolojik ve Felsefi temelleri” çalışması ile,

Hasan Ateş “ Osmanlı ve Türkiye tarih yazımında Şeyh Bedreddin ve Börklüce İsyanı” çalışması ile,

İzzet Umut Çelik “ Tarih boyunca İstanbul’ da Tecrit mekanları; Zindanlar” konulu çalışmaları ile konuları detaylı bir şekilde incelediler.

Şimdi diyeceksiniz ki, “bizde ayni soruyu sorduk” İstanbul zindanlarının Karaburun’ da işi ne. Bilgimiz olsun dedik ve kabul ettik. Madem bir direniş vardı, bu direniş esnasında çarpışmalar vardı, kazanan ve kaybedenler vardı, bu kadar kaybedeni nereye koyacaksın, elbette zindanlar bunun için yapılmıştı. Ancak Osmanlı bu konuda çok acımasız davranmıştı. Karaburun yarımadasına girişten itibaren bütün köyler yakılmış, insanlarla birlikte tüm canlılar, kedi, köpek, tavuklar dahil katledilmişti. Dolayısıyla Karaburun’ da zindana atılacak kimse kalmadığı için, zindana da gerek görülmemişti. Fetret devrinden çıkmaya çalışan Osmanlı’nın zindanlar ile uğraşacak vakti yoktu. Zindandakileri beslemek lazım, kaçmasınlar diye başlarına zindancılar koymak lazım, bir sürü sorun. Karaburun’ da zindan sorunu kökten çözüldüğü için İstanbul zindanlarına evet demek zorunda kaldık.

 

Karaburun insanların ikametine 90 yıl kapalı tutularak böylece tarihte örnek bir şekilde cezalandırılmıştı. Fakat 600 yıl sonra yine bir sürü bilimsel isyancı Karaburun’ da buluştu. Çünkü bu kongrenin adı BİLİMSEL KONGRE idi ve bilim THEODOR ADORNO’ nun deyişi ile İTAATSIZ OLANA İHTİYAÇ DUYAR’ dı.

 

03 Eylül 2016 Saat 10.00 A-11 Oturumu

 

“BİZ’DE HALİMİZCE BEDREDDİN’ İZ “

 

A-11 Oturumu Kemal Derin’ in başkanlığında ( Kemal Derin- Börklüce Mustafa kitabı)

 

Ahmet Vasfi Pekin “ Şeyh Bedreddin İsyanının Ekonomik, Sosyal ve İdeolojik Temelleri “ çalışması ile,

 

Raşit Çavaş “ Osmanlı Tarihçileri Şeyh Bedreddin’ i aklarken; Bütün kabahat Börklüce’de miydi? “ çalışması ile,

 

Özer Akdemir “ Börklüce’ den Bergama Köylülerine İsyan ve Bitmeyen Osmanlı Oyunları “ çalışmaları ile sunum yaptılar.

 

 

 

 

 

Şeyh Bedreddin ve Börklüce Mustafa direnişinin başlangıcına yol açan zamanın sosyal, siyasal ve ekonomik şartlarının incelendiği sunumda direnişin kendini gösteren şartların oluşmasına yol açan Anadolu’ daki savaş sonrası sosyal ve siyasal belirsizlik, iktidar mücadelesi karşısında ezilen yoksul kitlelerin haksızlıklara karşı haklı bir direnişidir. Ancak iktidar savaşı bu karışık durumlarda haklıyı haksızı ayıracak sağduyuya sahip değildir. Direnen yoksul kitleler yalnızca yaşam alanlarını savunmak isterken, iktidar kavgası verenler kendi silahlı güçleri ile çıkarlarını savunuyorlardı.

 

Osmanlı tarih yaparken tarih yazmayı ihmal ettiği veya henüz yazılı kültüre geçemediği için olayları yabancı tarihçilerin kaleminden, bu olayı ilgilendiren bölümünü ise Bizanslı tarihçi Dukas’ ın kaleminden okuduğumuz kadarı ile biliyoruz.

 

Şeyh Bedreddin olayının izlerini ise torunu Halil’ in olaydan 50 yıl sonra yazdığı Menakıbnamesinde izliyoruz. Halil, Dedesi Bedreddin’in büyük bir bilim adamı olmasından, yazdığı bilimsel eserlerin hala Osmanlı Medreselerinde ders kitabı olarak okutulmasından ve Halil’ in 2.Kosova Savaşına Ordu İmamı olarak katılacak kadar devlet hizmetinde olmasından dolayı elbette Şeyh Bedreddin yazılımlarda biraz daha şanslı idi. Bedreddin aklanmaya çalışılırken olan yine Börklüce Mustafa’ ya oluyordu. Zavallı köylü Börklüce Mustafa direnişinin bedelini hayatı ile ödemekle kalmayıp, yıllarca devlete isyan eden bir suçlu muamelesi görmüştür. Hani üzüm şiirinde olduğu gibi, Allah üzüm’ ü yaratıp insana sunduğunda kimi şarap yapmış kim sirke. İnsanlar suçu hep şarap’ a yüklemişler ama sirkenin suçlu mu, masum mu olduğunu açıklayamamışlardır. Burada kimin SİRKE, kimin ŞARAP olduğu konusunda nasıl karar vereceğiz?

 

Evensel Gazetesi yazarı Özer Akdemir yaptığı sunum ile olayın bir başka boyutunu inceliyordu. 1994 yılında Bergama’ nın Ovacık köyünde Alman şirketinin altın arama faaliyeti ile başlayan tartışmalar Türkiye gündemine bomba gibi düşüyordu. Sarı Şeytan olarak nitelendirilen ALTIN daha ortaya çıkmadan kamuoyunu ikiye bölmüş, ilgili ilgisiz herkes bilimsel tartışmalara katılmıştı. Basında yer alan yazılarda altının çıkması ile Türk ekonomisinin uçacağını, ekonomik zenginlik yaşayacağımızı yazanların karşısına çevreciler çıkıyor ve altına evet ama siyanürle çıkarma yöntemine hayır demek suretiyle tepkilerini dile getiriyorlardı. Bergama köylüleri ise yaptığı çıplak gösteriler ile ve kamuoyu’ nun gündemine oturuyordu.

 

 

 

 

 

Tam bu gelişmeler yaşanırken Necip Hablemitoğlu isimli bir akademisyen kuyuya bir taş atıyor ki, çıkar çıkarabilirsen. Hablemitoğlu çıkar çevrelerinin kuyusuna attığı bu taşın bedelini 2002 yılında yapılan suikast sonucu hayatı ile ödüyordu. Olay öylesine karışık bir hale getirildi ki çöz çözebilirsen. 600 yıl önce Karaburun’ da yaşananlardan daha karanlık olaylar Bergama Altın davasında yaşandı ve 4 bilinmeyenli çözümsüz bir matematik problemi gibi bir dahi bekliyor. Evrensel Gazetesi yazarı Özer Akdemir yazmış olduğu “ KUYUDAKİ TAŞ “ kitabı ile konuyu sebep, sonuç ve belgeleri ile derinlemesine inceliyor ve yetkililere çözüm yollarını gösteriyordu.

Garip bir tesadüf’ müdür bilinmez Hablemitoğlu’ nun kitabın basan yayınevinin ünvanı Otopsi yayınları imiş. Sanki başından belli gibi bu iş otopsi ile başlayıp otopside bitecek.Bu kadar tesadüf kadı kızında da bulunur dermiş büyüklerimiz.

İlk anda Börklüce sunumunda Bergama Altın dosyası ve Necip Hablemitoğlu’ nun ne ilgisi var desek bile, dinleyince ve okuyunca varmış demek.

 

Bütün bu okuduklarımızdan bir ders çıkaracak olursak, bir olay hakkında karar vermeden önce olay hakkında yazılanları çok iyi okumak, söylenenleri çok çok iyi dinlememiz gerekiyor, diyebiliriz. Bir de en önemlisi işi tesadüflere bırakmamak lazım. Hani derler ya bir iş nasıl başlarsa öyle biter…

 

KARABURUN SAVAŞ’ IN YAŞANDIĞI BÖLGE VE KÖYLER

 

Bilimsel kongre tüm hızı ile devam ederken, hiç kimse merak edip sormadı mı, gerek mi duymadı bilemiyorum, konu hakkında bilimsel çalışmalar yapılıp, bildiriler, kitaplar yazılmış olmasına rağmen neden bu sunumları konu ile ilgili bölümü olayın gerçekleştiği mekanda yapılmaz? Biz merak ettik ve oraları bilenleri aramaya başladık. Şansımıza eski bir Karaburunlu yardımcı oldu. Konuyu ve yöreyi çok iyi bilen emekli öğretmen İlhan Bey’i bu sebeple tanıdık.

 

AMBARSEKİ KÖYÜ

 

 

 

 

 

 

 

Karaburun- Mordoğan yolu üzerinde bulunan sırtını Mimas dağına dayamış olan köyde bulunan eski bir taş binanın Börklüce’ nin karargahı olduğu tahmin edildiği için yeniden düzenlenip tiyatro binası olarak kullanıldığını öğrendik. Binanın yanında bulunan çınar ağacının gövde kalınlığına bakarsak eğer en az 600-700 yıllık bir ağaç olduğunu tahmin edebiliriz. Çınar ağacının karşısındaki çeşmenin de yıllardır Mimas dağının soğuk sularını sunduğunu düşünürsek, acaba Börklüce Mustafa’ da bu çeşmeden su içip, çınar ağacının gövdesinde oturdu mu diye düşünerek 600 yıl öncesine gidiyoruz.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ambarseki köyü-Tiyatro

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

AŞAĞI OVACIK KÖYÜ

 

 

Aşağı Ovacık köyü girişinde İlhan öğretmen ile buluşup savaşın yaşandığı bölgeyi gezmeye başlıyoruz. Karşımızda PAŞA GEÇİTİ ve SOLTA TEPE’ den Şehzade Murat ve Bayezıt Paşa’ nın askerlerinin geldiğini hissediyoruz. Savaşın en şiddetli bölümlerinin yaşandığı Aşağı Ovacık Ovasında çobanlar tarafından bulunan mızrak ve ok uçları o günlerde yaşanan savaşın şiddetini anlatıyordu. İlhan öğretmen bölgeyi çobanlardan öğrendiğini, birçok bilinmeyenin daha ortaya çıkabileceğini söylüyor. Zamanımız sınırlı olduğu için mümkün olduğunca fazla yer görmeye çalıştık. Tamamen yıkılmış ve yakılmış olan Osmanlı köyünden bir tek hatıra olarak eski çeşme kalmış. Belki Börklüce yiğitleri bu çeşmeden su içmiştir diyerek bizde bir bardak su içip o günleri hayal ediyoruz.

 

 

 

Paşa Geçiti ve Solta Tepe- Savaşın en yoğun yaşandığı bölge

 

 

 

 

 

Son durağımız İlhan öğretmenin bağı oluyor. İlhan öğretmen hazineden kiraladığı boş araziyi bağ ekerek saklı bir cennet haline getirmiş. Emeğinin karşılığı elde ettiği üzümler bir başka lezzetli olmuş. Bölgede su sorunu olduğu için taşıma su ile bu taşlık arazide bağlarını kurutmadan yaşatabilmiş. İlhan öğretmenin başka misafirleri de vardı. Etkinliğe katılan akademisyenlerden bir başka gurup bizim gibi savaş alanlarını merak etmiş ve İlhan öğretmenin misafiri olmuş. Samsun üniversitesinde öğretim üyesi olduğunu öğrendiğimiz arkadaşlar “Türkiye’ de Akademi ve Akademisyenler “ konulu oturumu izlemek ve bildiri sunmak için geldikleri Karaburun’ da yeni bir Kanun Hükmünde Kararname ile akademisyenlere indirilen darbenin şaşkınlığını yaşıyorlardı.

 

Bu kararname ile bilim dünyasına indirilen darbeye tepki olarak Karaburun Bilim Kongresi aşağıdaki bildiriyi yayınlamak zorunda kalıyordu.

 

 

 

 

 

 

 

 

Açıklamanın tamamı şöyle:

 

”1 Eylül Barış Günü gece yarısı Türkiye’de akademiye darbe yapıldı. Darbecileri tasfiye amacıyla yürürlüğe konulduğu iddia edilen OHAL, açıkça akademide barışı, demokrasiyi, özgür düşünceyi savunanlara da yöneldi. Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) 2,346 akademisyen kamu görevinden ihraç edildi ve binlerce ÖYP’li araştırma görevlisinin iş güvencesi ortadan kaldırıldı. İhraç edilen akademisyenlerden 41’i, Ocak 2016’da ‘Bu Suça Ortak Olmayacağız!’ başlıklı barış bildirisinin imzacılarıdır. Kocaeli Üniversitesi’nden 19, Ankara Üniversitesi’nden 7, Niğde ve Adıyaman Üniversiteleri’nden 4’er, Gazi Üniversitesi’nden 2; Tunceli, Muş Alparslan, İTÜ, Manisa Celal Bayar ve Eskişehir Anadolu Üniversiteleri’nden 1’er Barışın Akademisyeni kamu görevinden men edildi. Ayrıca çok sayıda KESK üyesi akademisyen de aynı hukuksuz ihraç kararına maruz kaldı. Akademide OHAL, ne bu KHK ile ne de 15 Temmuz’da başladı. İnsan, toplum ve doğa yararına bilimi savunan, eleştirel ve özgür düşünceden yana olan bilim emekçilerinin tasfiyesi Ocak ayından bu yana sürüyordu. Devlete vatandaşlarının yaşam hakkını koruma görevini hatırlatan ve çatışma sürecinin çözümü için barış masasına geri dönülmesini talep eden akademisyenlerin 130’u akademik çalışma alanlarından tamamen veya geçici olarak uzaklaştırılmıştır. Adil bir soruşturma ve yargılama süreci olmadan gerçekleştirilen ve insanların hayatlarını geri dönülmez bir şekilde etkileyen bu uygulamalar, hiç kimse için ve hiç bir koşulda kabul edilemez. Bilimsel ve özgür düşünceye vurulan bu son darbe, sadece güvencesizleştirilen ve işten atılan akademisyenlerin özlük haklarına, araştırmalarına ve öğrencilerine değil, toplumun geleceğine yapılmış bir saldırıdır. Akademi iktidar odaklarından bağımsız olmalıdır; bilim itaatsiz olana ihtiyaç duyar. Tam da bu yüzden akademiden uzaklaştırılan arkadaşlarımızın bilimsel faaliyetlerinden alıkonmaları mümkün olmayacaktır! Büyütülen savaşa ve yaygınlaşan hukuksuzluğa karşı yaşayan, yeşerten, yaşatan bilimi ve bilim insanlarını savunmaya ve onlarla dayanışmayı büyütmeye devam edeceğiz! – OHAL’e, ve bu kapsamda derinleşen hukuksuzluğa ve keyfi uygulamalara derhal son verilmelidir. – İşten atılanlar görevlerine geri alınmalı ve darbe girişimine dâhil olduğu idda edilen akademisyenler adil bir soruşturma ve yargılama süreci ile tespit edilmelidir. – ÖYP’li araştırma görevlilerinin 50/d kadrosuna geçirilmesi kararı geri alınmalı ve eğitim haklarının gaspı durdurulmalıdır. – Barış bildirisi imzacılarına ve KESK üyesi akademisyenlere yönelik baskı ve saldırılara derhal son verilmeli, gasp edilen hakları koşulsuz iade edilmelidir. Özgür ve bilimsel düşünceyi hedef alarak yok etmeye çalışanlar tarihe hesap vereceklerdir.

11. Karaburun Bilim Kongresi Katılımcıları

3 Eylül 2016 – Karaburun”

 

Günün yorgunluğunu” bedenen ve ruhen, tarihin çalkantılı denizinde fırtınalar içinde bu kadar yüzdükten sonra yorulmamak mümkün değildi “ Mordoğan meydanında dinlediğimiz müzik ve izlediğimiz tiyatro-şiir gösterisi ile, unutmaya çalıştık.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İlhan Öğretmenin Aşağı Ovacık köyünde büyük emek vererek hayat verdiği bağı. ( Eşim Güldan Karaca ile )

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

( Oğlum Barış Karaca-Güldan Karaca )

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Börklüce yiğitlerinin çoban çeşmesi

 

11.KARABURUN BİLİM KONGRESİ 31. AĞUSTOS.2016-04 EYLÜL 2016

KARABURUN-İZMİR

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ÖZER AKDEMİR-Mustafa Karaca-Ahmet Vasfi Pekin-Raşit Çavaş-Kemal Derin

A-11 Oturumu

BİZDE HALİMİZCE BEDREDDİN’İZ

SARANTALI KÖYLÜM

MUSTAFA KARACA