1.AYDINLANMA BULUŞMASI

 

 

 

LÜLEBURGAZ/ Kırklareli

20-22 Ekim 2017 tarihleri arasında Kırklareli’nin Lüleburgaz İlçesinde “YENİ KUŞAK KÖY ENSTİTÜLERİ DERNEĞİ ve Lüleburgaz Belediyesinin organize ettiği “1.AYDINLANMA BULUŞMASI” yoğun bir katılım ile gerçekleşti.

PANEL-SERGİ-GEZİ olarak tertip edilen buluşmada gelen konuklar Lüleburgaz Belediyesinin girişimleri ile oluşturulan ve adına “ AKADEMİ” adı verilen, Lüleburgaz Yıldızlar Futbol, Lüleburgaz Yıldızlar Motosiklet-Bisiklet, Lüleburgaz Yıldızları Kadın Akademisi gibi çeşitli etkinlik ve branşlarda faaliyet gösteren tesisler gezildi. Belediye Başkanı Emin Halebak’ın girişimleri ile düzenlenen akademilerde ihtiyaç duyduğumuz yıldız sporcular yetişecek. Halebak’ın söylemi ile “LÜLEBURGAZ’DA YILDIZLAR GÜNDÜZLERİ DE PARLAR” ideali gerçekleşecek.

Organizasyon Yeni Kuşak Köy Enstitüleri Lüleburgaz Şubesince yapıldığı için programın konukları daha çok Köy Enstitüsü kökenli öğretmenlerden oluşuyordu. Yaşları 80-90 civarında olan bu genç delikanlıların, Kepirtepe’nin o ihtişamlı günlerini tekrar yaşamanın mutluluğu yüzlerinden okunuyordu. Köy Enstitülerinin nasıl muhteşem ve kalıcı bir eğitim yuvası olduğunu bir kez daha gördük ve o enstitülerin kapanmasına sebep olanlara yazıklar olsun dedik.

NEDEN LÜLEBURGAZ

Lüleburgaz İlçemiz her ne kadar il olarak Kırklareli’ne bağlı ise de, coğrafi konum olarak Trakya’nın merkezi sayılır. Kepirtepe Köy Enstitüsü’nün Lüleburgaz’ın sosyal, kültürel ve politik yaşamına çok önemli bir miras bıraktığı kesin. “AYDINLANMA IŞIĞININ ilk defa burada yakılması da bir tesadüf değil. Umarız bu ateş dağlarda yakılan ÇOBAN ATEŞLERİ gibi tüm ülkeyi aydınlatır.

1.Dünya Savaşı sonrası imzalanan Mondros Mütarekesi sonucu İtilaf Devletleri ülkemizi işgale başlar. Trakya’nın işgal süreci ise 4 Kasım 1918 de Fransızların Uzunköprü-Sirkeci demiryolunu işgal ederek Trakya’nın İstanbul ile bağlantısını kesmesi ile başlar ve 20 Temmuz 1920 de Yunan Ordusunun Trakya’yı işgali ile devam eder. İşte bu işgallere direnme kararı alan yurtseverler 31 Mart-2 Nisan 1920 de LÜLEBURTGAZ KONGRESİNİ toplayarak işgale karşı direnirler. Lüleburgaz’da yakılan ilk ateş çoban ateşi gibi tüm yurda yayılır ve KURTULUŞ SAVAŞI ile taçlanır.

Bugün karşımızda savaşacağımız bir düşman yok. Fakat her geçen gün dini taassub, dinin ve din tüccarlarının sosyal hayatımızı etkileyerek, hissedilmeye başlayan karanlık bir çıkmaza doğru sürükleniyoruz. Gün geçmiyor ki bir üniversite hocası, hatta bir rektör veya bir gazeteci veya politikacı dini fetvalar versin ve hepimizi tedirgin etsin. Türkiye ve içinde yaşadığımız coğrafya her ne kadar istismara ve dini telkinlere açıksa da artık geriye dönüş olamaz. Zamanın çarkı hiçbir zaman geriye doğru işlememiştir.

3.Murat zamanında 1575 li yıllarda gelişmeye başlayan astronomi ve gökyüzünün incelenmesi için kurulan Rasathane’ye karşı inanılmaz bir dini saldırı başlamıştı. Sebep “GÖKYÜZÜNÜ SEYREDERSEK, MELEKLERİN CİNSEL HAYATINI GÖZLEMİŞ OLURUZ”, böyle bir düşünceye pes doğrusu diyeceğiz ama, dedikodulara karşı direnemeyen 3. Murat 1580 yılında verdiği emir ile, Kılıç Ali Paşa Boğaza getirdiği gemiler ile Rasathane’ yi top ateşine tutar. Pes ki pes.  Bugünde birileri çıkıp gökyüzündeki melekleri cinsel hayatımıza karıştırıyor amma, gökyüzünde uçan uçaklardan, gezen uydulardan ve telefon sinyallerinden melekler rahatsız olmuyor mu ? Elbette oluyordur ve hatta uydulara çarpıp trafik kazasında kaybettiklerimiz bile olduğuna inanmaya başlayacağız. Bereket ki 3.Murat yok, bir gece ansızın yıkın şu rasathaneyi diyebilir.

İki oturum halinde gerçekleşen panelde eğitimin dünden bugüne sorunları ve çözüm önerileri tartışıldı. Köy Enstitüsü geleneğinde sadece sorunu anlatıp karşı tarafı suçlayarak bir yere varılmayacağı için, ciddi ve önemli çözüm önerileri de sunuldu.

MANDOLİN KOROSU

 

“Köy Enstitüleri hayatın, yaşamın, müziğin kendisidir”

Oturuma başlamadan önce Kepirtepe çıkışlı emekli öğretmenlerden oluşan MANDOLİN KOROSU verdiği muhteşem konser ile bizleri -40-50 li yıllara götürdü. Bu yaşta insanların hala mandolin çalabilmeleri, o günlerin coşkusunu yaşayabilmeleri ve yaşatabilmeleri gerçekten saygı duyulacak bir olay.  Köy Enstitüsü ateşi kalplere girdimi bir defa, insan yaşlanmıyor ve yıllara meydan okuyor. Onların bile daha yapacak çok işi varken umutsuz tayin bekleyen öğretmenlere, asgari ücretli bir işi arayan üniversite bitirmiş gençlere selam olsun. Çaresiz değilsiniz, eğer çarenin siz olduğuna inanırsanız.

1.OTURUM

“KORKTUĞUN AN KAYBETTİĞİN ANDIR”

Panelin yönetimini yapan SEMİHA GÜNAL’ın tanıtımı ile din ve devlet işlerinin karıştığı, veya karıştırılmaya çalışıldığı bir eğitim sistemi ile karanlığa doğru sürüklenmek istiyoruz. Böyle bir zaman diliminde eğitimin sorunlarının tartışılması ve çözüm önerileri ile birlikte sunulmasının gerekliliğinin üzerine basarak ilk sözü ÇYDD Genel Başkan Yardımcısı GÜLSÜN KAYA’ya verdi.

Gülsün Kaya konuşmasında, yine bir 21 Ekim günü kaybetmiş olduğumuz Ahmet Taner Kışlalı’yı anarak söze başladı. Karanlık zihniyette insanların öncelikle yetişmiş beyin gücüne saldırdıklarını ve o yıllarda hatırlarsak birçok akademisyen, yazar, gazeteci suikastlar sonucu hayatını kaybetmişti. Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Ahmet Taner Kışlalı gibi nice değerli insanımızı bu anlamsız teröre kurban vermiştik. Atatürk yıllar önce bu tehlikeye sezmiş ve “GELECEĞİN SAVAŞI BEYİN SAVAŞI OLACAKTIR. BU SAVAŞIN ZAFERİ EĞİTİM YOLUYLA KAZANILACAKTIR” diye bizleri uyarmıştı. Atatürk’ün bu sözünün anlamını ve değerini şimdi daha iyi anlıyoruz.

Dini vakıfların mahallelerimize kadar girerek açtığı Ana Okullarında 3-6 yaş arası çocuklar dini eğitim ile yönlendirilmeye çalışılıyor. Bugün açılan Sübyan Mektebi Statüsündeki yerler Osmanlıdan 7 kat daha fazla imiş. Gülsün Kaya “korkuyu yenerek, çocuklarımıza ve okullarımıza sahip çıkarak alternatif eğitim sistemi olarak çağdaş, bilimsel, laik ve Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı bir eğitim sisteminin temellerini kurmalıyız” diye, bizi uyarıyor. Bu konuda kurulmuş olan LABEP ( Laik, Bilimsel Eğitim Platformu) çatısı altında mücadele etmemizi öneriyor.

AYNUR GEZEN;

Yaptığı bilimsel çalışmalar ile bazılarını rahatsız eden Aynur Gezen, üniversiteden atılan akademisyenlerden. Ancak o yılmamış ve daha çok çalışarak mücadelesine devam ediyor. Bilimsel olarak Üniversitenin mutlaka büyük bir kaybı, böyle kültürel ve sosyal platformların ise büyük kazancı. Çünkü bu tür sosyal mücadeleler ancak böyle inançlı, cesur ve kararlı insanlarla sonuca ulaşır. Onların akademik bilgi ve birikimlerinden ülke geleceği adına faydalanmak zorundayız.

Tehlikenin bir başka boyutuna dikkat çekmek istiyor. Dinci vakıfların eğitim programlarına almış oldukları dini eğitimin yanında sportif eğitimlerin ileride militan yetiştirmek için kullanılacağını ve bu tür yetişen çocukların yarın dindar ve kindar bir nesil olacaklarına değiniyor. Kime karşı bir kinleri varsa bilemiyoruz artık.

DR.İNCİ SOLAK AKMAN;

Dr İnci Solak Akman, KHK ile Üniversiteden uzaklaştırılan bir akademisyen. Kendi durumu ile ilgili ilginç bir araştırma yapmış. Kadro tasfiyesi veya bugünkü deyimiyle kendi yandaşlarına yer açmak için kadro boşaltma işleminin demokrasi ve öğretim tarihimizde yeni olmadığı, 1.Meşrutiyetten beri süregelen bir uygulama olduğunun altını çiziyor. 1869 yılında Dar-Ül Fünun la başlayan hareketin, 1900, 1930,1980 ve günümüze değin yaşananları kronolojik bir süreç içinde sunuyor. Ancak hepsinde ilginç olan ortak özelliğe dikkat çekiyor. Üniversitelerden atılanlar yalnız bırakılmış ve toplum tarafından sahiplenilmemiş. Siyasi otoriteden korkudan mı, yoksa boşalan yerlerden bir yer de bana da düşer mi beklentisi?

Yine hepsinde ortak bir özellik “İHBAR MEKTUBU”. 1948 yılında Pertev Naili Boratav ihraç edilirken, Dil Tarih Coğrafya Dekanı Milli Eğitim Bakanlığına bir ihbar mektubu yazar ve süreç başlar. Her ne kadar ihbar asılsız çıkıp, beraat etseler de, amaca ulaşılmıştır. Bugün bu ihbar mektuplarını ya bir öğrenciye yazdırıyorlar, ya da faili meçhul kişilere.

Üniversitelerimiz maalesef kendi kanını akıtıp, çok zor şartlar altında yetişen değerli bilim insanlarını kaybediyor. Ancak Dr.İNCİ SOLAK AKMAN diyor ki “ her gecenin bir sabahı var, elbet bir gün kazanacağız”.

Prof.Dr.Osman Demircan:

“Köy Okullarına İşlerlik Kazandırılması” konulu çalışmasında Çanakkale ve civar köylerinde terk edilen köy okullarının durumunu gözler önüne serdi. Yıllar önce cıvıl cıvıl çocuk sesleri ile canlı bir mekan olarak yaşayan köy okulları büyük bir sessizlik ve yıkıntı içine girmişler. Fikirlere yok edilemeyince, mekanlar yok edilmiş.

Prof Demircan “ Bir ülkede eğitimin çökmesi demek Ulus’un çökmesidir. Kırsal alandan eğitimin çekilmesi demek köylerin boşalması, Ülke’nin Orta Çağ karanlığına sürüklenmesi demektir. Köy okulları kapatılıp, köyler öğretmenden yoksun bırakılarak köylüden bir nevi intikam alınmaktadır” diyerek durumun ciddiyetine bir başka bakış açısı ile bakıyor.

“Köyler çağdaş yaşam alanı olmalı, köylere yaşam boyu eğitim getirilmeli” amacı ile kurulan ve gerçekten önemli bir çözüm olacak olan KODA Projesi “ Köy Okulları Değişim Ağı, Kırsal Kalkınma Kaynakları” ile aydınlanma yoluna bir başka bakış açısı ile çıkmışlar.

 

 

 

2.OTURUM

BELEDİYE BAŞKANLARI KONUŞUYOR

Panelin 2.oturumunda Türkiye’de örnek teşkil eden çalışmaları ile kamuoyunda takdir toplayan üç belediye başkanının yaptığı çalışmalar ve sorunlara çözüm yollarının anlatıldığı ve umutsuzlukların yıkılıp, gerçekten çok çalışmalı ve yapacak çok işlerimizin, gidilecek çok yolumuzun olduğu ve asla ümitsiz olmadığımız konularında yapılan çalışmaları izledik.

MEHMET ALİ ÇALKAYA

İZMİR-BALÇOVA BELEDİYE BAŞKANI

Çalkaya “ Göreve geldiği gün,Halkı yönetmeye değil, örgütlemeye geldim” felsefesi ile yola çıktığını ve örgütlenmenin de öncelikle “KADIN” dan başladığını söylüyor. Çünkü Türk Kadını Kurtuluş Savaşı sırasında gösterdiği cesaret ve kahramanlıklar ile Savaşın kazanılmasında cephede savaşanlar kadar etkili olmuş ve ihtiyaç duyulduğunda ise cephede savaşmaktan da kaçmamıştır.

Çalkaya öncelikle Balçovalı kadınlara meslek edinme kursları ile beceri ve meslek kazandırmış, sonra da ürettiklerini pazarlanması konusunda çalışmalar yaparak ev kadınına ekonomik özgürlük sağlamıştır. Daha sonra bu kadınların sosyal ve kültürel hayatımıza kazanılması için gerekli sosyal aktiviteler kendiliğinden gelmiş. Bugün Türkiye’nin en örgütlü kadın gücü İzmir Balçova’da yaşam bulmuş.

Dünya tarihi incelendiğinde hayatımızı iyileştiren sosyal ve kültürel devrimlerin karşısına, bu devrimlerden çıkarı bozulanların organize ettiği karşı devrim mutlaka çıkmıştır. Dünya’ya hiçbir ülkenin kadını Türk Kadını kadar erkeğinin yanında olmamıştır. Türk kadını mutlaka örgütlenmeli ve bu devrim ve eğitim mücadelesinde yerini almalıdır.

Balçova Belediyesinin açmış olduğu “SEMT EVLERİ” inde kadınlar eğitilmiş, örgütlenmiş, ekonomik , sosyal, kültürel ve nihayet siyasi özgürlüklerini elde etmeye başlamıştır.

DR.AHMET ATAÇ

ESKİŞEHİR-TEPEBAŞI BELEDİYE BAŞKANI

Dr.Ataç konuşmasında” ülke ve zaman olarak zor bir süreçten geçtiğimizi, zor şartlar altında daha çok çalışarak mücadele etmemiz gerektiğini” öneriyor ve bu konuda belediyelerin destekleyici eğitim ile topluma destek olacağına inanıyor ve bu konuda çalışıyor. Zorluklara karşı unutmaya başladığımız birbirimiz ile dayanışmanın önemini vurgulayarak, bir birimize destek olmayı öneriyor. Emekliler için açılan ve adına “DENEYİM CAFE” denilen mekanlarda emeklilerin bilgi ve tecrübelerini gençlerle paylaşmasını ve hayata daha pozitif bakmalarını sağlıyor. Gençlerin enerjisi kadar, emeklilerinde tecrübelerine ihtiyaç var. Emeklileri ve gençleri “DENEYİM CAFE” de buluşturup bilgi akışı sağlanıyor.

Köy Enstitülerini geçen zaman içinde belki eski heyecan ve coşku ile köylerde kurulamayacağına ( çünkü köy nüfus sayımız % 8 lere düştü) inandığı için KENT ENSTİTÜLERİ Modelini daha gerçekçi ve sosyal hayatımıza uyum sağlayacağına inanıyor.

“YAŞAM KÖYÜ” Alzheimer hastaları için yaşam alanı yaratılması ve “ İKİ ELİN SESİ VAR” projeleri ile çocuklar için senfoni orkestrası projeleri ile önemli çalışmalar yürütüyor.

 

EMİN HALEBAK

LÜLEBURGAZ BELEDİYE BAŞKANI

“LÜLEBURGAZ’DA YILDIZLAR GÜNDÜZLERİ DE PARLAR” felsefesi ile yürütülen AKADEMİ çalışmalarında futbol-bisiklet-motosiklet başta olmak üzere çeşitli spor branşları ve kadınlara yönelik eğitim aktiviteleri ile Lüleburgaz’ı adeta akademik eğitim verilen bir kültür şehri haline getirmiş.

“Gençliğimizde Dünya’yı değiştirme amacıyla devrimci mücadelemize başlamıştık. Ancak geçen zaman içinde gördük ki ne dünya değişti ne de ülkemiz. Biz şimdi kendimizi değiştirerek işe başladık. Kendimiz olumlu yönde değiştirirsek yaşadığımız şehri değiştirebiliriz, yaşadığımız şehirden güç alarak ülkemizi değiştirebiliriz” diyerek çıkmış olduğu yolda Lüleburgaz’ı önemli ölçüde değiştirmeyi başarmış. Lüleburgaz’ın tarihinden gelen devrimci mücadelesi de bu işe eklenince güzel çalışmalar ortaya çıkmaya başlamış ve gözle görülür, hissedilebilen bir değişim başlamış.

 

 

 

Lüleburgaz’da 1930 yılında kurulmuş olan “YEŞİLOVA SPOR KULUBÜ” tüzüğünde her türlü spor branşlarının yanında “DANS KURSLARI” nın da bulunması o yıllarda yaşadığımız sosyal ve kültürel zenginliklerimizden örnekler verdi. Bugününün Lüleburgaz’ında dans kursları yok. Çok yakında bir “DANS AKADEMİSİ” nin açılışına davet edilebiliriz.

 

ÖRNEK KIDEMLİ VATANDAŞ

GAZETECİ FEYZULLAH AKTAN

Aydınlanma buluşmasının en önemli sürprizi ise Keşan Önder Gazetesi Sahibi FEYZULLAH AKTAN’ a verilen “ÖRNEK KIDEMLİ VATANDAŞ” ödülü oldu. Feyzullah Aktan hayatı boyunca uğradığı bunca haksızlığa ve ilerlemiş yaşına rağmen dimdik ayakta ve gençlere örnek olacak bir yaşam ile aydınlanma mücadelesine devam ediyor. Gazeteci Feyzullah Aktan “ hepiniz benim gözümde örnek vatandaşlarsınız. Benim farkım sadece yaştan kaynaklanan kıdem esası. Hani askerlikte önce gelene verilen kıdem var ya, bende sizden önce dünyaya geldim. Kıdem farkım bu” diyecek kadar mütevazi. Gençlere ve emekli olup öğretmen evlerinde vakit geçirmeye çalışan öğretmenlere ince bir mesaj gönderiyor. “Aydınlığa giden yol uzun ve zordur. Yılmadan, yorulmadan çalışmak gerek.”

MUSTAFA KARACA

SARANTALI KÖYLÜM

 

 

23.10.2017