2016 Aristotoles Yılı

313

2016 Yılı Unesco tarafından doğumunun 2400. Yılı nedeniyle ARİSTOTOLES YILI ilan edildi. Bu kapsamda çeşitli ülkelerde Aristotoles ile ilgili seminer ve konferanslar verilmeye başlandı. Dünya felsefeyi ve Aristotoles’i yeni keşfetmiş gibi bu tür etkinlikleri büyük bir ilgi ile izlerken Türkiye bu konunun neresinde diye merak ettik ve bizde neler oluyor diye kısa bir araştırma yapık.

Konuya girmeden önce biraz olsun Aristotoles hakkında kısa bir bilgi turu yapalım. Aristotoles kimdir ve neden özellikle 2016 yılı Aristotoles yılı olarak ilan edildi.

Aristotoles’ i yeni kuşak öğrenciler bilemez artık. Ancak 68 kuşağı dediğimiz 1948 doğumluların okuduğu yıllarda liselerde Felsefe-sosyoloji ve Mantık derslerinin verildiği yıllarda felsefe öğretisi kapsamında kısa da olsa Yunan filozofları ve felsefe hakkında ders kitaplarında konuları incelemiştik. Daha sonra 1966 yılında girdiğim İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi FELSEFE BÖLÜMÜNDE  Prof.Macit Göker, Prof.Takiyeddin Mengüşoğlu ve Prof.Bedia Akarsu gibi önemli filozofların derslerinde felsefeyi ve filozofları daha geniş kapsamlı okumuş ve tanımıştık. 1966 lı yıllarda Türkiye’ de çok iyi tanınan Aristotoles, Platon gibi eski yunan filozoflarının görüşleri 68 kuşağı üzerinde etkili olmuştu.

Felsefe kısaca insanlara bilginin önemini, bilgiye ulaşmak için izlenecek yol ve bu yolda yürürken karşımıza çıkacakların bizim karakter yapımızda etkili olacağını öğretir. Önümüze veya kullanımımıza sunulan bilgi bize ne derece faydalı veya ne derece doğru bir bilgi idi. Bilgiyi olduğu gibi veya sunulduğu gibi kabul etmek yerine, sorgulayan, araştıran, bu aşamada insanı insan yapan ETİK değerlere önem ve saygı göstererek inceleyen bir yöntemle doğru ve faydalı bilgiyi bulmak insanı farklı bir mutluluğa ulaştıracağı için, ayrıca kişisel ve toplumsal mutlulukta ön plana çıkıyordu.

Bir tarafta sorgulayan, araştıran, okuyan, bilime ve bilgiye saygı duyan bir öğreti karşısında iteat’e dayalı, sorgulamayan, araştırmayan ve sadece sunulanı ezberlemekle yetinen bir öğreti ile karşılaşınca ister istemez bir fikir tartışması ve çarpışması gündeme geldi.

Bilgiye dayalı sorgulayan, araştıran ve sürekli okuyarak gelişen bir öğretinin karşısında zayıf kalan ezberci ve iteatçi öğreti çareyi şiddete başvurarak çözmeye ve üstünlük sağlamada buldu. Sorun haline gelen araştırmacı zihniyet ise okullarda FELSEFE DERSLERİ’ nin kaldırılması ile tasfiye edilmeye çalışıldı.

Türkiye’ de sorun felsefe derslerinin öğretim müfrededat’ından kalkması ile çözülmüş gibi görünse de aslında daha da büyüdü. Oysa Aristotoles 2400 yıl önce  “düşünmenin eşlik etmediği her inanç şiddet yüklüdür”diye önemli bir tespit yapmış ve öğretilerinde bu konuya önem vermişti. Türkiye ve dahil olduğumuz Ön Asya coğrafyası, yani Müslümanlığın yoğun bir şekilde hakim olduğu coğrafya, düşünmeyi ve düşünen insanı unuttu, yok saydı, düşünenleri şiddetle bastırmaya kalktı ve bu gelişmelerin bedelini şimdi şiddet ile ödemek zorunda kalıyoruz.

Türkiye’ de felsefe hala öksüz ve yetim. Devlete felsefeden korktuğu için sahiplenmiyor, toplum ise anlamadığı için uzak durmayı tercih ediyor. Önüne sunulanı araştırmadan soruşturmadan kabul edip çaba sarf etmiyor. İnsanlar gerçeği araştırma ve bulma mutluluğunun insanı gerçekten özgürleştirdiğinin hala farkına varamadı.

Aristo ruh ile aklın özgürce araştırması sonucunda ulaşacağı gerçeğin din ile devlet işlerinin ayrışması sonucuna ulaşılacağını ve bu durumun bugün adına LAİKLİK dediğimiz yeni bir anlayış getireceğini 2400 yıl önce bize anlatmaya çalışıyordu. Bu konu Modern Türkiye’ nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk tarafından devletin temel kuruluş prensipleri kabul edilmiş ve Devletçiliğin, halkçılığın yanına LAİKLİK temel prensip olarak kabul edilmiştir. Bir devletin var olabilmesi için gerekli temel unsurlar öncelikle bu devleti oluşturan bir halk olmalı, bu halkın bir ismi, milliyeti olmalı, idare şekli belirtilmeli ki bu cumhuriyet demektir, ve bu devlette din ve devlet işleri ayrı yönetilmelidir. Bunun için 1927 yılında yapılan CHP Kongresinde dört temel ilke HALKÇILIK-MİLLİYETÇİLİK-CUMHURİYETÇİLİK-LAİKLİK kabul edilerek uygulamaya konulmuştur. 10-18-Mayıs 1931 tarihlerinde yapılan CHP Kongresinde bu temel ilkelere Devletçilik ve İnkılapçılık maddeleri eklenmiştir. Şubat 1937 kongresinde ise bu altı temel ilke anayasa maddesi olarak kabul edilerek Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ nin temel ilkeleri olarak kabul edilmiştir.

Aristotoles Yılı olarak ilan edilen 2016 yılının ümit ederiz ki yapılacak olan konferans ve etkinlikler ile  yeniden aklın, bilimin, araştırmanın ve etik değerlerin tartışıldığı, insanın insanı yeniden keşfettiği, özgür ve mutlu insanların çok olduğu bir yıl olsun.2016 yılında yapılacak olan bazı etkinlikleri şöyle sıralayabiliriz. Hepsi önemli ve mutlaka izlenmeli, bildirileri kamuoyunda açıklanmalı ve basında daha çok yer almalı. Çok değerli araştırmacılar ve çalışmalar mutlaka okunmalı. Çünkü bu topraklar daha fazla şiddet ve kan taşıyamayacak kadar şiddet yüklendi. Çatışmalara sebep olan siyasal iktidarın kaynağının artık bulunması lazım. Bilginin değer bulduğu, insanların birbirlerine saygılı olduğu bir toplumda yaşamak herkesin hakkıdır.

1-14 Nisan 2016 Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Prof.Dr.Kaan Harun Ökten

2-21 Mayıs 2016 Arkeopera Nezih Başgelen- Aristotoles ve Batı Anadolu

3-25 Mayıs 2016 Aktif Felsefe Bursa YÖN.Kurulu Baş. Sosyolog Kemal Karadayı- “ Dünya Etik Günü” nedeniyle  “Aristotoles ve kalıcı mutluluk” konferansı.

Etik eğitimi, erdem ve mutluluk

4- Düşünbil Akademi’nin düzenlediği sempozyum, 18-19 Haziran 2016 tarihlerinde Ankara’da gerçekleşecek.

5- Mayıs ayında gerçekleşecek bir başka etkinlikte Selanik’teki Aristoteles Üniversitesi ev sahipliği yapacak. Etkinliğin, dünyanın çeşitli bölgelerindeki aydınları Yunanistan’da bir araya getirecek bir forum olma özelliği taşıması bekleniyor

Mustafa Karaca – SARANTALI KÖYLÜM