21. yüzyılın sınırsız – ülkesiz devletleri

119

SERMAYE ŞİRKETLERİ

– Ülkeleri yok ama bayrakları ve renkleri var.

– Anayasaları – şirket gelenekleri ve yazılı olmayan kuralları, bir çok ülkenin örf ve adetlerinden daha tutucu.

-Bir kaç yabancı dil bilen, birkaç üniversite bitirmiş yöneticileri bir çok ülkenin bakanlarından daha güçlü ve daha saygın.

-Dünya’ nın bir çok ülkesinde paraya ve yasalara hükmediyorlar.

-İdare merkezleri bir ülkede ama dünyanın her yerinde ofisleri vasıtasıyla dünyaya hükmediyorlar

– Yaptıkları ve yapmadıkları yatırımlar ile bir çok şehrin veya ülkenin kaderini etkiliyorlar

– Çağımızın en tehlikeli salgını işsizliğin çaresi olarak davet ediliyorlar, fakat gittikleri yerlere kendi sorunlarıyla birlikte gidiyorlar

– Devlet gibi istihdam yaratma sorunları yok, kişiye göre iş değil işe göre kişiler buldukları için. birçok iş kolunda devletlerden daha başarılı ve güçlüler

– Altyapı yatırımları ve giderleri olmadığından bütçelerinin tamamı hareketli para olarak işlem gördüğünden devletlerden daha güçlü ve kazançlılar.

– Sermayenin gücünü temsil ettiklerinden, ekonominin bilinen dengelerini alt üst ediyorlar. Sermayenin rant’ı emeğin ve toprağın rant’ını kendi lehine çevirmiş durumda. Böyle olunca birçok geri kalmış ülkede ekonominin makro ve mikro dengeleri alt üst oluyor.

– Para ve tüccar kavga etmez, savaşmaz deniliyor, fakat güçlü sermaye yapıları onlar için kavga edip savaşacak kişiler buluyor. Kurdukları özel güvenlik sistemi ile dünyanın her yerinde sıkı bir şekilde korunabiliyorlar.

– 2008 yılında yürürlüğe giren TÜRK TİCARET KANUNU  ile şirketlere bir çok hak ve sorumluluklar geliyor. Uluslararası sermayenin emperyalist yayılımı sürdükçe milli şirketlerimiz uluslar arası sermaye şirketlerine ne kadar dayanabilecek.50 bine yakın uluslar arası şirket ülkemize gelmiş ve yerli şirketlerle ortaklık ve bayilik şeklinde çalışmaya başlamıştır.

Girdikleri sektörlerde tek amaç maksimum karlılık olduğu için her türlü etik kuralları çiğneyerek dengeleri bozuyorlar. Gıdaların ve insanların genetik yapıları ile oynayıp ürünlerine zoraki Pazar yaratıyorlar. İlaç firmaları ürettikleri ilaçlarda her ne kadar insan sağlığını ve tedavisini ön plana aldıklarını söyleseler de, üretilen ilaçlar hiçbir zaman tam tedavi etmiyor ve hasta sürekli başka ilaçlara mahkum kalarak yaşamını sürdürüyor. Bu durumda insanlar sürekli ve zoraki müşteri olarak yapay ilaçlara bağımlı yaşamak zorunda kalıyor. İnsanların yaşam kalitesi sürekli düşüyor, hastalıklı ve ilaç tedavisine bağımlı bir nesil yetişiyor.

İnsanların beslenmesi için gerekli tarımsal üretim de ilaç şirketlerinin etkisi altında gelişiyor. Şirketler ile geliştiğini zannettiğimiz tarımsal üretim sürekli ilaca bağlı bir üretim haline geliyor. Tohum aşamasından, hasat aşamasına kadar geçen her safhada ilaç şirketlerinin ürettiği ilaçlar ile tarımsal ürün elde edilmek zorunda kalınıyor. Bu durum da yine sağlıksız ve hastalıklı nesillerin yetişmesine sebep oluyor.

İlaç ve tohum sanayiinde dünya devi olmuş iki şirket BAYER ve  MONSANTO  kısa süre önce güç birliği yapmak üzere birleşti. Görünüşe bakarsanız Bayer 66 milyar dolara Monsanto’ yu satın aldı, fakat gerçek görüldüğü gibi değildir herhalde. Ekonomik cirolarına ve sermaye yapılarına bakılınca ne Bayer’ in Monsanto’ yu satın almaya, ne de Monsanto’ nun satmaya ihtiyacı vardı. Peki Bayer neden 66 milyar doları gözden çıkardı ve bu para nerelere veya kimlere neden aktarıldı ?

Mustafa KARACA