21.yy’da dünya egemen güçleri dünyayı yeniden şekillendirirken köylümüze biçilen rol nedir?

Yeni yüzyılda Dünya yeniden şekilleniyor. Önce Avrupa’ nın ortasında bulunan ve Müslümanlığın hızla yayıldığı Yugoslavya şekillendi.

Onların anladığı manada şekillendi. Yani paramparça edildi. 600 yıldır huzur ve sukun içinde yaşayan insanlar birden bire canavara dönüşüp, birbirlerini öldürmeye başladı. Şekillenme, yani parçalanma çok kanlı oldu. Bu kanlı bedelin en büyük kısmını ise Müslüman Boşnaklar ödedi. Birleşmiş Milletler Güçlerinin sözüne güvenip, silahlarını teslim eden Sreprenitza köylüleri büyük bir katliama uğradı. Onların silahlarını teslim alan Hollandalı askerler, bu silahsız insanları acımasızca silahlı Sırp milislere teslim etti.

Aslında tehlike sinyalleri 1989 yılın da  Sırp lider Miloşeviç iktidara geldiğinde başlamıştı. 1389 Kosava’ nın 600. yılında, Kosava’ nın intikamını almaya geliyorum diyordu. Üstelik Kosava Savaşı’ nın yapıldığı savaş alanında. Önceleri Avrupa’ nın hoşuna giden bu meydan okuma, kanlı sonun başlangıcı oldu.

Avrupa şımartıp destekleri ile büyüttüğü bu katilin, kendi sistemleri için bir tehlike olacağını anlayınca ipini çekmekte tereddüt etmedi. Olan yıllarca emek verip bir şeyler biriktiren köylülere oldu. Yüzlerce köy yakılıp yıkıldı,Binlerce insan mal ve canından oldu.

Fakat istenilen olmuştu. Üretimleri ile zenginlemeye başlayan Yugoslav köylüleri, Avrupa gıda pazarını ele geçirmeye başlamıştı. Bu büyüme öncelikle, Dünya süt ve süt ürünleri piyasasına hakim olan Hollandalı çiftlik sahiplerini rahatsız ediyordu.

Avrupa’ nın ortasında üretimleri ile büyüyen ve zenginleşmeye başlayan Sreprenitza köylülerinin, silahları alınıp, önce Hollandalı askerlere teslim edilmesi ve sonra da bu askerlerin rüşvet karşılığı silahsız insanları Sırp milislere teslim edip katledilmelerine seyirci kalması acaba bir tesadüf mü ?

Benzer parçalama olayı komşumuz Irak’ ta yaşandı. Saddam ve nükleer silahları bahane eden ABD, Avrupa’ nın da askeri desteği ile IRAK’ ı işgal etti. Sonuç yine yüzlerce köy yakıldı, binlerce köylü öldürüldü, kadınların ırzına geçildi. Irak istenildiği gibi parçalandı.

Bu olaylardan çıkardığımız ders. Bölünmeler ne kadar içten destekçi bulsa da yine kanlı oluyor. Bir milyonun üzerinde Iraklı hayatını kaybetti. Binlerce Amerikan askeri öldü. En çarpıcısı ise, ölen kadın asker Jessica’ nın annesinin söyledikleri oldu “ Jessica iş bulabilse idi, askere gitmek zorunda kalmayacak ve ölmeyecekti “

Anlaşılan o ki, zaten bilinen, ABD işsizlerini orduya topluyor. Bu işsizler, bizim zavallı işsizlerimiz gibi kahve köşelerinde oturup kaderlerine razı olmuyor. Onları işsiz bırakan düzene ve kötü yöneticilere yüksek sesle dertlerini ve problemlerini bağırıyorlar. Çözüm, onları orduya alıp, yüksek maaşlar ödeyip bir müddet toplumdan uzak tutmak. Sıtreslerini atmak için istediklerini yapabilecekleri esirleri de zaten düzen ve şartlar yaratıyor.

Yakınımızda yaşanan bu iki kötü örnekten sonra aslında bizim yöneticilerimizin bir ders alması gerekirdi. Fakat ne yazık ki muhalefet sözcülerinin her gün televizyon ve gazetelere verdikleri demeçleri okuyoruz. Hepsi felaket tellalı gibi ayni şeyleri söylüyor “ Bu hükümet Türkiye’ yi bölünmeye sürüklüyor “. Elbette ki hiçbir hükümet yönettiği ülkeyi bölmek için görev yapmaz. Fakat uygulamalardan da biraz şüpheye düşmemek mümkün değil. İçeriği tam açıklanmayan BOP Planı ve Sayın Başbakan’ ın BOP Eş başkanlığı, gazetelerde yayınlanan bölünmüş Türkiye haritaları, biraz kafamızı karıştırıyor. Her şey daha net anlatılsa, hani şehirde ki aydın ve okumuş insanlar anlıyordur, biraz da köylülerin anlayabileceği basitliğe indirilse. Neticede, ister BOP,ister TOP olsun adı ne olursa olsun, uygulanan her yeni proğramın veya açılımın bedelini köylüler ödüyor.

Olayı genel bir açıdan ele almamızın sebebi , bazı acıları yeniden yazmak değildir. Bütün bu yazılanlar herkes tarafından okundu, izlendi zaten biliniyor ama, ders alınsaydı tarih tekerrür eder miydi ? . Srebrenitza’ da silahsız köylüleri silahlı Sırp milislere teslim edip,  sekiz bin kişinin ölümüne sebep olan Hollandalı askerlerden önce, Kırklareli’ nde bir bağ katliamı yaşanmıştı. Her tarafı bağlarla çevrili Kırklareli 1908 yılında gemilerle Fransa’ ya üzüm suyu ve şarap ihraç ediyordu. O yıllarda Dünya’ da bağcılıkta en büyük rakibimiz, Fransa’ da BORDO, Portekiz’ de Porto idi. 1910 lu yıllarda Fransa’ da bağlarda baş gösteren Floksara hastalığı, Fransız bağcılığını bitme noktasına getirmişti. Üzüm suyu ve şarap ihtiyacını büyük ölçüde Kırklareli’ nden karşılayan Fransa bizim rakibimiz olmaktan çıkıp, müşterimiz olmuştu. Fransız bağcılığı 10 yıl bu hastalığı atlatamadı. Atlattığında ise karşısında çok güçlü bir Türk bağcılığı vardı.Kırklareli köylüleri hep anlatırdı.1921 yılında bölgeyi gezen bir Fransız subayın ilgi alanı yakılan, yıkılan, yağmalanan Türk köyleri değil, şehrin kuzeyinde Karakoç civarındaki bağlar olmuş. Elindeki bastonu ile hep bağların kütüklerine vurup, “ ne kadar güzel bağ kütükleri diye övgüler söylemiş”  Ayni yıl büyük bir Floksara hastalığı bütün bağları  kurutmuş. 100 yıldır Kırklareli bağcılığı kendini toplayamadı. Defalarca yapılan bağcılık denemelerinden yeterli sonuç alınamadı.

Gel şimdi o Fransız subayın övgülerine övgü ile karşılık verme.

Dünya egemen güçlerce defalarca değiştirilip yön verilmeye çalışıldı. Zaman zaman, Kapitalizm, Sosyalizm, Faşizm, Komunizm  gibi yönetim sistemleri ile insanlar yönetilmeye çalışıldı. Bu sistemlerin hiç birinde yöneticiler köylüye bir şeyler sorma gereğinin duymadı. Köylüden hep yöneticilerin çıkardığı kanunlara saygı ve iteat beklendi. Yetiştirdiğin buğdayı ver, hayvanı ver, vergi ver, oğlunu askere gönder, gerekirse sen de gel.

Yaşananlardan ders alıp, dünü unutmadan, yarını düşünerek bugünü çok iyi değerlendirip, doğru kararlar verip, günü doğru yaşamak zorundayız.