26.SABAHATTİN ALİ KÜLTÜR GÜNLERİ

ÇALMADAN, ÇIRPMADAN BİZE EKMEĞİNİ VERENLERİ AÇ, BİZİ GİYDİRENLERİ DONSUZ BIRAKMADAN YAŞAMAK İSTEMEK BU KADAR GÜÇ

BU KADAR MİHNETLİ, HATTA BU KADAR TEHLİKELİ Mİ OLMALI İDİ

 

Bu yıl 26.sı düzenlenen Sabahattin Ali Kültür günleri etkinlikleri başladı. Kırklareli Belediye Başkanlığı, Kırklareli Kent Konseyi ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneğinin birlikte düzenlediği etkinliğe Sabahattin Ali’ nin doğduğu yer olan Bulgaristan Ardino  Eğridere ) Belediye başkanı konuk olarak katıldı. Kırklareli Belediye Başkanı Mehmet Siyam Kesimoğlu ve Ardino belediye başkanı birer konuşma yaparak Sabahattin Ali ve etkinlik konusunda kısa bir bilgi sundular.

Etkinliğin diğer konukları ise Sabahattin Ali’ nin kızı Prof.Dr. Filiz Ali, 68 liler Vakfından Sönmez Targan ve Gazeteci-Yazar Nebil Özgentürk oldu.

 

 

 

NEDEN KIRKLARELİ

Sabahatin Ali, Ardino ( Eğridere ) doğumlu olup yaşamının büyük bir bölümünü Anadolu’nun çeşitli illerinde, Edremit, İstanbul, Ankara gibi yerlerde geçirmiştir. Sabahattin Ali’ nin yolu hayatının hiçbir bölümünde Kırklareli’ den geçmemiştir. Kırklareli ile ilk defa tanıştığında ise son yolculuğu olmuştur. 1989 yılında 10-15 kişiden oluşan idealist bir arkadaş gurubumuz vardı. Siyasi sohbetlerimizin yanında edebiyat ile ilgili sohbetlerimiz daha çok olurdu. Sabahattin Ali’ yi öykülerinden, roman ve şiirlerinden okuyor ve tanımaya çalışıyorduk. Zülfü Livaneli tarafından söylenen “ Başın öne eğilmesin- Benim meskenim dağlardır dağlar “ gibi türküleri dilden dile söyleniyor, büyük toplulukların koro halinde söylediği türküler oluyordu. Bir gün sohbet toplantısında Kırklareli’ nin Peynir kenti-Hardaliye kenti-Bağ kenti gibi özelliklerinin yanında neden Kültür kenti de olmasın diye bir fikir ortaya atıldı.  Sabahattin ALİ, her ne kadar Kırklareli’ de doğmamış, yaşamamış olsa da son yolculuğunu Kırklareli’ ne yapmış ve bu toprakların bağrında toprak olmuştur. Yani toprağı toprağımıza katılmış, bizim toprağımız olmuştur. Atatürk’ ün Çanakkale savaşlarının 10.yılında nutkunda Anzak annelerine söylediği sözler niye bizim içinde geçerli olmasın diye düşündük. “ Bu topraklara evlatlarını gönderen anneler, evlatlarınız bizim evlatlarımız ile kucak kucağa yatıyor, onlar artık bizim de evlatlarımızdır”

1990 yılının 10 haziranında 20-25 kişilik bir arkadaş gurubu ile Sabahattin Ali’ nin öldürüldüğü yeri ziyaret ederek piknik yaptık. Bu etkinliğe Lüleburgaz Ceylanköy’ lü yazarımız MEHMET BAŞARAN’ da katılarak bizleri yalnız bırakmadı. 0 günden itibaren her yıl geleneksel olarak düzenlenen etkinliklere birçok ünlü yazar-şair ve gazeteci katıldı. Bakıyoruz bugün 26 yıl olmuş ve kesintisiz devam eden bir kültürel etkinliğe dönüşmüş.

 

 

 

 


Sabahattin ali kimdir ?

68 Kuşağı Sabahattin Ali’ yi Kuyucaklı Yusuf, Kürk Mantolu Madonna, Sırça Köşk, İçimizdeki Şeytan gibi öykü ve romanları ile tanır. İlk öyküsü “ Bir Orman Hikayesi “ 30 Eylül 1930 tarihinde Resimli Ay dergisinde yayınlandığında Nazım Hikmet’ in dikkatini çeker ve şöyle der, “Bu yazı bizde örneğine az tesadüf edilen cinsten bir eserdir. Köylü ruhiyatının bütün muhafazekâr ve ileri taraflarını, iptidaî sermaye terakümünü yapan sermayedarlığın inkişaf yolunda köylülüğü nasıl dağıttığını ve en nihayet, tabiatın deniz kadar muazzam bir unsuru olan ormanın muğlak, ihtiraslı hayatını, kımıldanışların zeki bir aydınlık içinde görüyoruz”.

Sabahattin ALİ ezilen insanların acılarını, nasıl sömürüldüklerini ve kentli aydınların köylüleri nasıl küçümseyici bir gözle gördüklerini anlatır öykü ve romanlarında. Bu anlatım tarzı doğal olarak bazı çıkar çevrelerini ve aydın geçinen cahilleri rahatsız eder. Sık sık şikayet edilir, yargılanır ve hapis yatar. Sabahattin Ali bu duruma şöyle isyan eder,

“Çalmadan, çırpmadan bize ekmeğimizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz bırakmadan yaşamak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hatta bu kadar tehlikeli mi olmalı idi”.

Evet, çıkar çevrelerini, sömürücüleri ve halkı küçük görenleri rahatsız ederek, onların yalanlarını yüzlerine vurarak, çalmadan, sömürmeden yaşamak gerçekten çok zor olur.

1990 kuşağı ise 1989 yılında esmeye başlayan sosyal demokrat rüzgarların ve Zülfü Livaneli’ ni türküleştirdiği şiirleri ile tanımaya başlar. “ Başın Öne Eğilmesin- Benim Meskenim Dağlardır” gibi Livaneli türküleri toplumsal korolar ile meydanlarda söylenir.

 

 

Sabahattin Ali şiirlerinde söylediği gibi meskeni dağlar oldu. Istırancaların Bulgaristan sınırına yakın Çukur Pınar köyü yolu üzerinde orman içinde bir taşın altında her yıl anılıyor. Bu yıl Nebil Özgentürk’ ün hazırladığı belgesel çekimi için kızı Filiz Ali, Sönmez Targan ve Erdoğan Kantürer ile anıt taşını tekrar ziyaret edip dağlardan topladığımız rengarenk kır çiçekleri ile anıt taşını süsledik.

 

Başın öne eğilmesin

Aldırma gönül aldırma

Ağladığın duyulmasın

Aldırma gönül aldırma

 

 

 

 

 

Sabahattin Ali şiirlerinde söylediği gibi başını öne eğecek, utanacak hiçbir davranışta bulunmadı, ağladığı da duyulmadı ama, onun anıt taşını koruyan meşe ağaçlarının ağladığını hissettik.

 

Sabahhatin Ali Mayıs aylarını çok severdi. Ancak 2 nisanda öldürülünce son mayıs ayını göremedi.

 

 

Mayıs ayı ayların gülüdür

Taze bir çiçek dalıdır

İçerim ateş doludur

Mayıs’ ta gönlüm delidir.

 

Sabahattin Ali dağları çok sever ve “meskenim” diye kabul ederdi. Öyle de oldu. Meskeni şiirinde söylediği gibi Istıranca dağlarının eteklerinde bir kayanın dibinde.

 

 

Başım dağ saçlarım kardır

Deli rüzgarlarım vardır

Ovalar bana çok dardır

Benim meskenim dağlardır

 

 

 

 

 

SARANTALİ KÖYLÜM

Mustafa Karaca