5.Börklüce Şiir Günleri – Karaburun/İzmir (29-30 Ağustos 2014)

117

İzmir Karaburun İlçesinde bu yıl 5.si düzenlenen “Börklüce Şiir Etkinliği” ne katılmak için Karaburun’a gittik.

İzmir’ in bu şirin ilçesi son zamanda düzenlenen çeşitli etkinlikler ile adından söz ettiriyor.

Önce Şiir ve Börklüce’ yi yan yana görünce biraz ilginç geldi. Börklüce adı şiir ile değil 600 yıl önce yaptığı devrimci mücadele ile birlikte düşünülebilir ancak. Şiir mi Börklüce’ yi, yoksa Börklüce mi şiiri sürükleyecek merak ettik doğrusu. Aslında ne şiirin Börklüce’ nin desteğine, ne de Börklüce’ nin şiirin desteğine ihtiyacı var. Ancak ikisi bir arada olunca güzel olmuş.

29.Ağustos etkinliğin ilk günü şiir konulu bir panel ile başladı. Şiirin bireysel ve toplumsal etkileri, toplum, sanat ve politika üzerindeki etkileri veya bunlardan aldığı etkiler tartışıldı. Bu yıl onur konuğu olarak Şair Veysel Çolak Karaburun’da idi.

Yenibütün Şiir Hareketi’ni başlatan şairler arasında yer alan Veysel Çolak,  şiirde sürekli bir arayış ve yeni bir şiir yaratma anlayışını şiirlerine yansıtmıştır. Ataol Behramoğlu onu “yeni kuşağın, şiir dili oldukça kişisel ve güç anlaşılır bir temsilcisi” olarak gösterirken, Şükran Kurdakul “coşkunun, sevginin, yaşama bakış biçimlerinin, başkaldırının, çelişkileri bilinçle yorumlamanın yarattığı bir ortamda, kuşağın ortak dilinden arınarak kendi dilini yaratma becerisi gösterdiğini”, söylemektedir.

Belki de şairin bu özelliğinden dolayı etkinliğe damga vuracağı düşünülmüştür. Börklüce Mustafa haksızlığa başkaldırıp dağlara çıkıp, inandığı dava uğruna canını verdiğine göre, böyle bir başkaldırı hareketinin önderinin isminin geçtiği etkinliğe, başkaldırının öncü şairinin güç ve katkı vereceğine inandıkları için Şair Veysel Çolak 5. Börklüce Şiir Günlerinin onur konuğu olarak seçilmiş olması büyük bir isabet.

İlk gün panel ve etkinliğe ilgi çok az oldu. Ya Karaburun halkı yaz boyunca devam eden etkinliklere doyuma ulaştı, ya da, gerekli duyum yapılamadı. Yine ayni ve belli çevreden gelen insanların katılımı ile söyleşiler devam etti. Etkinliğe SELAMİ ŞİMŞEK-ASLIHAN TÜYLÜOĞLU- ÖZLEM DENİZ DERTSİZ  isimli şairler konuşmacı olarak katıldı. Şiirin birey ve toplum hayatına katkıları şairlerin ağzından şiirsel bir anlatım ile sunuldu.

Etkinliğin olduğu Nergiz Çay Bahçesi’nin karşısındaki (6 metrelik dar bir yol var arada) kahvede oyun oynayan insanlar daha fazla idi. Yandaki marketten yöresel bir şeyler soralım dedik. Konuşmalar ve okunan şiirler zaten duyuluyor. Anlaşılan Karaburun esnafı hem etkinliğin rantını yiyor, hem şiir dinliyor, kahvede oturanlar hem oyun oynuyor, hem şiir dinliyor. Böylesi daha keyifli oluyor galiba. Gezinirken birkaç esnafa sorduk,” nedir bu Börklüce olayı” diye. Aldığımız cevaplar olaydan çok çok uzaktı. Neyse burada yazıp Veysel ustanın canını daha fazla sıkmayalım.

Veysel Çolak usta şiir dünyasından verdiği örneklerle bizleri sanki bir düş dünyasında gezdirdi. Bazen Konstantin Simanovu’ un şiiri ile 2.Dünya Savaşı Rus cephesinde savaşan askerlerin yanına gittik, onların bir şiir ile nasıl umuda ve hayata bağlandığını öğrendik, bazen de Filistin Cephesine gidip, İsrailli meşhur komutan Moşe Dayan’ ın Filistinli şair Fatma Tukan için söylediği “ onun her şiiri on gerillaya bedeldir” sözleri ile şiirin umutsuz insanlar üzerindeki etkisini öğrendik.

Dünyanın belki de en bilinen savaş şiiri olan “ BEKLE BENİ” ‘nin yazarı Konstantin Simonov, bu şiiri aşık olduğu Valentine Serova için cephede, ateş altındayken yazdı. Şiir bütün bir savaşın ve koskoca bir umudun simgesi olarak ezberlendi, şarkı haline getirilip söylendi.

Tek bir haber çıkmasa uzaklardan
Saçma da olsa bekleyişin
Yalnız sen olsan bile bekleyen beni
Bekle beniBırak beklemekten usanmış dostlarım
Öldüğümü sansınlar benim
İçme anılar gibi acı
İçme sakın o şaraptan
Yağmurlar içinde bekle beni
Karlar tozarken bekle
Ortalık ağarırken bekle
Kimseler beklemezken
Sen bekle beni

Konstantin Simonov

Filistinli şaiir Fatma Tukan’ ın “ŞİMDİ HEPİMİZ FİLİSTİNİZ” isimli şiiri
Hayır sevgili yurt, yılma
O yitilen yerde, karanlık alanlarda
Ne denli öğütmeye kalksalar da öfkeyi
O sonsuz acının değirmen taşlarında
Yılma, körletemezler seni
Çalsalar çocuklardan gülüşü ve sevinci
Yıksalar, yaksalar da sonunda
Yeni bir yaşam belirecek sana
Duvarlarında pıhtılaşan kandan
Filizlenip ışıyacak dört bir yanda
Sen, ey kanayan yurt, sen, ey öfkemiz bizim
Sen, ey sultanı yüreğimizin

Filistinli şair Mahmut Derviş’in “ KİMLİK KARTI” isimli şiiri

Bir daha diyorum,
kütükte kayıtlıyım
Birinci sayfanın ta başında,
nefret etmem insanlardan
Saldırmam hiç kimseye
Ama aç korlarsa beni,
Korlarsa çırılçıplak
Yerim etini beni soyanın
Açlığım ve öfkemi kolla
Damarıma basma benim…

Filistinli Hamas yöneticilerini anlamak mümkün değil. Madem elinizde her şiiri on gerillaya eş bir şairiniz var ve İsrail yöneticileri sizin silahınızdan ve gerillalarınızdan korkmuyor Fatma Tukan’ ın şiirlerinden korktuğu kadar, daha ne bekliyorsunuz, silahlı bir savaş yerine kültür savaşı başlatmaya, İsraillilerin kalplerini şiir ile vurmaya.

Akşamın yaklaşan saatlerinde Murat Mengirhan’ ın müziği ile ilgi çoğalmaya başladı. Muhteşem bir ses ve çok güzel seçilmiş ve yorumlanmış eserler. Bu genç müzisyen ilerleyen yıllarda müziği ve sesi ile gündeme damgasını vuracak.

30 Ağustos etkinliğin 2. Günü Karaburun-Mordoğan arasında 13,km bulunan “KAYNAR PINAR“ köyünde yapılacak olan etkinliğe katılmak üzere Kaynar Pınar’ a geldik. Kaynar Pınar köy statüsünde olmayan İnecik Köyü’ ne bağlı bir yazlık yerleşke. Gece konaklamak için “ÇAKIL PANSİYON’da yerimizi ayırdık.  Pansiyon işletmecisinin sözünün değerini burada gördük. Tertemiz bir hizmet ve mükemmel yemek servisi. Doğa cenneti bir mekanda yaşamanın keyfini çıkarıyorlardır diye düşündüm. Akşam güneşin batışı ve görülmeye değer muhteşem bir manzara oluşturuyordu.

Etkinlik saat 12 de başlayacağı için biraz erken kalkıp KAYNAR PINAR’ ı tanıyalım istedik. Etkinliğin yapılacağı Kaynar Pınar Çay Bahçesi’ nin çeşmesi ve çınar ağacı dikkatimizi çekti. Çeşmenin Börklüce Mustafa tarafından bulunan kaynağın düzenlemesi ile yapıldığı ve yüzlerce yıldır köylüye dağlardan gelen serin suları sunduğunu öğreniyoruz. Çınar ağacının yaşını sorduğumuzda 500-600 yıllık vardır diyorlar. Oraya gelen ağaçtan anlayan bir kişi çapını ölçmüş, dalını ölçmüş, köküne bakmış ve karar vermiş “yaklaşık 600 yıl olabilir”. İstemisiniz bu çınar’ ı da Börklüce Mustafa dikmiş olsun. Zaten etkinliğin 2.günü panel ve şiir söyletileri’ nin burada yapılması boşuna değil.

Arkeolog Ayşegül Güngören’ in hazırlayıp sunduğu “ ANTİK ÇAĞDA ŞİİR” konulu sunumu gerçekten ilgi ile izlemeye değerdi.

Özellikle 4000 yıl önce Mısırlı Din adamı ANKHU’ nun bozuk düzenden yakınan şiiri bizlere sanki 4000 yıl öncesini değil de geçen hafta gazete manşetlerinden toplanan güncel yolsuzluk haberlerini hatırlattı. Ne büyük bir adammışsın sen ANKHU.

Olup bitenler çileden çıkarıyor insanları
Memleket baştanbaşa azapla kıvranıyor
Masum insan kalmadı artık
Herkesin işi gücü fesat
Yürek yas içinde, tasa içinde
Komut verenle komut alan bir örnek
İkisinde dünya umurunda değil
Her sabah kalkar kalkmaz görüyoruz durumu
Ama düzeltmek için çabaya girişmiyoruz
Dün neyse bugün de o
Miskinlik sinmiş insanların yüzüne
Kimse laf anlamıyor
Anlayıp kızanlar bile dilini tutuyor
Yaman bir acıyla kıvranıyorum durmadan
Yoksullar zengin karşısında güçsüz
Ne acıklı bunu görüp de haykıramamak
Ama anlamayanlar dil dökmek daha acı
İnsan, sesini yükseltmeye görsün
Başlıyor gerçekleri bilmeyenlerin öfkesi
Bugünlerde herkes sırf kendini dinliyor
Kendinden başkasına inanan yok
Hiç ilişki kalmadı gerçekle söz arasında
(Şiiri Talat Sait Halman tercüme etmiş.2004 yılında YKB yayınlarında “ Eski Mısır’ dan Şiiirler” isimli kitabında yayınlanmıştır.)

Bu vesile ile Sayın Talat Halman’ dan birkaç satırla söz edelim. Talat Halman, 12 MART 1971 Muhtırasından sonra kurulan teknokratlar hükümetinde KÜLTÜR BAKANI olarak görev almıştır. Ancak daha sonra Türkiye’ nin kültüre ve böyle bir bakanlığa ihtiyacı yok gerekçesi ile bakanlığı kaldırılınca tekrar Amerika’ ya dönmüş değerli bir bürokratımız ve eski Kültür Bakanımız olarak siyaset ve kültür dünyasında unutulmazlar arasında yer almıştır.

Sonia Erem isimli Belçika kökenli bir şairimiz rant uğruna feda edilen milyonlarca ağacın katliamını “ARDIÇ AĞACI” isimli şiiri ile dile getiriyor

Ardıç’a sormadan edemedim
Hangi adını taşıyan kuş baban oldu
Fırtınalar dallarında kaç tuz kristali bıraktı
Nasıl kör bir inatla göğe doru uzandın?Gölgende kaç anne canını emzirdi
Yaz gecelerinin serininde yanından hangi sürü yorgunu çoban geçti
Kaç gizli aşıklar tutkularının senin kadar ömürlü olmasını diledi?

Balık bereketini bulmak için kaç balıkçı seni kerteriz aldı
Kaç yaz kavruğunda ilk yağmurları bekledin
Topraklarından ayrılırken kaç Rum sana son bir kez baktı?
Ardıç, sana soruyorum
Tutunduğun falezden ne zaman denize intihar edeceksin
Hangi bencil yat limanı projesine idam edileceksin?
Sonia Erem Ağustos 2014

Kahvede sohbet eden emeklilerden oluşan bir guruba, izin isteyip, masalarına konuk oluyoruz. Masada kimler yokmuş. İnecik Köyü muhtarı İlyas Yılmaz, İnecik Su Ürünleri Koop yöneticilerinden Ali Ermin, İsmail Karayalı, Mustafa Akan, Eğlenhoca Köyünden emekli taksici Muhsin Ateş ve isme gerek yok lakabım yeter diyen “FIRTINA” dostumuzu tanımak fırsatını buluyoruz. Börklüce konulu koyu bir sohbetin içine giriyoruz. Herkes olayı bir başka boyutu ile tanımlıyor. Körlerin Fil benzetmesine kaçıyor biraz ama olsun, elde yazılı kaynak olmayınca halkın dilinde kalan ile yetinmek zorunda kalıyoruz.

KALIN BACAK-İNCE BACAK

FIRTINA

Sohbetin en ilgi çekici ve ders alınması gereken noktası ise tam bir dram veya komedi. Börklüce yiğitleri Bayezit Paşa tarafından katledilince Karaburun Yarımadası’ nda eli saban tutacak erkek kalmaz. Ancak tarlalar sürülmek, kimsesiz kalan yetimlere ve kadınlara eş olabilecek, yeniden bir aile olarak hayata atılabilecek kimse yoktur. Osmanlı bunun kolayını ithal erkeklerle bulur. Toros yaylalarından güçlü kuvvetli gençler, karşı yunan adalarından ve Mora yarım adasından Rum balıkçılar ve Çingene demirciler gelir. Balıkçılık ve tarım yeniden canlansın, devlete ve ağalara vergi verecek bir üretici kitle oluşturulmak istenir. Ancak burada halkın muzipliği devreye girer. Börklüce isyanı ve katliamı unutturulup, devlete başkaldırmaya kalkanların nasıl yok edildiği ağaların, beylerin ve devletin bağışlayıcı gücü gösterilir. Toroslar’dan gelen Yörük gençler güçlü kuvvetli ve kalın bacaklı, mora’ dan gelen balıkçılar ve demirciler ise ince bacaklı bir fizik yapıya sahiplerdir. Bu göç farkını ayırmak için KALIN BACAKLI- İNCE BACAKLI lakapları üretilir. Kalın bacaklı dendiğinde bil ki o Torosların yörüğü, ince bacaklı dendiğinde Mora’ nın denizcisi veya demircisidir.

Eğer böyle bir masaya konuk olup bu güzel sohbetli insanları tanımasa idik KALIN BACAK-İNCE BACAK muhabbeti yapıldığı zaman anlamadan dinlemiş olacaktık. Ancak etkinliğe katılan misafirler gelmeye başlayınca herkes misafirler için ayrılmış bölümde toplanmaya başladı. Sanki Kaynar Pınar sakinleri için ayrı, misafirler için ayrı etkinlik düzenlenmişti. Kimse de kalkıp, merak edip Kaynar Pınar sakinlerinin oturduğu masalara oturmadı. Panelistler masalarında yerini aldı, şairler birbirinden güzel şiirleri ile güzel bir şiir dinletisi sundular. Fakat kimse de merak etmedi karşı masalarda oturanlar kimlerdir, bu etkinliğin neresindeler, konu ile ilgili ilgi ve bilgileri nelerdir. Şiir dinletisi bitti, herkes kaçarcasına arabalarına doğru gitmeye başladı.

Eğlenhoca’ lı emekli taksici Muhsin Ateş’ in Eğlenhoca köyünde bağı olduğu ve üzüm sattığını öğreniyoruz. Taksinin bagajında sattığı üzümlerden alıyoruz. Bağlarda ilaç kullanılmadığı için güvenle yenebilecek organik üzümler. Eğlenhoca isminin nerden geldiğini öğreniyoruz. Liman yakın olduğu için korsanların sığınabileceği uygun bir koy. Ancak korsanlar sadece koy’ a sığınmakla kalmaz, geldiklerinde köylere yağmaya gider, köylünün birikimlerini çalıp kaçarlarmış. Bu sebepten yöredeki köyler denizden uzak Mimas Dağının eteklerinde saklanmıştır. Yine köylüler korsanlardan kaçarken biraz abartmışlar galiba, hergün bir başka yerde konaklar olmuşlar korsanlar gelir korkusundan. Önderleri hoca son konakladıkları yerden de ayrılmak isteyince “ dur hocam eğlen biraz” (yani burada oyalanalım demeye getirmişler) deyince, köyün adı “EĞLEN HOCA KÖYÜ” olmuş. Hoca o gün bugün bu köyde eğleniyormuş .

Bu sohbet esnasında tanıdığımız “FIRTINA” lakaplı abimize de bizden selam olsun. Yiğit namı ile anılırmış. Belli ki boşuna fırtına dememişler. Ancak İnce bacak- kalın bacak sorusunu sorduğumuzda “ yapımızdan belli oluyor” dedi. Belli ki Toros yiğidi, bizim soru boşlukta kalıyor böylece.

Saat 17 de Nergiz Çay bahçesinde buluşmak üzere Kaynar Pınar’ a veda ediyoruz. Panel’ de konuşmacılar şiir konusunda belli ki oldukça donanımlı gelmişler. Karşılarına Veysel Çolak gibi bir şiir ustasının olması konuşmacıları derslerini iyi çalışmaya zorlamış. Bu çalışma sonucu da ortaya gerçekten ilgi ile izlenen ve ders alabilecek konu ve örneklerle dolu konuşmalar çıkıyor. Bu tür panellere katılımcı olarak gelecek konuşmacıların derslerini iyi çalışması için Veysel Çolak gibi ustalara gerçekten ihtiyaç var. Yoksa rutin ve sıkıcı konuşmalar ile geçen panellere ilgi belki de bu yüzden az oluyor. Ancak bu panel gerçekten yoğun bir ilgi ile izlendi.

Şairler Selami Şimşek, Özlem Tezcan Dertsiz, Aslıhan Tüylüoğlu ve Şeyh Bedreddin hakkında güzel ve kapsamlı araştırmasını kitabında bizlere ulaştıran Asyacan Nermin Devrimci, etkinliği yöneten ve düzenleyenlere ve katılımcılara böyle bir etkinliğe zaman ayırdıkları için tebrikler ve teşekkürler.

Selami Şimşek’in “SON GÖZYAŞI” isimli şiir kitabından güzel bir şiir,

Ay Işığı
Ben şairim
Ele avuca sığmam
İçten içe yanarım da
Yandığımı duymam
Bazen bir göl yaparım
Kayaların arasına
Kuzukulağı kazayağı toplarım
Akşam sofrasına
Bazen düşüp giderim
Bir ceylanın peşine
Yolu yokuşu belli değil
Aç kalmışım susuz kalmışım
Umurumda değil
Gün olur ay ışığında
Gün olur düğün kaşığında
Yerim yurdum belli değil

Aslıhan Tüylüoğlu “ YOKUŞ ÇIKAN SU”  isimli şiir kitabında  “Mayıs Çiçekleri” isimli şiiri ile bize unuttuğumuz gökyüzünü hatırlatıyor. Hangimiz son defa gökyüzüne bakıp yıldızları seyretti ve “ gökyüzünde yalnız gezen yıldızlar” veya “yıldızların altına” şarkılarını mırıldadı.

Mayıs Çiçekleri
Herkes kendisinden az
Başkasından çok
Unutmuş belki de göğe bakmayı
İncinen kilimler diyarı
Bir dudak hüzün
Aynı tas da hamam yıkılmış
Onlardaki şaşkınlık bundan
Savrulan yerlerinde küf tadı…

Özlem Tezcan Dertsiz “ATEŞ ALFABESİ” isimli şiir kitabında ülkenin ve insanlarımızın durumunu harflerle isimlendirdiği şiirlerinde anlatıyor ve yaklaştığını zannettiğimiz, aslında çoktan etrafımızı sarmış olan tehlikeye dikkatimizi çekiyor, tabii okuyup anlayanlara.

Üç elma düştü ansızın, masaldan gerçeğime
kapandım son kalan düşlerimin üstüneülkemle el ele bekliyorduk bir ütopyayı
baldıranlar bürürken bu verimli toprağı

üflediğim neyin sesi kısılıyor giderek
aşk yoksulu adamalar kırarken piyanoları

ürkek ceylanların tohum attığı bahçe
talan oluyordu, bin yıllık törenin pençesinde
Havada Jet-Karada Necdet :  JET NECDET

Karaburun’u biraz tanımak için boş zamanımızda sokakları dolaşalım istedik. Abdullahağa Caminin karşısında güzel bir bina dikkatimizi çekti. Karaburun Kooperatifinin ve kadınların el ürünlerini satıldığı güzel bir mekan. Bir kahve içip biraz sohbet eldim istedik. Masasına konuk olduğumuz kişi tam bir Karaburunlu. Doğma büyüme Karaburunlu. Tır şoförlüğünden emekli olmuş. Avrupa’ da gezmediği gitmediği yer kalmamış. Yaş yetmiş yolun yarısını bulunca oturup dinlenmeğe karar vermiş. Namaz saatini bekliyor. Fazla vaktimiz yok uzun uzun sohbete ama, az önce dedik ya yiğit namı ile anılır. Şoför Necdet’ in lakabı da JET Necdet imiş. Gençlik yıllarında İzmir-Karaburun arasında şoförlük yapıyormuş. Yollar virajlı, engebeli ve çok tehlikeli. O günün araçları İzmir-Karaburun arası 90 km mesafeyi ortalama 8-9 saatte alıyormuş. Tabi zamanında ne gazete geliyor, ne de istenen siparişler. Jet Necdet şoförlüğe başlayınca mesafeler kısalmaya başlamış. İlk günlerde oda modaya uyup ağırdan alıyormuş. Ancak yolu öğrendikçe, virajları, yokuşları ezberledikçe yollar kısalmaya başlamış. Şoför Necdet İzmir-Karaburun yolunu 4-5 saate düşürmüş. Yol km olarak kısalmamış tabii, Necdet hızlanmış, hızlanmış adeta jet pilotu olmuş. Karaburunlular günlük gazete okumaya başlamışlar, siparişler zamanında yetişir olmuş. Ödül olarak adını ve lakabını “ JET NECDET” olarak anmaya başlamışlar. O günlerin tekerlemesi haline gelmiş “ HAVADA JET-KARADA NECDET: JET NECDET”

İnsan halkın arasına karışınca, bakın ne güzel öyküler çıkıyor. Hoca’ nın ezan sesi sohbetimize noktayı koydu. Jet Necdet namaz kılmak için izin isteyip camiye doğru gitmeye başladığında, o eski günleri anımsamanın mutluluğunu taşıyordu gülümseyen yüzünde. Yürü be Jet Necdet. Sen yılları, yolları, kamyonları eskitmişsin ama ne yıllar,ne yollar seni eskitebilmiş. Seni tanımak gerçekten güzeldi.

Etkinliğimiz şiirin serüveni gibi şiirsel bir anlayışla kadının serüvenini dile getiren ZERRİN ÖZİRS ÖZTAN’ ın Kadının Serüveni isimli şiiri ile noktalayalım.

Havva iken lanetlenip kovuldum cennetten
Kutsal kitaplar hep “söyleyin kadınlarınıza” dedi
Ben, hiç muhatap alınmadım bilmeme neden?
Okumak istedim mesleğim olsun diye
Babam ”kızlar okumaz, başgöz edeceğim” dedi öfkeyle
Erkek kardeşimin sünnet töreni düğün dernekle kutlandı
Ben genç kızlığa adım atınca “ kirlendin” diye herkesten saklandı
Başlık parasına mal gibi satıldım
Diri diri gömüldüm toprağa, öfkeyle taşlandım
Ana olmak için korkunç sancılar çektim
Çocuğum olmayınca “ dölsüz “ diye haşlandım
Kusur erkekte olsa bile, ben cezalandırıldım
“Cennet anaların ayakları altında “ dese de peygamber
Tüm dillerde analığıma, kadınlığıma yapıldı sövgüler
Feminist olduğumda evde kalmış, çirkin diye yerdiler
Yolda, iş yerinde ya taciz veya tecavüz ettiler
Aile meclisi toplandı karar verdi anında
Törelere kurban edildim çok genç yaşımda
70’ lik dedelere torun yerine gelin oldum
Berdel olarak takas edildim, ziyan oldum
Kuma geldim gönlü kırık, gözü yaşlı hatuna
Kıskançlık azabı çöktü yüzbinlerce yuvaya
Politikacılar “ en az üç çocuk yap” diye duyurdu
Evde otur, yemek pişir, temizle, yıka buyurdu
Erkek doğurunca taçlanırsın dediler
Kız doğrunca yüzlerini döndüler
Ayrılsam da kurtulamam eski kocadan
Ya dayak atar, ya çeker vurur sırtımdan
Siyasette vitrin, ticarette manken yerine konuldum
Sanat yapmak istedim, içki masalarına meze oldum
İffet Ana ile Namus Baba hayatım boyunca izledi beni
Her fırsatta günahkar diye damgaladı, yaraladı benliğimi
Sabırlıyım, güçlüyüm, cesaretim doğurganlığımdan gelir
Mücadelem bitmedi, elbet kazanacağım bunu herkes bilir…
Zerrin Özirs Öztan
Şubat 2011

Mustafa Karaca – Saranta Haber