6-7 MAYIS KAYNARCA SU FESTİVALİ

 

Kırklareli Pınarhisar İlçesi Kaynarca Belde Belediye Başkanlığınca düzenlenen “KAYNARCA SU FESTİVALİ” büyük ilgi gördü. Trakya’nın tüm kesimlerinden katılımcıların gelmesi ve özellikle Kaynarca halkının katılımı ile büyük bir coşku yaşandı. Diğer yerel festivallerde ve etkinliklerde görülenin aksine yerel halkın festivali sahiplenmesi ve katılımı örnek alınması gereken bir gelişme idi. Genellikle bu tür festivallere dışarıdan gelen sivil toplum temsilcileri, özellikle enteller, sanatçılar ve sanatçı olmaya özenenler halktan kopuk bir ayrıcalıkla festivalleri sahiplendikleri için yerel halk gerek kendini dışlanmış hissetmesi dolayısıyla, gerekse yapılan ayrıcalıklı yer ayrımları dolayısıyla bu tür toplantıları uzaktan izliyordu.(Ön sıralarda ayrılan protokol katılanlarının enselerinden başka bir şey izleyemedikleri için )

 

 

 

 

Festival kapsamında Kaynarca’ya kazandırılan Kütüphane’nin açılışında Kırklareli’ nin “GÖNÜLLÜ KÜLTÜR ELÇİSİ “ Şair Alaeddin İkican’ nın şiir dinletisi ve kitap imza günü ve bu anlamlı günde kendisini yalnız bırakmayan KIRSEDER ŞAİRLER VE EEBİYATÇILAR DERNEĞİ üyelerinin katılımı festivale ayrı bir güzellik kattı.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

“BEN NASIL DÜNYANIN HAKİMİ VE HÜKÜMDARI İSEMTEAROS SULARI DA SUYUN HÜKÜMDARIDIR.”

Pers İmparatoru Darius MÖ 513

Böyle demiş Pers İmparatoru Darius 2530 yıl önce  Tearos Kaynakları için. Pers İmparatoru Darius MÖ 513 yılında çıkmış olduğu Anadolu ve Trakya Seferi sırasında Kırklareli Kaynarca Beldesine gelir. O zamanlardaki ismi TEAROS olan kaynakların başında çadırını kurar. İmparator Darius, Tearos Kaynakları’na hayran kalır ve bir savaş içinde yaşanmaması gereken çok önemli iki gün geçirir. Bu geçen iki gün belki savaşın, Trakya’!nın ve Yunanistan’ın kaderinde etkili olmuştur. Ancak Daraius her şeye rağmen Tearos kaynağının başından ayrılamaz ve giderken 0, ünlü sözünü söyle. “ Ben nasıl dünyanın hakimi ve hükümdarı isem, Tearos suları da suyun hükümdarıdır.”

Bu sözün söylentisi hakkında efsaneye yakın söylemleri büyüklerimizden hep dinledik. Hatta bu sözün yazılı olduğu mermer bir anıt bulunduğu ve bu anıtın yerinden sökülerek götürüldüğüne dair söylentilerde vardı. Birinci söylenti: 93 Harbi dediğimiz ve Balkanlar ve Trakya’nın yaşadığı en kanlı soykırımların olduğu 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında Tuna Nehrini geçerek İstanbul Yeşilköy önlerine gelen Rus Ordusun Arkeologları dönüş yolunda bu tarihi anıtı da sökerek Moskova Müzesine götürmüşler. İkinci söylenti ise; 1912 Balkan Savaşında Kırklareli’ ni işgal eden ve Çatalca önlerine gelen Bulgar Ordusu Arkeologları Trakya’dan topladıkları binlerce tarihi eser ile birlikte bu anıt taşı’da sökerek Sofya Müzesine götürmüşler. Bulgar Arkeolog Bogdan Filov anılarında Trakya’dan toplayıp Sofya Müzesini oluşturan eserlerin 5 binden fazlasının Kırklareli ve civarından toplanan tarihi eserden bahseder. Balkan Savaşına gözlemcilik eden Alman Subayı Hochweiller’de anılarında Kırklareli ile ilgili tarihi eserlerden bahseder.

 

 

Bu iki söylenti de bugüne kadar kanıtlanamadığı için efsane olarak kalmış ve zaman böyle kahve sohbeti ortamında geçmiştir. Kaynarca Belediye başkanlığı yapmış olduğu yeni araştırmalar ile böyle bir anıt taşın varlığından İran Konsolosluğuna söz edince Konsolosluk yetkilileri ilgi duymuş, Kaynarca Beldemize gelmiş ve kendi kaynaklarında bu olayın doğrulayıcı belgelerine ulaşmıştır. Şimdi yapılacak iş, her nerede ise bu taşı bulup 2530 yıl sonra yerine dikmektir.

 

 

 

 

 

 

Tearos Kaynakları ile ilgili bir başka efsane de bir çoban ile ilgilidir.

 

Tuna Boylarında sürüsünü otlatan bir çoban bastonunu Tuna Nehrine düşürür. Çoban hayatı boyunca biriktirdiği parası ile altın satın alıp, bastonunun içine saklamış, bir gün anavatan’a gidersem gerekli olur diye. Tuna Nehri bu, akmam der, etrafımı yıkmam, geçit vermem der ama, helal alın terini, başkalarına verir mi?. Çoban’ın adına bastonu gideceği adrese kendi ulaştırmış. Çoban’ın yolu Kaynarca’ya düştüğünde, ( hadi kalk şimdi Tuna Nehri çoban’ın Kaynarca’ya gideceğini nereden biliyordu diye sorma ) kahvede asılı bastonunu görür, kahvedekilere sorar “bu baston kime ait ?” Kahvedekiler hikayeyi anlatır. Bastonun yıllar önce Tearos ( O günkü adı KOCA KAYNAK) kaynağında bulunduğunu, bugüne kadar sahibi çıkmadığı için orada sahibini beklediğini söylerler. Çoban da kendi hikayesini anlatır ve bastonun kendisine ait olduğunu söyler. İçinde biriktirdiği altınları da şahidi olur. Kahvedekiler bastonu sahibine verirler ve helal kazanç sahibini Tuna Nehri ve Koca Kaynağın vefası ile bulur. Bu efsane de yıllardır anlatılır ve Koca Kaynağın Tuna Nehrinden de beslendiğine inanılır. Kaynarca Belediyesi bu efsaneyi de bir heykel ile canlandırmış ve kaynağın başında bulunan çoban heykelinin efsanesi ile görselleşmiş.

Festival yerel üreticiler içinde ürünlerini tanıtıp satma açısından iyi bir Pazar oluşturdu. Özellikle Kırklareli’nin meşhur sucukları ve köfteleri ve Kaynarca’ nın Alabalıklarını satan çadır-standartlara ilgi büyüktü. Ne demiş, Atalarımız “AÇ AYI OYNAMAZ”. Önce karnımızı doyuralım sonra şarkılarla, türkülerle coşar oynarız.

 

 

 

 

SU FESTİVALİ’ nde,  ne konuşulur, elbette havadan, sudan şeyler. Eski muhabetlerimizde konu geldiğinden neler konuştunuz diye sorulunca” hiç, havadan, sudan bahsettik” yani önemsiz konular görüştük anlamında. Emperyalist kapitalizmin küçük çıkarlar uğruna acımasızca kirlettiği ve hala kirletmeye çalıştığı havamız ve suyumuz hayat için ne kadar önemliymiş, şimdi yeni yeni anlıyoruz.

 

 

 

 

Suyumuzu Kaynarca’nın “SU PERİLERİ” ne, hava ve topraklarımızı da Kırklareli’ nin “KIRMIZI KARINCALARI” na havale ediyoruz. Onlar gereğini yapacaklardır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

SARANTA HABER

07 MAYIS 2017
,