6. Börklüce Şiir Günleri – Karaburun

Bu yıl 6.defa düzenlenen “BÖRKLÜCE ŞİİR GÜNLERİ “ İzmir Karaburun ilçesinde gerçekleşti.

Etkinliğin onur konukları ŞÜKRÜ ERBAŞ ve ZEYNEP ALTIOK olarak açıklanmış, etkinlik ise 2 Temmuz 1993 yılında Sivas’ ta Madımak Hotel’ de katledilen şair METİN ALTIOK’ a ithaf edilmiştir.

Etkinliğe İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Karaburun Belediyesi destek vermiş ve belediye başkanları Aziz Kocaoğlu ve Ahmet Çakır bizzat katılmak suretiyle desteklerini onaylamışlardır.

Ne yazıktır ki bu yıl yine Karaburun halkından katılım olmamıştır. Karaburunlular bir kısmı uzaktan ilgisizliğini belli etmiş, bir kısmı ise etkinliğe katılmak yerine Nergis Kafe’de çay içip sohbet etmeyi uygun görmüştür. Esnafın ise ilgisi tamamen yok olmuş. Taksici esnafı, pazar yerinde tezgah açan köylü üretici, tatil için Karaburun’a gelenler sanki ayrı bir dünya gibi etkinliğin dışında kalmışlardır. Halbuki Karaburunlu Sanatçılardan oluşan GRUP MİMAS’ ın sunmuş olduğu Şeyh Bedreddin Destanı isimli müzik gösterisi bir müzikal lezzetinde muhteşem bir gösteri idi. Karaburunlular ve İzmirliler sadece bu dinletiyi izleyebilmek için gelmiş olsalardı zahmete değerdi. Nergis kahvede oturup çay içmekten daha önemli bir sanat izletisini kaçırmaları onlar için üzücü.

Etkinliğin sadece 150 civarında yazar, şair, aydın ve entel gurup tarafından izlenmesi biraz üzücü. Üstelik bu etkinlik 2016 yılında Börklüce Mustafa olayının 600. Yılı dolayısıyla Uluslar arası bir kültür etkinliği olarak kutlanılması için Unesco’ ya müracaat edilmiş ve çalışmalar başlatılmıştır. İzmir Büyükşehir Belediyesi desteği ile başlanan “ BÖRKLÜCE MUSTAFA HEYKELİ “ çalışmaları devam etmekte olup 2016 yılı etkinliğine yetişmek üzere programlanmıştır.

Onur konuğu Şükrü Erbaş sağlık nedeniyle etkinliğe katılamamıştır. Sağlık sorunu elbette önemli ancak, anlaşıldığı kadarı ile yeni ortaya çıkan bir durum değil. Sağlık sorunu devam eden Şükrü Erbaş yerine sağlık sorunu olmayan ve etkinliğe katılabilecek bir başka şairin etkinliği onurlandırması düşünülebilirdi.

Şükrü Erbaş bu duruma mutlaka üzülmüş olmalı ki çektiği özür telgrafında mazeretini beyan etmiş ve katılanlara selam ve saygılarını iletmiştir. Biz yine’ de Şükrü Erbaş’ ı bir şiiri ile konuk edelim ve tanımayanlara selamını gönderelim.

 

Gittikçe yalnızlaşıyorsunuz insan kardeşlerim
-Ki bu en büyük kötülüktür size-
Yıkanmıyor bir kez olsun yüreğiniz yağmurlarla
Denizler boşuna devinip duruyor bir çarşaf gibi
Gerip ufkunuza mavisini, çiçekler her bahar
Uyanışın türküsünü söylüyor da görmüyorsunuz.
Sizin adınıza dünyanın pek çok yerinde
İnsanlar dövüşüyor ellerinde yürekleri birer ülke
Anlamıyorsunuz inançlarını bir kez düşünmüyorsunuz.
Ömrünüzü güzelleştirecek bir şey almadan hayattan
Bir şeyler bırakmadan ardınızda gelecek adına
Koşaradım tükeniyorsunuz insan kardeşlerim
Koşaradım
Duymadan bir gün olsun dünyayı iliklerinizde…

 

Sonra onlar çılgınlık bitip
Sürü dağılınca, yapayalnız gecelerde
Durgun ve dilsiz, yastıklara çivili
Bir mızıka sesiyle uyanmazlar mı
Asaf’ın ateşlere karşı çaldığı?..
Bir otel odasında gencecik çocuklar
Çırpındıkça bir yudum soluk için
Üzerine benzin döküp oynayanlar
Onlar bir gün öpmeye eğilince çocuklarını
Dudaklarında duman ve yanık et kokusu
Boğum boğum tıkamaz mı soluklarını?..
Sevgisiz bir Tanrının kinle büyüttüğü
Ölüme tapınan o siyah adamlar
Onlar bir gün yağmurlardan sonra
Güneş salkım salkım dallarda yanarken
Rüzgârdan utanıp sudan korkmazlar mı?..
Ayrılık herkesin kapısını çalar bir gün
Dağlar kararırken ya da günün eşiğinde
Onlar, saz kırıp şiir yakanlar
İçlerinde gezinen kederi bir türküyle
Bastırmak isterlerse derinden ve sessiz
Çalmazlar mı duvarlara kirli bedenlerini?..
Kimse temizim demesin, kimse
Bütün bir ülke odun taşıdı Behçet’in yangınına…
Onlar, secdesi küf kıblesi korku olanlar
Onlar bir gün ölüm menevişlenince içlerinde
Tütmez mi kirpiklerinde “dumanı lekesiz biri”?..

Biz Şükrü Erbaş’ ın iki şiirini seçtik sizin için. Ancak etkinlik yöneticileri de başka bir Şükrü Erbaş şiiri ile konukları selamladılar. Şükrü Erbaş yüreği yalnızca kendi ile dolu olanlara, yani bencillere öfkesini saklamaz ve açıkça şöyle der şiirinde ;

Canı cehenneme rahat uyuyanın
Kapısını örtenin perdesini çekenin
Yüreği yalnız kendiyle dolu olanın
Duvarları ancak çarpınca görenin

Canı cehenneme, başkasının yangınıyla
Evini ısıtıp, yemeğini pişirenin.
Bahçesine dek gelen alevleri
Şehrayin sanan aptalın
Canı cehenneme, camlarında
Parçalanmış cesetler uçarken
Bir iğdiş incelikle, çiçekleri sulayanın.
Mutfakla yatak odası arasında
Çarşılarla gövdesi bencillik hırsı
Yılgınlıkla yenilgisi arasında
Dünyayı tüketenin canı cehenneme.
Orda dağlar bir mezarlık
Bulutlar kan salkımı sular toprakta düğüm
Orda evler oda oda kanarken
Burda yeşerenin canı cehenneme.
Ey bir halkın gözyaşıyla ruhunu yıkayan kin
Ey zulümle yükselen başarı
Ölü sayısına endeksli maaş
Uzun masallar ardında mağrur
Boynunda ölüm çanıyla oturan güç
Senin de senin de canın cehenneme
Ey sultan hamit tuğralı korucu alayları
Kardeşi kardeşe kırdıran siyaset. . .
Bir gün elbet, bir gün elbet
Örter üstünü bu ağır yanlışın
Sevgiyle, yalnızca sevgiyle işlenen
Bir dal incelik, bir simli gülüş
Bir kardeş mavi.

 

Etkinliğin başlatılmasında ve yönetiminde büyük emeği geçen ressam Cevdet Yüceer Börklüce Şiir Günleri’nin başlatıcısı ve yönetim kurulu başkanı. Cevdet Yüceer iyi bir ressam ve şiir sever. Etkinliği baştan sona güzel yönetti. Gelen misafirleri halka tanıtışında sorumlu bir sanatçı duyarlılığı vardı. Onun ressam yönünü ve resim sanatına bakış açısını gazeteci Neslihan Perşembe’ ye verdiği röportajda kendisi şöyle açıklıyor. Bu açıklama ayni zamanda resim öğretmenlerine ve çocukları resim yapmak isteyen annelere bir ders olsun.

Çocukların en çok ilgi duyduğu sanat dalı resim oluyor. Çocuk resim ilişkisi sizce nasıl olmalı ?

“Çocuklar resim yaparken özgür bırakılmalı. O boyayı alma, etrafı batırma gibi müdahalelerle çocuk resim yapmamalı. Çocukların üzerine tulumlar giydirilip neredeyse boya küpünün içine girecek kadar rahat bırakılmalı. O zaman ortaya güzel resimler çıkar. Ama tabi ki resim yapmanın da bir disiplini var. Yoksa nasıl resim yapılacağı öğrenilemez. Resmi bilen öğretmen bu disiplini çocuğa, özgürlük ile beraber vermeli. Disiplini abartıp çocuğu kırmamalı, yıldırmamalı.”

Şükrü Erbaş tanıtımından sonra konuşma sırası Metin Altıok’ un kızı CHP İzmir Milletvekili Zeynep Altıok’ a geldi. Zeynep Altıok bir şairin kızı olarak yaşadıkları acı dolu günleri şiirin gücü ile aşabildiklerini ve hayata şiir ile tutunabildiklerini belirterek babası ile yaşadığı bir anekdotu paylaştı.

Metin Altıok felsefe öğretmenidir, şairdir ve heykel sanatçısıdır. Eline aldığı bir taş parçasından yontarak harika bir heykel çıkarabilir. Bir gün kızı Zeynep ile katıldığı bir etkinlikte Hotel odasını basan polisler Metin Altıok’ u tarihi eser kaçakçılığı suçlaması ile gözaltına almak isterler. Kimse onun ayni zamanda iyi bir taş yontma sanatçısı olduğunu düşünmez. Metin Altıok polisleri zorlukla ikna eder.” Bana bir taş parçası getirin sabaha kadar size bir heykel yapayım” diye izin ister. Metin Altıok gelen taş parçasını sabaha kadar yontarak harika bir tarihi eser meydana getirir. Gelen polisler şaşkınlık ve hayranlıkların beyan ederek Metin Altıok’ u serbest bırakırlar.  “ Vay be adam taştan neler yaptı..”

Metin Altıok gibi 33 tane şairimiz, ozanımız ve sanatçımız katledildi Sivas’ ta. Onlardan geriye 22 yılda acılarla yaşayan aileler, sanat ve şiir öksüz kaldı. Kızı Zeynep Altıok babasından aldığı aydınlanma ışığını onurla ve gururla taşıyacak bir ailevi ve temel eğitim aldığı ve de içinde sanatın, şiirin ateşi yandığı için, gelecek nesillere taşıma gücüne sahip bir sanatçı-politikacı olarak bugün bu etkinliğe katılıyor,  Metin Altıok gibi sorgulayan ve ne sorduğunu bilen bir insan olarak.

Metin Altıok’un NEDEN Şiiri bu durumu açıklamaya yeter mi acaba?

NEDEN. – METİN ALTIOK

neden
hep
boş
bir
bardağa
yüksünmeden
boyun eğer
sürahi?

Bu sözde aydınlara gidiyor galiba. Sürahi boş bir bardağa neden boyun eğer acaba, hiç düşündünüz mü ? Aydınlarımızda eğitimde, sanatta, şiirde ve yaşamın her alanında cahil bırakılmış, eğitimde geri kalmış, sanattan ve şiirden anlamayan,ama hayatın tüm yüklerini çekmek zorunda kalan bir sürahi misali halkımıza yaklaşabilseler, onu aydınlatmak ve içindeki boşluğu doldurmak için yüksünmeden eğilebilseler..

Metin Altıok “Kimliksiz Ölüler “ şirinde bugünlerde yaşadıklarımızı 22 öncesinden görmüş gibi bize sesleniyor ve boş bir mermi kovanının nasıl uğuldadığını soruyor. Türkiye o gün Sivas’ ta yanan insanlarının sesini duyabilse idi, bugün Güney Doğu’ da mermi seslerini duymak zorunda kalmazdı.

KİMLİKSİZ ÖLÜLER – METİN ALTIOK

Yanında dağılmış kağıtlar
Ve tütün tabakası var
Bir bez parçasıyla
Ağzını tıkamışlar
Cesetini sırt üstü
Boyunca uzatmışlar
Bir deniz kabuğunda
Dalgaları duyanlar
Boş bir mermi kovanı
Sizce nasıl uğuldar

 

YERLEŞİK YABANCI – METİN ALTIOK

Kiminin dikenleri vardır
Katlanamaz üstüne.
Hep dikine durur
Delmemek için gövdesini.
Kiminin yoktur bir tek kemiği,
Doğrulamaz ayaklarının üstünde.
Ona göre varsa yoksa kendisi,
Dürülüdür ütülü bir mendil gibi
Ben eğilmem gündüz ama
Geceleri kanatırım kendimi
Ben bir söz söylediğim zaman,
Kendine küçük bir pıtrak edinir.
Çok sürmez anlar başına geleceği,
Çarşılarda pazarlarda ondan selam kesilir.
Ben birini sevdiğim zaman
Göğünü durmadan genişletir.
Ama herkes rahattır kozasının içinde,
O sevgi artık kimsesizdir.
Ölsem ayıptır, sussam tehlikeli
Çok sevmeli öyleyse, çok söylemeli.

 

Metin Altıok ve Şükrü Erbaş’ tan sonra etkinliğe damgasını vuran Sezai Sarıoğlu ile devam edelim. Kimdir Sezai Sarıoğlu ve Börklüce şiir etkinliğinin neresindedir. Sezai Sarıoğlu kimilerine göre “ ANARŞİST RUHLU ŞAİR “ diye tanımlanır. Kendisi ise , Kendini, devrimcimarksistanarşist olarak tanımlıyor….

Şiire bakış açısı ve şiiri, tanımlaması ise ilginçtir. “şiir utandırmasın / şiir usandırmasın / şiir uslandırmasın”  diye tanımlar şiiri. Utandıran ve usandıran şiir olmayacağı gibi, şiirin insanları uslandırmasını da istemez. İllaki bir isyan ve başkaldırı olacak şiirde. Kendi yaşamı da bu tarif ettiği şiir gibi geçmiş. Haksızlıklara başkaldırı ve bunu açık sözle söylediği için egemenlerce konulan isim “ isyan “.

Egemenlerin şiir ve şair üzerinde etkili olmak ve de etkili olamayınca yok etmek politikasını şöyle açıklar şair.”egemenler bazen de kullanmak isterler şiiri. onun gücünden ve etkisinden kendi çıkarlarına yararlanmak isterler. nadiren başarırlar. çünkü “şiir”e benzeyen her şey “şiir” değildir, olamaz.

şiirin şiir olması için ayrıca bir emek gerekir. o yüzden ince işçiliktir şiir. ama her işçi de şiir yazamaz. bir de “bilge”lik gerekir. “bilgelik” çok bilgili olmak değildir. bilgelik bilmediğini bilmek, ama onu nerede arayacağını, bulacağını bilmektir aynı zamanda. bilgelik bildiğini nerede, nasıl ve ne kadar kullanacağını da bilmektir.

Sezai Sarıoğlu anlaşıldığı gibi doğu kökenli bir şair. Bir şiirinde doğu sorununu anlatırken yıllar önce bugünleri anlatır gibidir. Şiirinde doğuya çıkan kapının sıkıca kapanması tenbih eder. Kapı sıkıca kapanmalı ki ordular ve savaş o kapıdan içeri girmesin. O kapıdan son çıkanı bir bulsak ne yapardık bilemem. O kapı sıkıca çekilse idi, bugün savaş çığlıkları atanlar oralarda, dağlarda rahatça dolaşabilir mi idi.

Doğu’ ya pirince giderken
doğu’ya pirince giderken
şiirlerini yanına almayı unutma
oyuncakçı dükkânı yok orada
tembihsiz dağlara çıkarken
anahtarı su saatinin üstüne koy
hayat kilide kolaylık versin
dağlardan tembihli inerken
ardındaki yaşları toplamayı unutma
yeni heveslerin kötü aynalar çatlatsın
dağların anahtarlarını kaybetmeyenleri
deftere kenar süsü kaydet
yanlış rüyalarda sabahlamayalım
son çıkan kapıyı sıkı çeksin
ordular ve savaşlar içeri girmesin,
diyen annelerin sükutunu dua say
sözün ipini çöllere uzatıp
anlamın kalbini kırmak istemem
ilk sözüm son sözüme göz kulak olsun
dağa kolay çıkılır zor inilir
anneler uzun
çocuklar kısa sürmüşse…
Sezai Sarıoğlu
-aşk dediğin haram olur-

Bir başka şiirinde,

bu gece sinemalarda iki rüya birden
hangi rüyayı oynatsa makinist
annemin gözleri şangır şungur
şark taşlık garbın aklı karışık
dağlara hangi dilden gidilir
bu gece evlerde iki anne birden
hangi çocuğu oynatsa yazlık yağmur
devletbabalar sinemasız reisicumhur
anneler fasıl çocuklar dahilden gazel
annelere hangi çocuklardan gidilir
bu gece camlarda iki perde birden
hangi perdeyi oynatsa kuklacı
elinin işaret parmağı kırgın
aşklar yokuş dağlar iniş
aynalara hangi yüzden gidilir
bu gece rüyalarda iki film birden
hangi sevinci görse biletsiz çocuk
beş dakika ara ve gazoz ferahlığı
sokaklar tenha ocaklara dikilen incir
az’lara hangi acılardan gidilir
bu gece afrika’da iki zenci birden
hangi ormanı oynatsa hayali küçük ali
gülhane’de nazım açan ceviz ağacı
tangolar asi, tamtamlar blues
afrika’ya hangi caz’dan gidilir
bu gece aşklarda iki âşık birden
hangi öpüşmeyi efsunlasa âşık
her alışkanlığın sonu ayrılık
aşklar kandırma kuvveti âşıklar su
aşklara hangi âşıklardan gidilir
bu gece matinelerde iki şiir birden
hangi şiiri seslendirse ekabir şair
şiirin ve mananın kalbi kırık
hayatlar imla hatası şairler yanlış
şairlere hangi şiirlerden gidilir
bu gece dağlarda iki ölüm birden
hangi ölümü başrol oynatsa cellatbaşı
tarihçi iki sözü sahte yeniçeri
ölüm leyli meccani hayat tesadüf
askerlere hangi annelerden gidilir
bu gece devrimlerde iki devrimci birden
hangi devrimi ağlasa çokbilmiş devrimci
devrim ölür annemin şarkılarına gömülür
her aşk devrim her âşık devrimci
devrimlere hangi aşklardan gidilir
Sezai Sarıoğlu
-aşk dediğin haram olur-

İşte böyle Sezai Sarıoğlu’ nu tanımış olduk. Bir şairi tanımaya bir şiir, bir yazı ve hatta bir ömür yetmez ama bu kadarı ile yetinelim. Böyle çağlayan yürekler, utandırmayan, usandırmayan şiirler geliyor Karaburun’ a yüzlerce kilometre uzaklardan, oradaki ablam, abim, kardeşim başını çevirip bakmıyorsa, kahveden kalkıp gelmiyorsa bu kadarınla yetinmek çok bile.      Şimdi diyeceksiniz ki, Şükrü Erbaş, Metin Altıok, Sezai Sarıoğlu ve ikinci gün etkinliğe katılan şairler Tuğrul Keskin, Muzaffer Kale, Ömer Akşahan, Özgür Eren tamam da Börklüce Mustafa bu etkinliğin neresinde. Belki de Karaburun halkı Börklüce’ den bu kadar az bahsedilip, konuşulan bu etkinliğe bunun için katılmıyor olabilir mi. Geçen yıllarda Börklüce olayı daha detaylı anlatılmış, Börklüce ve taraftarlarının savaştığı alanlar ve köyler ziyaret edilmiş ve yerinde bilgiler ile daha canlı yaşanmıştı. Bu yıl gölgede ağaçlar arasında Belediye Başkanlarının da katıldı bir panel yeterli gelmedi sanırım. Gelecek yıl bu etkinlik 600. Yılını ve de Uluslar arası bir etkinlik olarak düzenlenecek ise ve de Börklüce’ nin heykeli dikilecekse, etkinliği düzenleyenler iyice düşünmelidir. Öncelikle Karaburun halkı etkinliğe katılmalı ve etkinlikler yerinde gezilerek yaşadıkları ve savaştıkları mekanlar gezilerek yapılmalı. Yoksa Börklüce Mustafa’ yı Nazım Hikmet’ in Şeyh BEDREDDİN Destanında anlattığı gibi tanımak ve “yarin yanağından gayri” diye iki dizi ile anlatmak etkinliği ve olayı yozlaştırmak ve etkinsizleştirmekten başka bir işle yaramaz.

Sorunun cevabını Sezai Sarıoğlu Kerem ile ASLI masalı ile verdi galiba. Edebiyat öğretmeni öğrencilerinden aşkı tarif etmelerini istemiş. Her öğrenci aşkın farklı bir boyutunu anlatmış. Arka sıralarda oturan ve tembelliği ile tanınan bir öğrenci farklı bir bakış açısı ile sorusunu sormuş “ Aslı ile Kerem birbirlerinin neyi oluyor? “ Hadi cevap verin bakalım, Börklüce Mustafa ile Karaburun birbirlerinin neyi oluyor ?

SARANTALI KÖYLÜM

Mustafa Karaca