6 Mayıs 2016 – 44 yıl sonra (Deniz Gezmiş ve Arkadaşları Kırklareli’de)

208

Deniz Gezmiş ve Arkadaşları Kırklareli’de

6 MAYIS 1972, bir Hıdırellez Sabahı Deniz Gezmiş-Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan   Ulucanlar Cezaevinde idam edildiler. O günden beri 6 Mayıs gününü hiç sevmem. Halbuki 6 mayıs, hıdırellez olarak bildiğimiz ve baharın müjdecisi, doğanın uyanışı, insana yeni umutlar, yeni uyanışlar müjdeleyen bir kutsal gün idi. Emperyalizmin bekçileri veya yerli işbirlikçileri Türk gençliği üzerinde uyguladıkları sindirme ve kıyım işlemini Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını idama mahkum ederek son uygulamaya geçtiler.

O, acı günün üzerinden tam kırk dört yıl geçti. Biz 6 mayısları bir başka anar olduk. Bu yıl Kırklareli Belediye başkanlığının düzenlediği etkinlik ile Deniz Gezmiş ile beraber idama mahkum edilen fakat cezaları infaz edilemeyen üç yakın arkadaş Mete Ertekin, Tuncer Sümer, Abdullah Nefes Kırklareli halkının misafiri oldu. O günlerin anılarını anlatan kitapları ve söyleşilerini Moğollar Orkestrası ve şefleri unutulmaz Cahit Berkay, nostaljik müzikleri ile bize güzel bir gece yaşattılar.

68 KUŞAĞI NEDEN HALA ANLAŞILMADI

Deniz Gezmiş ile birlikte mücadele eden arkadaşlar o günlerin anılarını tazelediler ve yaşadıkları anekdotları aktardılar. Deniz Gezmiş Ulucanlar cezaevinde idama gönderilirken cezaevinde hücrelerinde yaşadıkları duygu dolu saatler tekrar yaşandı. Ancak 68 kuşağı üzerindeki baskı ve yanlış anlama hala aşılamayacak gibi geldi. Mete Ertekin 68 kuşağı hareketinin “ devrimin ancak silahlı mücadele ile olacağı “ yönünü, Tuncer Sümer ise, “ 68 devrim ateşi ve sebeplerinin “ Dünya’ da yaşanan olayların etkisi “ ile başladığını anlattılar.

68 Kuşağı denilen gençlik hareketi yatağına sığmayan bir nehir gibi çağlayıp geliyordu. Kendini çok iyi yetiştirmeye çalışan, okuldaki ders kitaplarının yanında Türk ve Dünya klasiklerini okuyan, toplumsal olaylara ilgi duyan, toplumda yanlış işleyen bazı eksikleri görüp tespit eden ve yanlışların düzelmesi için isyan derecesinde itiraz eden bir gençlik hareketi idi. Tabii bu kuşağı yetiştiren faktörleri belirtmeden ve çok iyi incelemeden 68 kuşağını veya 68 hareketini anlamak mümkün değildir.

68 kuşağını ilkokul ve lise düzeyinde yetiştiren ve eğiten öğretmenlerimiz Köy Enstitülerinde yetişen bilim ile hayatı birleştirerek yeni bir eğitim modeli sunan öğretmenlerdi. Liselerde matematik dersi çok önemli bir ders idi. Matematik ile birlikte görülen CEBİR ve Geometri dersleri öğrencilere problemleri çözmenin yanında sormayı, araştırmayı ve nedenini öğrenmeyi öğretiyordu. Felsefe dersi başlı başına bir okul ve öğreti idi. Felsefe dersi ile birlikte verilen MANTIK ve Sosyoloji dersleri öğrencilere mantıklı düşünmeyi, konuşmayı, sorgulamayı kısaca yaşam felsefesini öğretiyordu. Arkadaşlığı, kardeşliği dostluğu ve sevgiyi öğretiyordu. Kiminle nasıl ve neden arkadaş olunur, o arkadaşa nasıl güvenilir ve bir mücadele içine girilir, onları öğretiyordu. Onun içindir ki 68 kuşağının arkadaşlıkları ve dostlukları ve de sevgileri beraber ölüm yolculuğuna çıkacak kadar değerli idi. Bugün üniversite gençliğinde böylesine güçlü, güvenilir ve ölümüne beraber olunacak arkadaşlıklar var mı acaba?

Üniversitelerimiz o yıllarda gerçek anlamı ile bilim yuvası idi. 1966 yılında girdiğim ve bir yıl okuduktan sonra Ticari İlimler Akademisine geçiş yaptığım İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe bölümü hocaları Türkiye’ de felsefe devrimi yapan ve Dünya çapında değerli felsefeciler idi. Başlı başına bir ekol olan MACİT GÖKBERK ( kendisi Kırklareli li idi ) TAKİYETTİN MENGÜŞOĞLU ve BEDİA AKARSU nun dersleri yunan filozoflarının derslerinden daha fazla ilgi ile izlenen dersler idi. Büyük anfiler tamamen dolar ve büyük bir dikkat ve saygı ile bu dersler izlenirdi. Bugün ülkemizde AB uyum yasaları çerçevesinde uygulanılması gereken ETİK EĞİTİM ve Uygulaması konuları o yıllarda Bedia Akarsu’ nun kitaplarında işleniyordu. Böyle bir alt yapı ile gelen ve kendi kişisel çabaları ile kendini yetiştiren bir üniversite gençliğini belirli kalıplarda tutmak gerçekten zordu. İktisadi Ticari İlimler Akademisinde Ord.Prof NİHAT SAYAR, Ord.Prof. REŞAT KAYNAR, Erol Zeytinoğlu, Hukuk Fakültesinde Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Ankara ODTÜ’ de  ERDAL İNÖNÜ  gibi değerli Profesörler üniversite gençliğinin bilimsel, kültürel ve sosyal gelişmelerine büyük katkı sağlıyordu.

68 gençliği Hasan Ali Yücel’ in kütüphanelerimize kazandırdığı DÜNYA KLASİKLERİ dizisi ile Dünya’ da ünlü bütün yazarları okuma fırsatımız oluyordu. Biz ülkemizde yaşanan sorunlar kadar Dünya’ da olup biten olayları da okuyup izliyor ve yorumluyorduk.

Üniversite gençliği şiirde NAZIM HİKMET, öyküde SEBAHATTİN ALİ kitapları okuyarak sosyal olaylara bakış açısını geliştiriyordu.

Dünya’da, 2. Dünya savaşı sonrası saldırıya geçen emperyalizm çıkardığı bölgesel savaşlar ile kan dökmeye devam ederken bu kadar donanımlı ve okuyan bir gençlik olaylar karşısında sesiz kalamazdı. Fransız emperyalizminin Cezayir savaşında yaptığı katliamlar, ABD nin Vietnam Savaşı ve Sovyet emperyalizminin Macaristan ve Çekoslavakya işgalleri sırasında yaptığı katliamlar Dünya’ da yankı bulurken Türk gençliği buna seyirci kalamazdı. Kalmadı da. ABD nin Vietnam Kasabı denilen katili Türkiye’ ye büyükelçi ataması büyük protestolara ve öğrenci hareketlerinin başlamasına sebep olmuştur. Büyükelçi Commer’ in Ankara ODTÜ ‘de yakılan arabası belki de olayların ilk habercisi oluyordu. Toplarını meydan okurcasına İstanbul’ a çeviren ABD 6.Filosunun askerlerinin gün içinde İstanbul sokaklarında çıkardığı rezaletlerden sonra ayaklanan gençler Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının önderliğinde ABD 6. Filo askerlerini Tophane rıhtımından denize döktüğünde olaylar Dünya’ da yankı buluyordu. Bu olayın ertesi günü 6. Filo geldiği gibi sessizce İstanbul’ u terk ediyordu. Ondan sonra her şey arka arkaya geldi.

Bütün bu olayların siyasal boyutuna gelecek olursak Mehmet Ali Aybar, Behice Boran, Çetin Altan gibi siyasilerin yönlendirdiği bir TÜRKİYE İŞÇİ PARTİSİ hareketi vardı. 1965 seçimlerinde mecliste 15 kişi ile temsil edilen İşçi Partisi sadece meclis çalışmaları ile değil, fabrikada işçi ile, tarlada köylü ile her gün beraber yürüttüğü çalışmalar ile büyük bir sosyal uyanışın ateşini yakıyordu. Bu çalışmalar sonucudur ki, Türk- İş, DİSK gibi sendikalar ve onların haksızlığa isyanı olan grevler başladı.

Bütün bu sosyal gelişmelerin siyaset hayatımıza ve toplum yaşantımıza yansımamasından veya geç yansımaya başlamasından rahatsız olan gençlik hareketi Türkiye’ nin bir devrime ihtiyacı olduğunu ve hemen olması gerektiğini yüksek sesle dile getirmeye başladı. İşte bu noktada öğrenci hareketlerinde bazı kopmalar oldu. O günlere kadar beraber ve kitlesel olan eylemler küçük gurup eylemlerine dönüştü. Bazı arkadaşlarımız “HEMEN DEVRİM ve hatta gecikmeden SİLAHLI DEVRİM“ yolunu seçtiler ve olaylar patlak vermeye başladı.

İLK SİYASİ BANKA SOYGUNU

“BİR BANKA SOYMAK, BİR BANKA AÇMAKTAN DAHA BÜYÜK BİR SUÇ DEĞİLDİR. -Bertolt Brecht”

Deniz Gezmiş ile birlikte devrim mücadelesine giren ve bu iş için gerekli parayı banka soyarak temin edileceğine inanan Mete Ertekin, banka soymak fikrinin Bertolt Brecht’ in bir sözünden kaynaklandığını anlattı. Bertolt Brecht kapitalizmin halkı bankalar yoluyla nasıl soyduğunu çarpıcı bir dil ile anlatmak için “BİR BANKA SOYMAK, BİR BANKA AÇMAKTAN DAHA BÜYÜK BİR SUÇ DEĞİLDİR” sözü ile kapitalizmin sömürüsüne dikkati çekmek istemiştir. Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Mete Ertekin Bertolt Brecht’ in bu sözünü fazla ciddiye almış olacaklar ki, kapitalist düzende banka soymanın, açmaktan daha büyük bir suç olmayacağına inanarak ilk siyasi amaçlı banka soygununu gerçekleştirdiler. Halbuki sonra ki yıllarda Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ ı idama gönderen Meclis oylamasının baş kahramanı Süleyman Demirel’ in yeğeni Yahya Demirel bu prensibi uygulayarak sahibi olduğu EGE BANK’ ı bir gecede çuval çuval döviz kaçırarak soyuyordu, kapitalizmin kuralına ve Bertolt Brecht’ in sözüne uygun olarak. Deniz Gezmiş ve arkadaşları idam edildiler, Yahya Demirel ise çaldığı paralar ile refah bir hayat yaşadı.

Kısaca açıklamak istedim. 68 hareketi veya devriminin üzerinden 48 yıl geçti. 68 kuşağı yaptıklarını ve yapmak istediklerini hala tam olarak anlatamadı. Bugün faaliyette olan 68 Li’ ler VAKFI’ nın bu konuda ciddi çalışmalar ve araştırmalar yapması lazım. Biz 68 liler olarak bu hareketin sadece idamlar, banka soygunu ve silahlı mücadele ile anılmasını istemiyoruz. DENİZ Gezmiş ve arkadaşları “DEVRİM ANCAK SİLAHLI MÜCADELE İLE OLUR “ inancı ile banka soygunu yaptılar, mücadele ettiler ama bu mücadeleler sonucu kimseye silah doğrultulup, kimse öldürülmedi.

68 HAREKETİ BİR EĞİTİM VE KÜLTÜR DEVRİMİ’dir

68 hareketi Dünya’ da o yıllarda yaşanan devrim hareketlerine bir özenti olarak değil, Türkiye’ nin kendi özel şartlarında yaşanan bir eğitim ve kültür devrimi sonucu başladığına inanıyoruz ve konunun bu boyutu ile tartışmaya açılmasını istiyoruz. Tabii ki bu haksız idamları unutmadık ve asla unutulmasına izin vermeyeceğiz, fakat 68 hareketini de sadece idamlar ile gündeme getirilmesinin de yanlış olduğuna inanıyoruz. Bizim kuşak geldi gidiyor. Hepimiz 68 yaş üstü yolculuğa hazırlanan insanlarız. Yaşam sona ermeden 68 kuşağının güzel anılarını ve hangi yollardan geçerek bu hareketin geliştiğini genç nesillere aktarmamız gerekir. 68 Li’ler Vakfı’ na bu konuda yapacağı çalışmalarda başarılar diliyorum.

TÜRKİYE’ nin BUGÜN İÇİN ACİL OLAN TEK İHTİYACI 68 KUŞAĞININ YAPMAYA ÇALIŞTIĞI VE YARIM KALAN EĞİTİM VE KÜLTÜR DEVRİMİ’ dir.

MOĞOLLAR KONSERİ

Gece 68 kuşağından kalan güzel bir eser olan MOĞOLLAR ORKESTRASI’ nın ve şefleri CAHİT BERKAY’ ın konseri ile büyük bir coşku içinde devam etti. Cem Karaca’ nın oğlu Emrah Karaca’ nın muhteşem sesi ile o yılların güzelliğini adeta yeniden yaşadık ve CEMK KARACA ile BARIŞ MANÇO’ yu rahmetle andık.

Mustafa Karaca – SARANTALI KÖYLÜM