8.KARABURUN BÖRKLÜCE ŞİİR GÜNLERİ -2-

26 Ağustos Cumartesi Etkinliğin 2. Günü

 

Etkinliğin 2. Günü şiir ve müzik dinletisi ile geçti. Etkinliğin sunumunu ZÜBEYDE SEVEN TURAN’ın yaptığı ilk bölümde tam bir şiir ziyafeti sunuldu, katılan şairlerce.

Etkinliğin ilk günü, Şair Refik Uğur, Bağlama sanatçısı Zühtü Turgut ve Ney sanatçısı Mitat Karagenç’in sunduğu müzik ziyafeti ve özellikle Nazım Hikmet’in Şeyh Bedreddin Destanından sunduğu güzel bir müzik ziyafetinden sonra 2. Güne ŞİNADİKA Müzik grubunun Rumca şarkılardan oluşan müzik ziyafeti damgasını vurdu.

Şinadika müzik grubu adını nostaljik bir olaydan almış. İzmir’in eski Rum mahallerinden birinin adı imiş ŞİNADİKA. Basmane ve civarında oturan yabancıların oturduğu bir mahalle imiş. Şinadika rumca İPLİKÇİLER anlamına geliyormuş. İzmir’in bugün unutulan ve çok kimsenin bilmediği ve hatta adını dahi duymadığı bir mahalle. Büyük İzmir yangınında tamamen yanmış ve yeniden yapılanmaya açılmış. Bazı kaynaklarda 9 Eylül de İzmir Türk Ordusu ile yeniden özgürlüğe kavuşunca İzmir’i terk eden Rumlarca yakılmış. Bazı kaynaklara göre ise Türkler yakmış. Her ne ise savaşın yarattığı tahribatlar ve yaşanan tatsız olaylar. İşte grup o mahallenin adını almış, kısaca iplikçiler. Yaptıkları özgün müzik ile ileride adından çok söz ettireceği kesin.

Etkinliğe katılan şairleri ve şiirlerinden birer örnekle tanımaya çalışalım. İlk günün yabancılığı atıldıktan ve şairleri ve şiirlerini dinledikten sonra organizasyon tertip komitesini bir defa daha kutluyoruz, bu değerli şairleri ve şiirlerini Karaburun’a davet ettikleri için.

 

 

1-BİLSEN BAŞARAN

BİLSEN BAŞARAN (1954-….)

 

Erzurum’da doğdu. İçel, Erzurum, İstanbul’da devlet okullarında ve özel dershanelerde öğretmen ve yönetici olarak yirmi altı yıl görev yaptıktan sonra emekli oldu. Yazın çalışmalarını öğretmenliğiyle iç içe sürdürdü.

 

Boyunduruk

Gözlerinin uzun öykülere düşmesi ne güzel

Hüzünlerin çalınması gerdanından…

 

Seni korkuların dudaklarımın en uzun uykusu

Öyle bir sıcaksın ki

-alev sağıyor aramızdaki zaman-

İnceden inceye bir kan sızıntısı…

Kanatların yüreğime düşüyor

Ne güzel kanlarımızın seviştiğini bilmek.

 

Pusuya düşmüş yirmilik güz yatışın.

 

Mülteci bir yüreği buyruksuzluğuna sundum

Dil bilmezliğine…

Bu ülke benim değil

uçurumlar sustukça

kartalların intiharına.

 

Elvan bakışın gecikmiş köprüm uzanmış Zap üstüne

Zaman kelepçelemiş yeri göğü.

 

Derin karanlıklarda uyumuş aklımın karasevdalısı

Kendi kendini kurşunlar mı mavzer

Anadandoğma bırakılır mı inanmak.

 

Kaldır gözkapaklarını sağnağım

Bu gümüş boyunduruk altında susuşun

ömrümün en uzun yemini.

 

Varlık Şubat 2000

2- Haydar EROĞLU (1958-  )

 

Yozgat’ta doğdu. Ürünleri çeşitli dergilerde yer aldı. Yaşamını Hollanda’da sürdürüyor.  Onu, internetten bulduğumuz ve 2008 yılında bir dergide hakkında yayınlanan yazısı ile kısaca tanımaya çalışalım.

“01 Nisan 2008 Atilla İpek

Daha önceki sayılarımızda Eroğlu kardeşlerin genç olanını, İbrahim Eroğlu’nu tanıtmıştık. Bu sefer Ağabey Eroğlunda sıra: Haydar Eroğlu’nda

Eroğlu ailesi daha önce yazdığımız gibi, Yozgat Bahadın’lı. Haydar Eroğlu Ticaret ve hukuk okumuş, 1986 yılında 28 yaşındayken Hollanda’ya gelmiş. O yıl ilk şiir kitabı yayınlanmış ağabey Eroğlu’nun: Türkçemle Türküler. Ondan sonraki yıllarda daha çok şairliğiyle tanıdığımız Haydar Eroğlu şiir kitaplarının yanı sıra, çocuk romanları ve fıkra derlemeleri de yayımlamış, öyküler yazmış,. Ataol Behramoğlu 1987’de yayınladığı iki ciltlik ‘Büyük Türk Şiiri Antolojisi’nde Haydar Eroğlu’na da yer vermiş. Hollanda’ya geldiği yıl 1986 barış yılı nedeniyle Ankara Dış Hekimler Odası, Ankara Eczacılar Odası ve Ankara Tabip Odası’nin ortaklaşa düzenledikleri şiir yarışmasında Broy Dergisi Şiir Özel Ödülüne layık görülmüş. Haydar Eroğlu yazdıkça ödüller de eksik olmamış.”

 

Şair dedik ya; yaşadığı çağa ayak uydurmaya çalışırken, toplumda gördüğü yanlışlıklara da seyirci kalamaz elbette. Haydar Eroğlu da öyle yapmış zaten, gördüğü yanlışlığı anında yapanın yüzüne bazen sözle, bazen şiirle haykırıvermiş. Şairi kendi anlatımıyla tanımaya çalışalım.

 

BİR TARTIŞMADAN

ŞİİRİMSİ DİZELER (*)

evrile evrile insan oldum

teşekkür etmeliyim kendime kendim

tabii ki evrilirim ben

matematiktim, felsefeydim, fendim

evrilmediğin için sen

evrime karşı çıkmakta

haklısın efendim !

——————————-

* Lahey’de, Newton Plein ( Nevton Meydanı) ‘de idi evim bir zamanlar.Evim ile Newton ( İsaac Newton, 1642 – 1727 yılları arasında yaşamış yerçekimi kuramını Leibniz ile aynı zamanda bulan İngiliz matematikçi, fizikçi ve mucid) ‘un heykeli arasında 25 veya 30 metre olduğu için her gün saygıyla selamlardım kendisini adeta. Yer çekmiş olmalı ki beni de, bugün yürüyerek gidip yıllarımın geçtiği mahalleyi, meydanı gezdim, anılarımı andım. Mahalleden ayrıldıktan sonra da bir Türk Kahvesinde kahve içmek için içeri girdim, boş bir masa bulup oturdum, masanın üzerindeki Türk gazetelerini karıştırdım bir yandan da kahvemi içerken. Yan masada ” evrim teorisi ” tartışılıyordu, ister istemez duydum, düzeysizdi. Hesabı öderken ben de bir şeyler demek zorunda kaldım, her zamanki gibi tutamadım düşük çenemi. Yukarıda okuduğunuz şiirimsi dizeler dediklerimdir bir vatandaşa, “haklısın” dediğim için memnun oldu, olsun bakalım .

Yine biz maymundan geldik (ortak ata olarak) hadi, onlar maymundan bile gelmedi azizim! Tabii ki karşı çıkacaklar, haklılar, hem de ilk kez!

 

ŞAİRLER ŞAİRİ NESİMİ’YE NAZİRE :

BEN ÖLDÜKTEN SONRA (*)

Gelen insanca gelsin, Türk, Kürt, Arap istemez,

(zaten sağlığında da istemezdi atmayın)

Haydarî de öldükten sonra türap ** istemez

Rakı olur amma kimse su dökmesin o gün,

Yeterince içmiştir o da şarap istemez!

Muskaya, kıbleye ne gerek var ki ey sofu ,

İnsan olan insandan başka mihrab istemez!

Peygambere, halifeye, reise yokuz biz,

Kalsın, hayat kitaptır, başka kitap istemez !

Siz kim oluyorsunuz sizi bilmeyiz amma,

Karşındaki insandır, kaba hitap istemiz!

Allah ne verdiyse akşamdaaaan akşama o da,

Şair kişi; Mehtap’tan başka mehtap istemez !

(…)

————————————–

* Nesimi : Derisi yüzülerek öldürüldü.

 

 

3-FATMA ARAS

Fatma ARAS

1954 yılında Iğdır’ın Aralık ilçesi Yukarı Aratan Köyü’nde doğdu. Bir süre Almanya’da yaşadı. M.T.A kimya tenkisi ve emekli…

Aşıklık geleneğinin ağır bastığı bir çevrede yetişmesinin de etkisiyle şiire küçük yaşlarda ilgi duymaya başladı. İlk şiirlerini ilkokul döneminde yazdı. Ayrıca Mihriban Aras aracılığıyla geleneksel halk hikayelerini öğrendi.

 

Hece ile yazılmış şiirleri, Gazi Üniversitesi’nde Dr. Fatma Ahsen Turan’ın hazırladığı Sazın ve Sözün Sultanları kitabında yer aldı.

Bir süre Canaz İnternet TV, Şiir Saati Programının yapım ve sunumunu yaptı.

Almanya’da yaşayan Bekir Karadeniz ve Orhan Bahçivan’ın hazırladığı Doğulu Ozanlar kitabında da şiirleri yer aldı. Bazı şiirleri bestelendi. İlk şiiri 1975 yılında Hürriyet Gazetesi Avrupa baskısında yer aldı. MESAM üyesidir.

Şiirleri İspanya’da İspanyolca ve Katalanca yayımlandı. Almanya’da iki dergide yayımlandı.

 

 

 

Buruk

Saçlarını tara, gölge olsun göğsüme

Beni uyutsun yüreğindeki beşik

 

Boşluğuna dolan sis boğmasın dünyayı

Bu kar ay’ını bitirsin başlatacağın iklim

 

Bugünü de bakışınla oyala

Oya’la çocukluğumu,

Yüzünü renklendir

Anımsa, sesime tutun

 

Halay çekme demiyorum

Sana demiyorum ki

Değnekten bir atın sırtında uyuma

 

Göllerdeki kamışlar ayaklanır

Buluşur yaşadığımız anlam.

 

Balkonlarda hâlâ serçelerin ürkek sevinci

İki ucu birelikler bir sebep

Karnıma düşen cemre

 

Şiiri Özlüyorum Dergisi,  36 sayı,  2010

 

 

 

 

 

 

 

 

4-DURMUŞ TAŞDEMİR

Kendi deyimi ile ” gündüzleri savcı, geceleri şair” bir hukuk ve edebiyat sevdalısı. Bazen ikilemler yaşasa bile hayatı ve yaptığı işi en doğru ve tarafsızca yapan bir cumhuriyet savcısı. Hayatın şiir ile daha bir güzelleşeceğine inanan ve şiirin gücü ve estetiğine inanan, şahit olduğumuz haksızlıklara karşı direnmenin şiir ve sanat ile bir başka anlam kazanacağına inanan dürüst bir hukukçu ve şair. Bakın esas hakkındaki mütaala şiirinde bu isyanının nasıl dile getiriyor.

 

 

Esas Hakkında Müteala

 

Heniz vermedim yaşama dair

Esas hakkındaki mütealamı

Ve hükmünü ortaya koymadı yargıç.

Fakat müştekiyim,

Ecelsiz ölümlerden, öldürenlerden.

Fakirlikten, cehaletten, terkedilmişlikten,

Çukurca`da doğan ile,

Newyorkta doğan arasındaki farktan

Nedense hep tersine dönen çarktan

Müştekiyim.

 

Bilinsin ki hiçte adil değil,

Taş ustası babamın

İnanılması güç onca taşı

Kol gücü ile kırıp,

Yüzlerce bina yaptıktan sonra

Çağın imkanlarından habersiz

Yoksulluk ve çaresizlik içinde

Ölüp gitmesinden.

Ve yine müştekiyim

anacığım yüzlerce halıyı

İlmik ilmik dokuyup,

Bıçakların dahi aşınarak

Yok olduğu halde

Habire yaşama doğurup

Yaşamdan hiçbir şey talep etmeyen tutumundan

Ve ona hiçbir şey vermeyen bu çağdan.

 

Zorbanın zoru karşısında sinen,

Haksızlıklara kaderim deyip

Boyun eğen,

Karşı koyması gereken yerde

El etek öpen

İnsancıklardan müştekiyim.

 

Böylece geçsin

Yaşam tutanaklarına sözlerim.

Daha bir sürü haykırışlarım,

Çığlıklarım olacak.

Kavgamız sürecek.

Hehüz vermedim yaşama dair

Esas hakkındaki mütealamı

Ve hükmünü ortaya koymadı yargıç.

 

Durmuş Taşdemir

Siir toplam 1740 kez okunmus

 

İkilem

 

Gündüzleri savcıyım

Geceleri şair.

Gündüzleri başkalarını sorgularım,

Geceleri kendimi.

Resmi ve kuralcıyım gündüzleri,

Sınırlarımı zorlarım geceleri.

Gündüzler bazen yük gibi gelir

Geceler düş…

Gündüzleri kazanırım ekmek parası

Geceleri başlar yürek yarası.

 

Durmuş Taşdemir

 

 

Yaban Armudu

 

Dağ başında bir yaban armudu,

Sessizliği ile sarmaş dolaş

Kimsesizliği ile ağlamaklı,

Dalları, gövdesi, yaprakları,

Bir cana hasret.

 

Badem yeşili yaprakları,

Pır pır eder rüzgara karşı,

Söyleşirler uğultuyla.

 

Bekler dağ başında yaban armudu

Günlerce, haftalarca

Konaklasın diye bir yolcu.

Büyütür gövdesini,

Dayasın diye sırtını,

Uzatır dallarını,

Serinlesin diye göldesinde.

Birlikte söylerler,

Sessizliğin ve yalnızlığın

Hüzünlü şarkısını.

Yolcumu hüzünlü

Ağaç mı bilinmez.

 

Ne sulayan olur toprağını

Ne de dallarını budayan

Hatta simsiyah, katmerli

Yanlızlığına dokunan

Bir el bile bulunmaz.

Fakat o buna aldırmaz.

Daha bir inatla salar toprağa

Sağlam köklerini.

Her bahar açar çiçekleri,

Yeşillenir yaprakları,

Yemişe durur inadına.

Kuşların cıvıltısına

Karşılık verir rüzgarda

Hafif bir sallantıyla

Yaşama, doğurganlığa ve direngenliğe dair

Öyküler anlatır

Girdin mi bir kez gizemli dünyasına.

 

Durmuş Taşdemir

 

MUSTAFA KARACA