8 Nisan Dünya Romanlar Günü

156

2019 Yılında ülkemiz 3 önemli seçim yaşayacağı için politikacılar oy deposu olarak gördükleri bölgelere seçim yatırımına başladı. Siyasi parti temsilcileri, sivil topum örgüt yöneticileri, milletvekili adayları şirin görünme yarışına başladı.

8 Nisan 2019 yılı Türkiye’nin gündemine yeniden Romanları taşıdı. CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun “ROMAN AÇILIMI” projesi kapsamında TBMM’sine İzmir’ den bir roman vatandaşı milletvekili seçtirmesi ile başlayan süreç devam ediyor. Kılıçdaroğlu 8 Nisan Dünya Roman günü kapsamında romanlar ile buluşunca AKP lideri ve Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ da hemen bir Roman Toplantısı gerçekleştirdi ve aslında romanlar ile bağının çok eskilere Kasımpaşa’ya kadar uzandığını belirtti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yaptığı konuşmada şunları söyledi.

“Aslında dünyada Romanlar Günü biliyorsunuz, 8 Nisan’da kutlanıyor. Ama bizdeki Roman kardeşlerimiz bu kutlamayı artık 14 Mart’ta yapacaklar. Bu tarihin seçilmesinin sebebi de, geçmişte yine bir 14 Mart tarihinde Roman kardeşlerimle yaptığımız buluşmada verdiğimiz mesajlar, olarak ifade ediliyor ve böyle bir mutabakat aramızda oluştu.

Bizim Roman kardeşlerimizle temasımız Başbakanlığım döneminde, Cumhurbaşkanlığım döneminde başlamadı. Ben çocukluğumdan itibaren Roman kardeşlerimle birlikteyim, onlarla birlikte büyüdüm, İstanbul’un Kasımpaşa’sında, Kulaksız’ında,  Kaptanpaşa Mahallesi’nde onlarla birlikte büyüdüm, aynı ilkokulda sınıfı paylaştım, beraber okuduk. Geldiğim hiçbir görevde de onları unutmadım, ihmal etmedim, İstanbul’a Büyükşehir Belediye Başkanı oldum, Roman kardeşlerimin yanında yer aldım, dertlerinin, sıkıntılarının çözümü için çalıştım. Başbakan oldum, aynı şekilde onların yanında yer aldım, Çalıştay’ lar düzenleyerek, toplantılar yaparak meselelerinizin takipçisi oldum. Kanunlardaki, yönetmeliklerdeki incitici ifadelerin ayıklanmasından, toplu konut inşasına, sosyal desteklerden sanatçı kimliklerinin tesciline kadar her alanda çalışmalar yapılmasını sağladım, sağladık.”

Bütün Dünya ve Romanlar 8 Nisan’ kutlamaya alışmışken biz Cumhurbaşkanımızın  onayı ile  14 Mart’ı kutlamaya başladık.

8 Nisan Dünya Romanlar Günü nedir?

8 Nisan 1971 tarihinde Londra’da toplanan Birinci Uluslararası Roman Kongresi, bütün dünyada, İkinci Dünya Savaşı’nda Naziler tarafından soykırıma uğratılarak katledilen ve sayısı tam olarak bilinmeyen yüz binlerce Roman’ın anısını yaşatmak adına, 8 Nisan’ı Dünya Romanlar Günü olarak kabul eder. 1971 tarihinden itibaren her yıl 8 Nisan “ DÜNYA ROMANLAR GÜNÜ” olarak kutlanır.

Bu kongrede, Romanların kullandığı bayrak, gökleri ve yeri temsil eden mavi-yeşil arka planın üzerine kırmızı chakra (tekerlek) olarak tanımlandı. Chakra, hem göçebeliği hem de Hindistan’ın tarihî simgelerinden biri olarak Roman göçünün başlangıç noktasını işaret eder.

Romanlar Kimdir?

2.Dünya Savaşında Nazi Almanya’sının esir kamplarında Yahudiler ile birlikte soykırıma uğrayan Romanlar kimdir ve suçları nedir.?

Romanlar Avrupa Emperyal kapitalizminin Ortadoğu’nun zengin petrol ve su kaynaklarını, doğal zenginliklerini paylaşmak için verdiği kanlı ve kirli savaşa taraf olmazlar. “ Bu savaş bizim savaşımız değil, sizin savaşınızdır. Ancak bedelini neden bize ödetmek istiyorsunuz” diyerek savaşa karşı çıkarlar. Sonuç Nazi Almanya’sının esir kampları olur. Resmi rakamlara göre 500.000 civarında roman Nazi kamplarında öldürülür. Ayni savaşta soykırıma uğrayan Yahudiler yıllar sonra Almanya’dan soykırım tazminatları alır. Ancak bugüne kadar romanlara herhangi bir tazminat ödenmez.

Romanların tarihi incelendiğinde çok ilginç olaylar ile karşılaşırız. Romanlar tarihin hiçbir döneminde diğer ulusların yaptıkları kanlı savaşlarda yer almamışlardır. Onlar daima barıştan yana, özgürlükten yana yaşam tarzları ile diğer uluslardan farklı olmuşlardır. Dünya malına önem vermeyen, yarına birikimler yapacağım diyerek bugününü mutlu yaşamaya çalışan kişilerdir. Çünkü bilirler ki Dünya malı kimsenin öldüğünde birlikte getirebileceği bir kazanım değildir. Eğer kazanmaya çalıştığın ve kazandığını zannettiğin dünya malları senle birlikte gelemiyorsa, hayatını zehir etmeye değer mi?

Doğa Savaşçıları – Müziği ve Yaşamı Seven Hayat Felsefesi

Romanları hayatı göçebelik ile başlamış ve bildiğimiz kadarı ile bugüne kadar böyle devam etmiş. Bundan sonra böyle devam eder mi, kapitalizmin boyunduruğuna girip özgürlüklerinden taviz verirler mi bilemiyoruz. Ancak, kapitalizmin yerleşik düzeni göçebe insanları artık istemiyor. Avrupa’nın birçok medeni ülkesi göçebe romanlardan rahatsız ve çeşitli bahaneler ile sınır dışı ediliyorlar. Ancak romanlar hala kararlı, özgürlüklerinden taviz vermektense sınır dışı edilmeyi kabul ediyorlar, zorla da olsa.

Tarihten dışlanmış bir topluluk:Romanlar-Çingeneler

Romanların Zanaatkarlığı – Geçmişin Fabrikatörleri

Tarihin en eski halklarından biri olan Romanların sosyolojik tarihi incelendiğinde, özellikle insanlığın yerleşik hayata geçerken, göçebe Romanların bu süreçte önemli bir etki yarattıkları ve özellikle ilkel üretim araçlarının kullanımını sağlamada, ROMANLARIN ZANAATÇI ÖZELLİKLERİNİN ciddi bir aracılık görevi gördükleri belirtilmektedir. Romanlar yerleşik toplumların hizmetine sundukları zanaatçı özellikleri ile o toplumun hayatını kolaylaştırmıştır. Çift süren çiftçinin sabanının demirini, arabasının tekerleğini, çapasını demir ocaklarında romanlar işlemiştir. Evlere kullanılan kap-kacağı, çatalı, bıçağı, tencereyi, tavayı, maşayı roman demirci ve kalaycı ustaları yapmıştır.

Müziğe karşı özel yeteneklerinden dolayı, her türlü müzik aletini doğaçlama çalarak, dans ederek toplumların, düğünlerini, eğlencelerini onlar şenlendirmiştir. Kısaca Romanlar diğer toplumların hayatını kolaylaştıracak her türlü hizmeti özveri ile sunmuşlardır. Karşılığında fazla bir şeyler beklemeden. Bugünü geçirebilecek kadar bir kazancı oldu ise şükretmesini bilmiş ve daha fazlasını, hak etse bile istememiştir. Romanların bu mütevazi tavrı saygı ile karşılanıp örnek alınması gerekirken biz onlardan rahatsız olmuş ve ötekileştirmeye çalışmışız.

Kapitalizmin Teknolojik Gelimeleri

Dünya’da hızla büyümeye başlayan kapitalizm teknolojik gelişmeler sayesinde romanlara ait olan birçok mesleği ellerinden almıştır. Eski demirci ustalarının yerini teknolojinin makineleri, mutfaklardaki madeni eşya-ların yerini plastik ve porselen sanayinin üretimleri alınca birçok roman zanaat-kar işinden olmuştur. Hatta teknoloji müziğe el atmış ve romanları bu konuda da işsiz bırakmaya başlamıştır.

Romanlar bizden önce İstanbul’u mesken edinmişlerdir. Yaklaşık 1000 yılında Hindistan’dan Anadolu ve Avrupa?ya göç eden Romanlar 1050’lerden beri İstanbul Sulukule’de yaşıyor.

Bu konuda yazar Ali Mezarcıoğlu, şöyle diyor:

“Türkiye Çingeneleri Türkiyelidir. Trakya, Karadeniz, İç Anadolu, Güneydoğu Anadolu, Doğu Anadolu… Türkiye’nin her bölgesinde tarih boyunca Çingeneler tarafından üretilmiş kültürel değerler; bu bölgelerde yaşayan çeşitli vatandaşların kültürleriyle kaynaşarak muhteşem bir zenginlik oluşturmuşlardır.

Sanat mı? :

Trakya Çingene kültürü nasıl ki klarnetin ince sazın en hasını temsil ediyorsa,

Anadolu Çingene Kültürü de davul-zurna ile bağlama ile bozlak ile özdeşleşmiştir. Trakya Çingene kültüründe Balkan coğrafyasının etkilerini görürsünüz.

 Ekonomi mi?:

Anadolu Çingeneleri dünyanın her yerindeki Çingeneler gibi köken itibariyle göçebe zanaatçıdır. Unutulmuş, medeniyetin kıyısındaki Anadolu köyüne sepeti, eleği, metal eşyayı Çingene götürür. Köylünün dişini çeker, evladının sünnetini yapar. Günü gelir hekim olur. Düğününde müziği o yapar. Teknik girmeden evvel bu dünyaya; bizim atalarımız kırsal dünyanın olmazsa olmazı olmuşlardır. Tekniğin geleneksel zanaatı öldürdüğü çağımızda da kah tarım işçisidir Çingene kah kimsenin yapmak istemediği en zor işleri yapar.”

Bu açıklamalardan anlıyoruz ki Romanlar, en zor koşullarda bile özgürce yaşamasını bilen bir topluluk olmuştur.

Genellikle kendi içlerinde yaşamaya alışmış Romanların dünyasında kin, nefret bulunmaz. Kendi aralarındaki büyük kavgaları birkaç saat sonra unutur, birlikte yemek yemesini, gülmesini, eğlenmesini bilirler.

Kendilerine has doğal bir ilişki tarzları vardır. Sosyal yaşamlarında aile içinde dâhil olmak üzere geleneksel bürokratik bir yapı yoktur.

Yönetme ve yönetilmeye alışık değiller, günlük yaşamı istediği gibi yaşama alışkanlıklar vardır.

Topluluk ilişkilerinden sorumlu biri, bütün üyelerin oylarıyla özgürce seçilir. İsteyen aday olabilir. Topluluk üyelerinin çoğunluğu kimi tercih ederse o kişi seçilir ve bir sonraki seçime kadar, topluluk ilişkilerini idare etmekle görevlidir.

Binlerce yıldır dışlanmış, ötekileştirilmiş ve toplumsal yaşamın hiçbir yerine dâhil edilmemiş bir topluluğun, birkaç yılda değişmesini beklemek hem sosyolojik hem de politik bakımdan bir anlam taşımadığı gibi Romanların kendi kültürlerini ve geleneklerini sürdürme hakkına da sahip olmalarını toplumsal zenginliğimiz olarak görmemiz gerekir..

Kaynak:gokyuzu9@aol.com- romanızbiz.com)

Osmanlı’da Çingeneler “İmparatorluğun Başarılarının Görünmez Kahramanları”

Liva-i Müselleman-i Çingâneü Kırkkilise (Çingene Müsellem Sancağı Kırklareli)

Çingenelerin Kırklareli’yi ilgilendiren bölümünü Emine Dingeç’in 2009 yılında Sosyal Bilimler Dergisinde yayınlanan bir çalışmasından tanımaya çalışalım.

“SDÜ Fen Edebiyat Fakültesi

Sosyal Bilimler Dergisi

Aralık 2009, Sayı:20, ss.33-46.

XVI. Yüzyılda Osmanlı Ordusunda Çingeneler* Emine DİNGEÇ **”

“Var olan etnik değerler üzerine kurulan Çingene Sancağı’nın merkezi Kırkkilise (Kırklareli)’dir. 10 Çingene Sancağı’nı Çingene Sancak beyi yönetir fakat Çingene Sancak Beyi, Çingene değildir. Çingene Sancak Beyi, geri hizmete dâhil olan ve olmayan Çingenelerin vergilerinin toplanmasından sorumludur.

 Çingene Müsellem Sancağı, askeri olarak nitelendirilen Çingeneleri kapsamaktadır. Çingene Sancağı gibi Çingene Müsellem Sancağı’nın da kesin olarak kuruluş tarihi belli değildir. Fatih döneminde Çingenelere bazı ayrıcalıkların tanındığı bilinmektedir. Fatih dönemine ait “Rumeli Etraki’nün Koyun Âdeti Hükmi ve Çingene Kanunu” isimli kanunnamede, “koyun âdeti” yani “resmi ağnam” ile ilgili maddelerin yanı sıra hizmete alınan Çingenelerin haraçlarını ödemeyeceğine dair maddeler de bulunmaktadır.

Bu durumda, Fatih döneminde Çingeneler devlet hizmetine alınmışlardır.

Devlet kontrolü altında çalışmaya başlayan Çingeneler, Yaya, Müsellem, Yörük ve diğer geri hizmet kurumlarına benzer bir şekilde yapılanmış ve Osmanlı İmparatorluğu’nun başarılarının görünmez mimarları arasına katılmışlardır.

Çingenelerin geri hizmette görevlendiril-mesindeki temel düşünce; onların maden işlemedeki ve el sanatlarındaki yeteneklerinin devlet için daha verimli duruma getirmekti. Görev ve sorumluluk alan Çingenelerin sorun olmaları da engellenebilirdi.

Böylece, Çingenelerin başıboş ve işsizlikleri ile ortaya çıkan toplum içinde yabancı ya da öteki konumunda kalmalarının önüne geçilebilirdi.

Göreve alınan Çingeneler, toprak ve sorumluluk alarak devletin askeri sınıfına dâhil olacaklardı. Çingenelere toprak vererek geri hizmet kurumuna alma yolu ile aynı zamanda göçebe Çingenelerin yerleşik hayata geçirilmesi de hedeflenmiş olsa gerekir.

Osmanlı Devleti, idari açısından kontrol altına almakta zorlandığı Çingeneleri toprağa kaydederek yerleşik olmaya özendirmiş ve devlet adına görevlendirme yaparak, devletin bir parçası haline getirmeye çalışmıştır.

Çingene Sancağı’nın varlığını gösteren ilk kayıt II. Bayezid (1481-1512) dönemine aittir.”

Mustafa Karaca