Cumartesi, Şubat 24, 2018
   
Yazı Boyutu

KEY OTOMOBİL MÜZESİ-TORBALI

OTOMOBİL SEVDASI

Türkiye İstatistik Kurumu 01.02.2018 tarihinde yayınladığı istatistik bilgilerinde Türkiye Trafik Siciline kayıtlı araç sayısını 22 milyon olarak açıkladı. Bu demek oluyor ki her 4 kişiye bir otomobil düşmektedir. 80 milyon nüfuslu bir ülkede 22 milyon kayıtlı otomobil çok fazla değil mi?

Otomobil demek elbette ulaşımda, taşıma da kolaylık, tarımda kolaylık demek ama, bir de diğer tüketimi etkileyen yönünü de unutmamak gerek. Yakıtıyla, yedek parçasıyla, servisleri ve tamir ekibiyle büyük bir iş potansiyeli ve ayni zamanda dışa bağımlı bir ekonomik sistem.

Otomobil nakliye, ulaşım ve tarımda genel amaçlı ve toplumsal amaçlı kullanılmasının yanında bir de ailelerin kendi özel ihtiyaçları için kullandıkları özel otomobillerde önemli bir sayı tutuyor. Bankaların vermiş oldukları tüketici kredilerinin kolay ödeniyor olabilmesi her alenin bir otomobil sahibi olmasını sağladı Böylece otomobil sayısındaki artış fazlalaştı..

Otomobilin toplum hayatına girmiş olduğu 1876 yılından itibaren geçen süre içinde elde etmiş olduğu inanılmaz teknik gelişmeleri otomobil üzerinde görebiliriz. Dünya’da üretilen ilk otomobil ile bugün yollarda kullandığımız son model otomobiller arasında inanılmaz teknik gelişmeleri izleyebilmemiz mümkündür. Bu süreç içindeki gelişmeleri ancak otomobil tutkunlarının koleksiyonların da izleyebiliriz. Bu sıradışı ve pahalı koleksiyonu bir müzeye dönüştüren ÖZGÖRKEY KARDEŞLERİN oluşturduğu TORBALI KLASİK OTOMOBİL ( KEY OTOMOBİL MÜZESİ) Müzesi gezmeye ve değerlendirmeye değer bir müze olarak karşımıza çıkıyor.

 

Müzeyi gezerken batı makine mühendislerinin geçen süreç içinde nasıl bir teknik ilerleme ile mesleklerinin zirvesini ve insan aklının yaratıcı gücünü öne çıkarıyor. Batı makine mühendisleri bu gelişmeleri yaşarken biz o yıllarda neler yapıyorduk? Otomobilin serüveni ile birlikte bizdeki gelişmeleri de izleyen kısa bir gezinti yapalım dedik ve Şubat tatili için İzmir’de buluştuğumuz torunumuz DERİN ile birlikte KEY KLASİK OTOMOBİL MÜZESİ’ ni gezmek üzere İzmir Torbalı ilçesine gittik.

 

ARABA’NIN TARİHSEL GELİŞİMİ VE İNSAN İLE İLİŞKİLERİ

 

 

 

İnsanoğlu tekerleği bulduktan ve “AT” ile dost olduktan sonra hayallerinin peşinde daha uzaklara, yeni yerlere gitmeye başladı. Zaman içinde ihtiyaç çoğaldı tabii. Sürekli at sırtında ve araba da seyahat, at’ın yeme ve dinlenme ihtiyaçları yeni arayışlara yöneltti insanoğlunu. Mesela “AT”sız gidebilecek bir araba neden olmasın dı.

Sanayi devrimi ile 1700 lü yıllarda büyük bir ivme kazanan batı kapitalist gelişmenin yanına bir de teknolojik gelişmeyi de ekleyince ortaya ilginç gelişmeler yaşandı. Buharlı makine ile gemilerde “ YELKEN ve RÜZGAR” bağımlılığını ortadan kaldıran ve rüzgar olsa da olmasa da buhar gücü ile yol alabilen gemilerin yanına karada da yürüyebilen arabalar düşünülmeye başladı “Auoto mobil” kendi kendine yürüyen arabalar insanlığın hizmetine ilk, ilkel modelleri ile sunulmaya başladı

.

İLK OTOMOBİL DÜŞÜNCESİ

1672 Ferdinand Verbiest isimli Çin’’de yaşayan Belçikalı bir misyoner Çin liderine vermiş olduğu bir çok armağanın içinde küçük bir oyuncak otomobilde vardı. Bu oyuncaktan esinlenerek geliştirilen icat bugün yaşamımızın önemli bir parçası olmuştur.

Void Vacan,Fransa, 1769 Dünyanın insan boyunda kendinden motorlu ilk arabası icat edilmiştir. Nicolas-Joseph Cugnot 3 tekerlekli buharla çalışan yol arabasını icat ederek devrimsel bir iş başarmıştır. Araba önünde kazan ve buharlı motoruyla saat 6 km hızla gidebiliyordu.

1672 yılında Misyoner Verbies ile başlayan serüven birçok teknolojik gelişmelerle bugüne kadar inanılmaz bir bayrak yarışı gibi devam etmiştir. İnsan beyninin ve hayalinin sınır tanımayan arzuları gelişen teknoloji ile birleşince at ve arabanın fazla bir önemi kalmamıştır.

Batı bu gelişmeleri yaşarken biz o yıllarda neler yapıyorduk hiç merak ettiniz mi?

1640 lı yıllarda Osmanlı tahtı deli kabul edilen 1. İbrahim, 4. Murat ve 4. Mehmet dönemlerini yaşar. Tahta çıkan sultanların basiretsiz ve kötü yönetimleri, iç isyanlar ve dışarıda Kale fethederek Anadolu gençlerini heba ediyordu. Batının bilim ve teknoloji ile sanayi devrimi yaptığı yıllarda biz bilimin dışında kalmışız, hurafeler ile yönlenip, at sırtında kılıç ile kale önlerinde cenk etmişiz. Elbette ki bu geri kalmışlığın bir faturası olacaktı ve biz bu faturayı 1828 yılında itibaren ödemeye başladık.

1876-1908 ARASI BATI SANAYİ DEVRİMİ GELİŞMELERİ

 

 

Avrupa Sanayi Devrimi ile inanılmaz bir ekonomik rahatlığa ve zenginliğe kavuşurken biz hala savaşlarla toprak, insan ve mali kayıplarla uğraşıyorduk. Batı kapitalizmi otomobil ve makine devrimleriyle inanılmaz teknolojik gelişmeler yaşarken, biz her türlü gelişmeyi bırakıp kendi insan gücümüzü ve hayallerimizi kaybediyorduk. İlk otomobiller Avrupa şehirlerinde dolaşmaya başladıkça biz hala at arabaları ile Saltanat sürüyorduk. İstanbul sokaklarında hala at arabalarının nal sesleri duyuluyordu.

1876 yılında Avrupa ilk otomobilini yaptığında biz 93 Harbi dediğimiz ve Balkanlar ve Kafkasya Cephelerinde uğradığımız mağlubiyetler ile milyonlarca insanımız yoksulluk ve sefalet içinde ve büyük bir soy kırım ile karşı karşıya gelerek Ana Vatan Türkiye’ ye sığınmaya çalışıyordu.

2.Abdülhamit ve ilk ELEKTRİKLİ OTOMOBİL

1876 yılında Osmanlı Tahtına oturan 2. Abdülhamit tahtı bırakacağı 1909 yılına kadar geçen süre içinde Otomobil ile tanışır. 2.Abdülhamit 1888 yılında Londra Elçiliğine emir vererek İngiltere’de Robert Davidson tarafından imal edilen bir “ ELEKTİRİKLİ” araba siparişi verdiğine dair belge ve yazışmalar Osmanlı Arşivlerinde bulunmaktadır.

2.Abdülhamit’in otomobil sevdası kendisine yapılması düşünülen bir suikast neticesi başlamadan biter. 2.Abdülhamit suikast sebebi ile oto9mobil sevdasından vazgeçer ama her türlü tedbire rağmen yine kendisine faytonlu arabada suikast girişimi yapılır ve 23 kişinin ölümü ile sonlanır. Aslında yapılması düşünülen suikast Abdülhamit’e değil otomobile yapılmıştır. Türkiye 1888 yılında elektrikli otomobil ile tanışmış ve kullanmaya başlamış olsa idi bugünkü sanayimiz belki çok farklı yerlerde olabilirdi.

ZATÜ’L HAREKE ( Kendiliğinden hareket edene araba)

2.Abdülhamit’in tüm yasaklamalarına karşın İstanbul sokakları 1895 yılında Basra Eşrafından Zübeyirzade Ahmet Bey’in Renault marka arabası ile tanışır. Fenerbahçe sahillerinde dolaşan otomobil tüm İstanbul halkının efsanesi olur.

 

 

 

 

İlk araba olması dolayısıyla kendisinin tanımlanması da bir hayli güç olmuştur. İthal edilen arabanın gümrükten geçirilme kısmı geldiğinde ise memurlar bu cisime verecek isim bulamamışlar ancak kendilerine yapılan açıklamalar neticesinde “zatü’l-hareke” araba, yani kendiliğinden hareket eden araba olarak kayıt etmişlerse de bu isim güç olduğu için kullanımı yaygınlaşmamış, bunun yerine otomobil denmesi daha uygun görülmüştür

Sultan II. Abdulhamid’in kendisine gönderilen 2 otomobile hiç binmediği rivayet edilmesine rağmen,1908 Meşrutiyet ilanı ile otomobilin Osmanlı İstanbul’unda yaygınlaşması başlar. Her yeniliğe karşı eskide kalan ve çıkarları kesilen ve işlerini kaybedenler oluyor. İstanbul’un yük taşıyan atlı arabacı esnafı bu duruma uzun süre karşı koymaya, direnmeye çalışmaları teknolojik gelişmeye karşı başarısız olurlar.

ları az da olsa otomobillerin yurt içine sokulmasında herhangi bir sakınca görmese de dönemin yolları 2.Abdülhamit’in

Otomobil'de İlk Suikast

2.Abdülhamit’in beklemiş olduğu suikast girişimi 11 Haziran 1913 yılında Sadrazam Mahmut Şevket Paşa’ya yapılır. Paşanın arabası Beyazıt Çarşıkapı’da saldırıya uğrar ve paşa öldürülür. Paşanın suikaste kurban gittiği araba Harbiye Müzesinde sergilemektedir.

Dünya sanayi devrimini tamamlamış Doğu’nun tarihi ve ekonomik zenginliklerini, doğal kaynaklarını paylaşmak için planlar yaparken biz ancak at arabası yapmakla meşgul olabilmişiz ve onu da başaramadan Balkan Savaşları, 1.Dünya Savaşı ve nihayet Kurtuluş Savaşı ile 20 yıl cephelerde can derdine düşmüşüz.

 

 

 

 

1961 YILINDA İLK OTOMOBİL “DEVRİM”

1960 Askeri Darbesi ile Cumhurbaşkanı seçilen Cemal Gürsel ilk olarak otomobil yapımına önem verir. Böylelikle Türk sanayi hem kendi üretimini yapacak hem e Türk Mühendislerine gelişme ve ilerleme imkanı verilecekti.

Gelin Devrim Otomobili internet sitesinden birlikte okuyalım;

Türk Mühedislerin eseri olan araçlar, insanüstü bir çabanın sonucunda 28 Ekim’in akşam saatlerinde tamamlanmıştır. Araçlara “Devrim 1“, ”Devrim 2” ve “Devrim 3” isimleri verilir. Mühendislerden biri Cumhurbaşkanı’nın alternatif bir renk isteyebileceğini de düşünerek, araçlardan birinin siyah olmasını teklif eder. Böylelikle, iki otomobil krem rengi kalırken, üçüncüsüise onu 29 Ekim geceyarısı Ankara’ya götüren “Karakurt” treninde binbir güçlük içinde siyah renge boyanır.

Depolarında, trendeki güvenlik kuralları gereği hiç benzin bulunmayan Türkiye’nin ilk yerli otomobili devrim arabaları, o zamanlar Sıhhiye semtinde bulunan Ankara Demiryolu Fabrikası’na indirildi. Manevra imkanı sağlamak için depolarına yalnızca birkaç litre benzin kondu. Asıl ikmal sabahleyin Sıhhiye’deki Mobil Benzin İstasyonundan yapılacak, sonra da Meclis’e gidilecekti.

29 Ekim sabahı, Devrim arabaları motosikletli oldukça kalabalık bir trafik ekibinden oluşan eskortun arasında yola çıktı. Çıktı ama, eskorttakiler, benzin alma işinden haberdar olmadığı için, Mobil’e uğramadan yola devam ettiler. Meclis’in önüne gelindiğinde durum anlaşıldı, alelacele getirilenbenzin ilk otomobile kondu. İkinci otomobile benzin konacağı sırada Cemal Paşa Meclis’in önüne gelmiş ve Anıtkabir’e gitmek üzere 2 numaralı benzini henüz konamamış Devrim otomobiline binmişti. Yola çıkıldı. Fakat 100 m. kadar sonra motor öksürerek durdu. Cemal Paşa’nın ”Ne oluyor ?” sorusuna direksiyondaki Yüksek Mühendis Rıfat SERDAROĞLU sıkılarak ”Paşam, benzin bitti.” cevabını verdi. Paşa’dan özür dilenilerek 1 numaralı Devrim arabasına geçmesi rica edildi. Buna uyan Cemal Paşa Anıtkabir’e bu otomobil ile gitti.

Cemal Paşa Anıtkabir’de araçtan inerken “Garp kafasıyla araba yapıyorsunuz, ama Şarklı olduğunuz için benzin koymayı unutuyorsunuz” diyerek hışımla aracı terkeder. Oysa, o aracı yapmayı başaranlar deposuna benzin koymayıda bilmektedirler elbette. Fakat, kimse aksiliğin yaşanan panikten kaynaklandığını cunta liderine anlatamaz veTürkiye’nin ilk yerli otomobili devrim arabaları daha doğdukları gün bizzat devlet eliyle öldürülürler. Arkalarında, kendilerine doğru düzgün bir teşekkür bile edilmemiş 23 tane gözüpek mühendisi bırakarak

“Genel Müdür Yardımcısı Emin BOZOĞLU başkanlığında, Fabrikalar Dairesi Başkanı Orhan ALP, Cer Dairesi Başkanı Hakkı TOMSU, Cer Dairesi Başkan Yardımcısı Nurettin ERGUVANLI, Eskişehir Demiryol Fabrikaları Müdürü Mustafa ERSOY, Adapazarı Demiryol Fabrikası Müdürü Celal TANER, Ankara Demiryol Fabrikası Müdürü Mehmet NÖKER’den oluşan grupta iki de emekli subay vardı: Genel Müdürlük Müşaviri Hüsnü KAYAOĞLU ve Necati PEKÖZ.”

RUHLARI ŞAD MEKANLARI CENNET OLSUN.

SARANTA HABER

Login Form