Albümlerde Saklı Tarih

126

Tarih bilgi ve bilincimiz üzerine ne kadar olumsuz yazılar ve yorumlar yapıldı, mutlak okumuş ve paylaşmışsınızdır. Göçebe hayattan yerleşik hayata geçiş sürecinde önemsemeyip, efsane ve hikaye şeklinde anlatmış olduğumuz tarihi yaşanmışlıklar toplumumuzun aynası gibidir. Ancak biz bu aynayı gelecek nesillere yansıtacak bilgi ve bilinçten maalesef uzak kaldık. Orta Asya tarihimizi “DEDE KORKUT” hikayeleri ile sınırlı kıldık,” ANADOLU HİKAYELERİMİZ”  ise, Anadolu coğrafyasında yaşanmış,  Roma, Helen, Lidya, Hitit kültürleri ile yoğurup kendi kültürümüzden uzaklaştırmışız.

Bin yıllık Anadolu, 700 yıllık Rumeli tarihimizin birçok önemli bölümleri efsane bile olamadan unutulup gitmiştir. Anadolu ve Rumeli coğrafyasında yaşamış Helen tanrılarını ve efsanelerini çok iyi biliriz, Truva’ nın Tahta Atı’nı güzel Helen ve Paris’ in aşklarından dolayı büyük bir merak ve heyecanla okur Truva’nın Akalı’lar tarafından yağmalanıp yakılmasına üzülürüz. Yunan Tanrılarının maceralarını merakla okuruz ama, bir Yunus Emre’yi, Mevlana’yı, Hacı Bektaş Veli veya Şeyh Bedreddin’i ayni heves ve heyecanla neden okuyamayız.?

ARŞİVLERDE SAKLANAN FOTOĞRAFLAR

Gazetemiz “Spor ve Nostalji köşesinde Kırklareli’nin spor tarihini ve bu tarihe damga vurmuş sporcuların spor ve sosyal yaşamdaki mücadelelerini araştırıp yazan Nihat Özge’nin Şubat sayısı için konuk edeceği emekli öğretmen ALİ ÖZKÜÇÜK ile görüşme yapmak üzere Çorlu’daki evine gittik. Arşivler açılınca, fotoğraflar ortaya çıkıp anılar paylaşılınca gördük ki, neler kaçırmışız ve yazacak daha çok hikaye var.

Bugün 93 yaşında olan ve Cumhuriyetimizle yaşıt olan Ali Özküçük’ün hayatı da her Rumeli Ailenin olduğu gibi bambaşka veya ayni özelliklere sahip BİR RUMELİ EFSANESİ. Ali Özküçük’ ü öğretmen olarak, sporcu olarak, iş adamı olarak, siyaset adamı olarak mutlaka her Kırklareli’nin tanıması ve ortak bir yaşanmış hikayesi vardır.  Babası Dayı Hayrullah’ın kullanmış olduğu Sarı Trayder marka kamyon ile Balkan köylerinin sevgi ve saygısını kazanmıştı. O yıllarda babam KARACA MUSTAFA’ya ait olan Graf marka bir kamyonumuz vardı ve beraber odun çekiyorduk. Görüşmelerimiz günlük hayat ile ilgili idi. O yıllarda tarih bilincimiz ve merakımızda yoktu. İnsanları günlük yaşam içinde değerlendirip, kimdir, nedir, nasıl bir hikayesi vardır merak bile etmiyorduk. Çünkü herkesin yaşanmış acılarla dolu bir hikayesi vardı. Babam bazen yaşlıları anlatırken özellikle hiç görmediğim babaannemden bahsederdi. Babam da babasını görmemişti. Bir gece ansızın Selanik’ten yola çıkıp Kırklareli’nin Elmacık köyüne gelmişler. Köye daha yerleşip düzen kuramadan dede Çanakkale’ye 57.Alay’a gidiyor ve bir daha gelmiyor. 57.Alay İngiliz çıkarma birlikleri ile girmiş olduğu süngü savaşında tamamen şehit olur. İngilizler savaşın aleyhlerine döndüğünü anlayınca Türkler gemileri ele geçirmesinler diyerek kendi askerleri ile birlikte bizim askerlerimizi de bombalar. Dolayısıyla 57.Alayın birçok askeri kayıptır ve kayıp oldukları için şehit sayılmazlar.  İşte bu sebeplerden dolayı kimse eskiyi kurcalamak istemez” yaşanmış acıları unutmak için olsa gerek”, hatırlatılmasını bile istemezdi.

Nihat Özge ile Çorlu’ya beraber gittik ve 53 yıl sonra Ali Özküçük ile geçmişi anmak için beraber olduk. Albümler ortaya çıkınca, resimler tarih sırası içinde incelenip hatıralar canlanınca yalnızca Ali Özküçük’ün değil Kırklareli’ nin de bilinmeyen ne kadar çok efsanesi olduğu ortaya çıktı. Yazık bu güzelliklerin bunca yıl arşivlerde unutulmasına.

PLEVNE-KIRKLARELİ HATTI

Nihat Özge köşesinde detayları ile anlatacağı için ben bazı konuları özet olarak geçmekte yine de fayda görüyorum. Genç nesillerin Rumeli Efsanelerini mutlaka okuması ve tarihimiz hakkında gerçek bilgilere sahip olması önemli. Çünkü yazılıp bize okutulan ve adına RESMİ TARİH dediğimiz yazılanlar halkın gerçek tarihini anlatamıyor. Her ulus kendi tarihini kendi bakış açısı ile yazdığı için olayları taraflı olarak anlatmıştır. Kosova’da Sırpları, Mohaç’ta Macarları, Varna’da Bulgarları veya Prut Bataklıklarında Rusları ve Çariçe Katherina’yı nasıl yendiğimiz anlatır dururuz, ama Viyana’da nasıl bozguna uğradığımızı, Balkan Savaşlarında nasıl katliama uğradığımızı hatırlamak bile istemeyiz. Bu savaşlar neticesinde yerlerini kaybedip başka diyarlara göç etmek zorunda kalan binlerce insanın yaşadıklarını ve acılarını ne duymak isteriz, ne de paylaşmak. Halbuki yazılması gereken tarih halkın tarihidir. Devletlerin yaptıkları savaşlar ve barış antlaşmaları ise tarihi birer vesikadır sadece.

PLEVNE’DE GAZİ OSMAN PAŞA’NIN YANINDA SAVAŞAN VELİ DEDE

Ali Özküçük’ün hikayesi de işte böyle başlar. Dedesinin babası Veli, Plevne’de Gazi Osman Paşa ile birlikte savaşır. Plevne düşünce Gazi Osman Paşa ile birlikte esir olarak Moskova’ya giderler. Plevne ve civarında bulunan yüzbinlerce Türk ailesi gibi Veli’nin ailesinden hayatta kalanlar da  Anavatan Türkiye’ ye ve özellikle Kırklareli’ne gelir.

Ruslar ile yapılan barış anlaşması sonucu Gazi Osman Paşa gemi ile İstanbul’a döner. Ruslar Veli Dede’ye ” Sen kahraman bir askersin, kendi ulusun için savaştın, ama çok Rus askerinin de canına kıydın. Gazi Osman Paşa’ nın askeri olduğun için serbestsin. Fakat cezanı at sırtında memleketine giderek ödeyeceksin” diyerek gemi ile değil at sırtında Moskova’ dan Kırklareli’ne gelir.

AT SIRTINDA GELEN KÜÇÜK GELİN

At sırtında, Karadeniz kıyılarına ulaşır. O sırada Ruslar Kırım’ı almış ve Tatarları Sibirya’ya göndermeye başlamıştır. Yol kenarında 3-4 yaşlarında ağlayan bir kız çocuğu görür. Çocuğun anne ve babası Ruslar tarafından sürülmüş veya öldürülmüştür. O kız çocuğunu yanına alır ve Kırklareli’ne ulaşır. Oğlu Ali’yi bu kız çocuğu ile evlendirir. Velinin oğlu Ali’den Hayrullah ve Hayrulah’ın oğlu Öğretmen Ali Özküçük dünyaya gelir.

ATATÜRK KIRKLARELİ’DE (20 Aralık 1930)

Ali Özküçük, Atatürk Kırklareli’ne geldiğinde 5 yaşındadır. Atatürk’ü görmek istemektedir. Baba Hayrullah Kiremedenler köyünde kamyon ile kaldığı için annesi tarafından hazırlanır ve Atatürk’ü görmeye gider. Evleri İstasyon’a bir sokak paralelde olduğu için yakındır ve küçük ALİ kolayca İstasyona gelir. Ancak büyüklerimiz Atatürk’e yakın olmak ve gözüne girmek için yarışırlar ve ön sırada olma mücadelesi vardır. Küçül Ali arkalarda bir yer bulabilir. Ancak bu küçük çocuk Atatürk’ün dikkatini çeker ve yanına yaklaşarak “ benim küçüklüğüme ne kadar benziyorsun. Bir oğlum olsa idi senin gibi olurdu. Kızıla kaçan saçları dolayısıyla, senin adın “BARBAROS” olsun” der. Babası Dayı Hayrullah yürüyerek Kırklareli’ne gelir ve geç te olsa Atatürk’ü görür. Atatürk “bu çocuğun babası yok mu? “ diye sorduğunda henüz gelen ve kendine yer bulamayan babayı gösterirler ve “işte çocuğun babası geldi” derler. Atatürk neden gecikme olduğunu öğrenince daha bir sevgi ve saygı ile küçük çocuğun başını okşar ve babayı da yanına alarak halini sorar.

BARBAROS ALİ

Atatürk’ün koymuş olduğu Barbaros ismi spor hayatı boyunca bir efsane olur. Tribünler onu her depara kalktığında veya topla buluştuğunda “BARBAROS” diye alkışlar. Edirne Lisesinde okuduğu sırada Edirne’ye gelen Galata Saray futbol takımını inanılmaz bir sürprizle 3-0 yenerken, Haydar Paşa Lisesi futbol takımı ile Türkiye Liseler şampiyonu olunca ve Fenerbahçe futbol takımında Lefter Küçükandonyadis ile birlikte oynadıkları ve İskoçların ünlü Glaskow Rangers takımını yendikleri maçlarda seyircinin “BARBAROS” u dur.

MUSTAFA KARACA