Anı Tur ile Balkan Anıları (3-4) Üsküp – Belgrad

ANI TUR İLE BALKAN ANILARI -3- ÜSKÜP-BELGRAD

31 Mayıs gecesi güzel bir Üsküp gezisinden sonra geceyi Üsküp OK HOTEL’de geçirdik. Hotel gayet temiz rahat. Tek kusuru, asansörü küçük ve geç çalışıyor.

45 yolcu valizleri ile birlikte asansöre yönelince uzun süre sıra beklemek zor oluyor. Yaşlı yolcular valizlerini taşımakta zorlandığı için birbirimize yardım etmek zorunda kaldık.

Rehberimizin akşamdan verdiği bilgiye göre, sabah 7 de kalkış, kahvaltı ve saat 8.00 de Belgrad’ a doğru yola çıkmak üzere Hotel’ i terk etmiş olacağız.  Güzel bir kahvaltı ettikten sonra otobüste yerlerimizi almak üzere Hotel’ den ayrıldık. Ancak yolculuk başlamadan küçük bir sorun ile karşılaştık. İstanbul’ dan hareketle gelen yolcular oturmuş oldukları 1 ve 2 numaralı ön koltukları terk etmek istemiyordu. Halbuki rehberimiz yol boyunca bu tür uzun otobüs seyahatlerinde her yolcunun ön koltukta seyahat etme isteği ve hakkı olduğunu belirterek, ön koltuklarda değişiklik olacağını, bir gün arka koltukta oturanın ertesi gün ön koltukta oturacağını, her gün bu sistem uygulanarak her yolcunun eşit haklarını kullanacağını belirtmesine rağmen yolcular kalkmamakta ısrar edince hayli üzücü tartışmalar yaşandı. Bu olay rehberimizi ve otobüs kaptanlarını oldukça üzdü. Sabırlı, saygılı ve hoşgörülü tavırlarına çabuk alıştığımız rehberimiz ve kaptanlar olayın dışında kalmaya çalışsa da biz zorla onları olayın içine çekmeye çalıştık. Neyse uzlaşı sağlandı, olay tatlıya bağlandı ve 08:40 gibi yola koyulduk. Kurallara uymamayı akıllılık olarak görmeye çalışan bu tür insanların, böyle gezilere çıkmaması gerekir.

Yolumuz, ÜSKÜP-BELGRAD arası 440 km uzaklıkta. Kosova üzerinden geçeceğimiz için ayrıca sınır sorunumuzda var. Parçalanmış Yugoslavya topraklarının en büyük sorunu sınırlar olduğu için pek tercih edilmeyen bir güzergah. Aslında görülecek ve yaşanacak tarihte buralarda.

Kısa süre sonra Makedonya ve Üsküp’ e veda edip KOSOVA Sınırına geldik. Kaptanlarımızın ve rehberimizin sayesinde seri şekilde yapılan pasaport kontrolünden sonra yeniden yola devam ettik. Kaptanların ve rehberin bu tür durumlardaki davranışları çok önemli.  Gümrük memurları insan psikolojisi konusunda oldukça uzman ve deneyimli oldukları için, kimin ne amaçla geldiğini anlamaları zor olmuyor. Belli ki kaptanlarımız da bu konuda uzman ve güvenilir insanlar olduklarını kanıtlamışlar.

KOSOVA  :

Kosova topraklarına girilince, Sırpların hiç unutmadığı gibi bizim de aklımızdan çıkmayan 1. Kosova Savaşı 1389. Bu savaşta her iki ordunun komutanı ölen tarihteki tek savaş. Savaşı kaybeden Sırp kralı ve ordunun komutanı Lazar savaşarak ölür. Ancak Osmanlı Padişahı ve ordunun komutanı 1.Murat ise, savaş sonunda, savaş alanını gezerken yaralı bir sırp askeri Miloş tarafından hançerlenerek öldürülür. 1,Murat’ ın kalbi ve iç organları savaş meydanında yapılan bir türbeye gömülür.

Meşhed-i Hüdavendigâr

Kosova’nın Balkan Savaşları neticesinde Osmanlı hakimiyetinden çıktıktan sonraki hali üzerine kendisi de aslen bu topraklardan olan Mehmet Akif Ersoy şu şiiri yazmıştır.:

Nerde olsam çıkıyor karşıma bir kanlı ova… 
Sen misin, yoksa hayâlin mi vefâsız Kosova!
Hani binlerce mefâhirdi senin her adımın
Hani sînende yarıp geçtiği yol “Yıldırım”ın
Hani asker hani kalbinde yatan Şâh-ı Şehîd
Ah o kurbân-ı zafer nerde bugün nerde o iyd
Söyle, Meşhed, öpeyim secde edip toprağını;
Yok mudur sende Murâd’ın iki üç damla kanı?
Âh Meşhed! O ne sâhandaki meyhâne midir?
Kandilin, görmüyorum, nerde şu peymâne midir?
Ya harîminde yatan, şapkalı sarhoşlar kim
Yoksa yanlış mı hayır, söyleme, bildim… Bildim!
Basacak mıydı, fakat, göğsüne Sırb’ın çarığı
Serilip yerlere binlerce şehîdin sarığı,
Silecek miydi en alçak neferin çizmesini
Dürtecek miydi geçen, leş gibi her lîmesini?

Kosova Savaşı sırasında her iki ordudan 50 bin kişiye yakın askerin öldüğünü yazar kaynaklar. Hırıstiyan Dünyasının lideri Papa Avrupa’ ya Türk akınlarını önlemek için Sırpları inandırmış, fakat küçük desteklere rağmen yalnız bırakarak, Osmanlı Ordusu karşısında mağlup ve yok olmalarını seyretmiştir. Kosova Savaşından sonra Sırbistan Krallığı Osmanlı hakimiyetini kabul eder. Kosova da çoğunlukta olan Arnavutların büyük bir kısmı Müslümanlığı tercih eder.  Ancak Avrupa’da ki haçlı zihniyeti Türkleri durdurmanın ve Avrupa’dan atmanın hesaplarından  asla vazgeçmez. Papalığın desteği ile toplanan haçlı ordusu, Sırpları bir defa daha ikna ederek 2, defa Kosova meydanında savaşa tutuşurlar.  17 ekim 1448 tarihinde yapılan bu savaşa 5 yıl sonra,1453 yılında İstanbul’ u alarak Fatih ünvanını alan ve Orta Çağ zihniyetini sona erdirip yeni bir çağın başlamasına öncülük eden 2. Mehmet  babası 2. Murat ile katılır. Anlaşılan o ki Kosova Osmanlının Murat’larından çok çekmiş.

2. Kosova Savaşına katılan ve büyük kahramanlıklar gösteren bir diğer önemli kişi de 1421 yılında Serez Çarşısında, devlete başkaldırıp isyan ettiği için idam edilen Şeyh Bedreddin’ in torunu Pir Velidir.  Bedreddin ailesi sorunun devletle değil devletin imkanlarını kullanarak halka zulm etmeye çalışan kişilerce olduğunu kanıtlar.

Kosova 2. Balkan Savaşına kadar bir daha savaş görmez. Müslümanlığı kabul eden Arnavut’lar Osmanlı ile iyi geçinir, Fatih Sultan Mehmet’ te  Sırplara Anadolu’da görevler vererek bir daha güçlenip Osmanlının karşısına çıkmalarına izin vermez. Batı Dünyası Osmanlının zayıflamaya başladığı ve eski gücünü yitirdiği 1900 lü yıllarda Balkanlarda yeniden milliyetçiliği canlandırarak 1.Balkan savaşını başlatır. Savaşı kaybeden Osmanlı 1912 den sonra bölgeyi Sırplara bırakarak Kosova’ ya ve dolayısıyla Rumeli’ ye “ELVEDA “ demek zorunda kalır.

Şu anda Priştine’ ye yaklaştığımız sıralarda Osmanlıdan kalan savaş hatıraları ve 1389-+1912 yılları arasında geçen 523 yıl. Hiçbir egemen kuvvet silah gücüyle böyle bir coğrafyada, herkesin ilgisi, çıkarı ve hesabı olduğu yerlerde uzun süreli yaşayamamıştır. Biz bugün bile hala buralara gelebiliyorsak eğer, atalarımızın bu topraklarda bıraktığı olumlu izlenimlerden dolayıdır.

Rehberimiz Ali, Kosova tarihi hakkında verdiği bilgilerin yanı sıra Kosovalı Arnavut aileler hakkında da aydınlatıcı bilgiler veriyor. Kosova’da ünlü olmuş ailelerden Tikveşli ailesi kuşaklar boyu yoğurt ve peynir üretimi ile uğraşmış. Yoğurt denince akla Tikveşli gelir. Ancak son zamanlarda gelenek haline gelen yabancı firma ile ortaklık modasına Tikveşli ailesi de uymuş ve DANONE ile ortaklık kurarak yoğurdu milli olmaktan çıkarıp Fransız ortakları ile paylaşmıştır. Yoğurt elden gitmesine rağmen Kosovalı şarapçı aileler şarap konusunda tutucu davranmışlar ve şarapçılığı yabancılar ile paylaşmamışlardır.

Şarapçılık

Kosova; üzüm üretimi ve şarap konusunda köklü bir geleneğe sahiptir. Üzüm bağlarının deniz seviyesinden 300-400 metre yüksekte oluşu ve ülkenin sahip olduğu karasal iklim; yüksek kalitede üzüm üretimi açısından; son derece uygun koşullar sağlamaktadır.

Şarap üretiminin önemli bölümü ihracata yönelik olup en büyük pazar Almanya’dır. Halen 5.000 hektarda şarap sanayi için üzüm üretilmektedir. Hükümet; üzüm ve şarap üretimini teşvik etmek amacıyla şarap üretimi standartlarını düzenleyen “Şarap Kanunu”nu çıkartmıştır. 2007 yılında kurulan “Şarap Enstitüsü” ile birlikte şarap sektöründe yeniden canlanma ve modernizasyon hedeflenmiştir.

Rehberimiz Ali’nin  bilgilendirme sohbetleri devam ederken bakmışız yine sınırdayız. Kısa süreli bir pasaport kontrolü ile Sırbistanda’ yız. Hedefimiz Kanuni Sultan Süleyman’ın en sevdiği şehir Belgrad. Yolculuk sırasında rehberimiz Ali’ nin yönlendirmesi ile herkes birbirini tanımaya başlıyor. Güzel bir yöntem aslında. Kim kimdir, bu uzun yolculuğa neden katılıyor gibi anlatımlarla birbirimiz tanımaya ve ısınmaya çalışıyoruz. E kolay değil tabii. Kadro oldukça yaşlı. Aramızda 76 yaşında emekli öğretmenler var. Hikayelerimizi öğrenmeye başladıkça birbirimizi sevmeye başlıyoruz. Kolay değil herkesin arkasında yaşanmış onlarca yıl var. Artık yeni bir dostluğa kimsenin ihtiyacı yok ve ayrıca dostluğu yaşayacak zamanı da yok. Anlaşılan uzatmaları oynuyoruz. Birbirimizin canını sıkmadan, geziyi engelleyecek kaprisler ve sorunlar çıkarmadan geçirdiğimiz her saat güzel anlar oluyor. Tabii yaşın verdiği ufak tefek pürüzler ise herkes için geçerli olduğu için sorun bile olmuyor. Çok keyifli yolculuğumuz devam ediyor.

Rehberimiz Ali Belgrad’ a yaklaştığımızı müjdeliyor. Yolun solunda şehre hakim yüksek bir tepenin “AVALA TEPESİ” hikayesini anlatıyor Ali Göktürkler. Bu arada Ali’ nin de hikayesini öğrenmiş oluyoruz. Göktürkler soyadı, Türklerin tarihte kurduğu 17 devletten bir tanesi olduğu için nüfus memuru zorluk çıkarıyor. Göktürklerin devlet adı oluğunu kişilerin devlet adı kullanamayacağını söylese de Ali’ nin inadı inat, oluyor ALİ GÖKTÜRKLER.

Kosova alındıktan sonra Osmanlının Avrupa’ da yoluna devam edebilmesi için önünde tek engel olarak BELGRAD kalıyordu. Stratejik konumu itibariyle Avrupa’nın kilidi olan Belgrad sadece Sırpların savunmasına bırakılamayacak kadar büyük önem taşıyordu Katolik Kılısesinin ve papalığın gözünde.  Belgrad ilk olarak 2, Murat zamanında kuşatılır. 2, Murat 1441 senesinde Evrenosoğlu Ali Bey komutasındaki  bir orduyu Belgrad’ a gönderir. Papa’ nın Haçlı ordusu Belgrad’ ı savunur. O yıllarda Avrupa’da baş gösteren salgın hastalıklar da eklenince Belgrad’ ın fethi 80 yıl kadar gecikir.

Ancak Osmanlı böyle stratejik bir kaleyi almak için 1459 yılında Fatih Sultan Mehmet ile 2. Defa şansını dener. İstanbul surlarını kolay geçen Fatih Belgrad önlerinde 150,000 bin kişilik ordusu ile oldukça zorlanır. Belgrad’ ın fethi 2. Defa başarısızlıkla sonuçlanır.

“Allahın hakkı 3“ diyerek yola çıkan Kanunin Sultan Süleyman Ramazan ayının 26. günü Kadir gecesinde 29 Ağustos 1521 tarihinde Belgrad’ ı alır.Belgard’ ın alınışı Avrupa’ da büyük yankılar uyandırır. Avusturya Elçisi fetihten otuz yıl sonra yazdığı anılarında “Belgrad’ ın alınışı, Macaristan’ın daha sonra içine düştüğü acı durumun başlangıcı olmuştur.” Der.

Kanuni Belgrad’ ın alınışını otağını kurduğu AVALA TEPESİ’ nden izler. “Ne kadar havadar bir yer“ dediği için tepenin adı “AVALA TEPESİ“ olarak anılır, o gün bu gün. İç savaş sırasında Nato’ nun uçakları Avala Tepesindeki radar üslerini bombalar, Belgrad’ a bir bombolama olmaz. Sade Savunma Bakanlığı Binası göstermelik olarak gözdağı vermek amacıyla bombalanır. O bina da bugün Savaş Müzesi olarak muhafaza edilmeye çelışılıyor.Belgrad’ ın o kadar çok tarihi savaş anısı var ki hepsi ayri bir müze.

İşte biz Kanuninin aldığı en çok sevdiği şehir Belgrad’ a yine bir Ali Paşa rehberliğinde giriyoruz. Bu defa niyetimiz kötü değil. Kaleyi gezerken gördüğümüz manzara gerçekten müthiş. Kanuninin Belgrad’ a girdiği İstanbul Kapı hala eski muhteşem görüntüsünü koruyor. Kanuninin akıncılarının Kale kapısı üzerinde bıraktığı izler hala dün gibi tazeliğini koruyor.

Belgrad Kale’sinden dünyanın en harika manzaralarından birini izlemek mümkün. TUNA ve SAVA Nehirlerinin birleştiği noktadaki manzara gerçekten harika. 1712-13 yıllarında Peter Varadin Savaşında yaralanarak Belgrad’ a gelen ve hayatını burada kaybeden Mora Fatihi Damat Ali Paşa’ nın Türbesi görülmesi gereken önemli bir yer.

Rehberimiz Ali Bey sayesinde tarih kitaplarında yazmayan çok önemli bilgileri öğreniyoruz. Şehrin nüfus yapısı, sosyal hayatı ve her binanın yaşanmış öyküleri gerçekten ilgi çekici. Belgrad, Kanuninin sevdiği kadar var. Gerçekten muhteşem bir şehir.

Geceyi Belgrad’ ta geçiriyoruz. Kaldığımız Hotel’in restoran kısmında Sırpların bir düğünü var. Balkan müziğinin özgün örneklerinden Sırp müziklerini dinleme ve az da olsa bir düğünlerini izleme şansımız oldu.