ARAZİ TOPLULAŞTIRMA NEDİR?

509

17 Şubat 2018 tarihinden İnece Beldemizde sadece toprağı olan çiftçilerimizi ilgilendirdiği görünümü olan ama aslında uygulanmaya başlaması ile birlikte tüm toplumu ekonomik, sosyal ve siyasi yönden ilgilendirecek sonuçları olan bir panel yapıldı.

Panele Kırklareli  Gıda Tarım ve Hayvancılık İl Müdürü Ziraat Mühendisi Ümit Ortan başkanlık etti. Konuşmacı olarak:

1- Edirne Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü Arazi Toplulaştırma ve Tarımsal Alt Yapı Hizmetleri Şube Müdür Ziraat Mühendisi Ömer Yılmaz,

2- Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesi emekli öğretim üyesi Prof.Dr.Ömer Arıcı,

3- Edirne Doyran Köyünden uygulamayı yaşayan ve şahit olan çiftçi, Tevabil Çelik

Bilgi ve deneyimlerini katılan konuklar ile paylaştılar.

Toplantıya çok sayıda köy muhtarı ve köylüler, Kırklareli sivil toplum örgütlerinin yönetici ve başkanları, TEMA temsilcileri ve yerel basından basın emekçileri katıldı.

ARAZİ TOPLULAŞTIRILMASI NEDİR ?

20.Yüzyılın ikinci yarısı dediğimiz 1950-2000 yıllarını kapsayan son elli yılda gerek ekonomik, gerek sosyal, gerek siyasi sebeplerden dolayı toplum yaşantımız çok değişti. Siyasi iktidarların toplum yapımızın dengeleri ile oynayan siyasi görüş ve kararları ile köyden kente hızlı bir geçiş yaşandı. Süleyman Demirel iktidarlarının kalkınmanın ve gelişmenin göstergesi olarak gördüğü köy ve kent nüfus oranları ile oynamaya başlaması ve bunu köyler aleyhine işletmesi, Çetin Altan gibi siyasi yazarların “ hala köylülükten kurtulamamış bir toplum” söylemleri ile köylüyü ve köyde yaşamı küçük görmesi köylerden kente göçün bir başka nedenleri oldu. O yıllarda köy nüfusumuz %70, kent nüfusumuz % 30 dolaylarında idi ve çok ayıp bir şeydi. Fakat Türkiye zirai ürünler ihracatında önemli bir gelir elde ediyordu. Şimdi geldiğimiz noktada, çok büyük gelişmemizin örneği olarak köy nüfusu % 15, şehir nüfusu %85 gelişmeye ve modernleşmeye bakarmısınız? Ama Türkiye 102 çeşit tarım ürünü ithal eden çok çok gelişmiş bir ülke.

Köylü ürettiği ürün ile kendi geçimini sağlayamayınca, aileler önemli bir karar aşamasına geldi. Köyde kardeşlerin tamamına yetecek kadar arazi olmadığı için köyde araziyi işleyip anne babaya bakacak bir kardeş kurban seçildi, diğer kardeşler şehre fabrikalara iş bulmaya gitti. Ücret az veya çok, en azından sigortaları yatıyor ve emeklilikleri garanti altında olduğu için kimse sesini çıkarmadı ve hatta teşvik edildi.

Ancak gün gelip araziler değer kazanmaya başlayınca kardeşler arasında miras kavgaları başladı. Araziler ya bölündü ya da satıldı. Özellikle sahil şeridinde yaşayan köylerde Marmara bölgesi Şarköy veya Ege sahil şeridi köylerinde paylaşımlarda ilk etapta haksız gibi görünen, sonradan İlahi Adalet dedirtecek olaylar yaşandı. Mesela Şarköy’ün köylerinde hep anlatılır. Denize yakın tarlalar fazla verimli olmadığı için kız kardeşlere adeta zorla verilmiş. Erkek kardeşler veya köyde kalan kardeş bağ yerlerini ve yamaç yerleri almış. Gel gör ki ilahi adalet ters tecelli etmiş. Sahil kenarlarına yazlıkçı akını başlayınca ve kız kardeşler üçer beşer daire sahibi olunca olanlar olmuş.

Köyden kente göç nedenlerini uzun uzun yazmanın ve sıralamanın artık bir faydası yok. Ülke nüfusunun çok önemli bir kısmı köylerden kentlere göç etmiş ve sosyal yapımızda onarılmayacak derin yaralar açtığının yeni yeni farkına varıyoruz. Köyde yaşamda üretici durumunda olan kişiler kent yaşamına dönüşünce tüketici olmuşlar. Üretmeyen ve yeteri kadar üretemiyen bir toplum yapısı ekonomik dengelerimizi de bozmuş. Kent yaşamında üretemeden tüketerek yaşamaya çalışan kişiler son çare olarak köylerde babadan kalma toprakları miras kanunun elverdiği ölçüde paylaşıp satarak ancak geçimlerini bugüne kadar sağlayabilmişler. Köylerdeki araziler 5-10 dönüme kadar düşmüş ve ekonomik tarım yapılamaz hale gelmiştir. Yani bölünen toprağın kimseye faydası olmamış. Satıp şehirde bir şeylere sahip olanlar önce sevinmiş. Daha sonra da üzülmüştür. Şimdi topraklarımız yeniden ekonomik tarım yapılır hale gelmesi için toplulaştırılması gerekmektedir. Ama nasıl????

Devlet bu kötü gidişe dur demek için 19.07.2005 tarih ve 5403 sayılı kanun ile “ Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunun” adı ile bir uygulama başlatmak istemiştir. Geçen 13 yıllık süreç içinde yapılan uygulamalarda bazı aksaklıklar olmuştur elbette. Ancak bugün gelinen noktada bu kanunun uygulanması elzem olmuştur.

Gelin önce bu kanunun amaçları ve kapsamını resmi gazetede yayınladığı şekli ile bir gözden geçirelim;

TOPRAK KORUMA VE ARAZİ KULLANIMI KANUNU Kanun Numarası : 5403 Kabul Tarihi : 3/7/2005 Yayımlandığı Resmî Gazete : Tarih : 19/7/2005 Sayı : 25880 Yayımlandığı Düstur : Tertip: 5 Cilt : 44 BİRİNCİ BÖLÜM Amaç

Kapsam ve Tanımlar Amaç Madde 1 – (Değişik: 30/4/2014-6537/1 md.) Bu Kanunun amacı; toprağın korunması, geliştirilmesi, tarım arazilerinin sınıflandırılması, asgari tarımsal arazi ve yeter gelirli tarımsal arazi büyüklüklerinin belirlenmesi ve bölünmelerinin önlenmesi, tarımsal arazi ve yeter gelirli tarımsal arazilerin çevre öncelikli sürdürülebilir kalkınma ilkesine uygun olarak planlı kullanımını sağlayacak usul ve esasları belirlemektir.

Kapsam Madde 2 – (Değişik: 30/4/2014-6537/2 md.) Bu Kanun; arazi ve toprak kaynaklarının bilimsel esaslara uygun olarak sınıflandırılması, tarımsal arazi ve yeter gelirli tarımsal arazilerin asgari büyüklüklerinin belirlenmesi ve bölünmelerinin önlenmesi, arazi kullanım planlarının hazırlanması, koruma ve geliştirme sürecinde toplumsal, ekonomik ve çevresel boyutlarının katılımcı yöntemlerle değerlendirilmesi, amaç dışı ve yanlış kullanımların önlenmesi, korumayı sağlayacak yöntemlerin oluşturulması ile görev, yetki ve sorumluluklara ilişkin usul ve esasları kapsar.

Kanunun amacından anlaşılacağı gibi, tarım arazilerinin ekonomik tarım yapılmasını önleyecek şekilde bölünmesinin önlenmesi. Düşünce olarak elbette güzel, ve olması gereken bu. Ancak uygulamaya geçildi mi aksaklıklar başlıyor. Arazilerin toplulaştırılması için yapılması gereken çalışmalar ve giderler sıralanınca işin tadı kaçıyor. Çünkü arazinin yapılması için arazi düzenlemesi, uygun yol yapımı, sulama tesisatlarının yenilenmesi gibi tarlanın bedelini aşacak giderler. Bütün bu giderler hesaplandı mı, köylünün bunu karşılaması imkansız. Tek çare eskiden olduğu gibi kooperatifleşmek. Ancak son 20 yılda kooperatiflerde yaşanan olumsuz gelişmeler köylünün yöneticiye itimadını sarsmış. Ufukta görünen ise bu masrafları yüklenmiş ve toplulaştırılmış araziyi ancak ekonomik gücü yüksek şirketler tarafından alınacağı.

Prof.Dr.İsmail Arıcı Almanya’nın bu uygulamaya 1970 li yıllarda başladığı ve orada gördüğü uygulama ve tecrübelerinden oluşana bir slayt gösterisi ile kanunun ne kadar önemli ve faydalı olduğunu güzel bir sunum ile anlattı. Meğer büyüklerimiz köylümüzün menfaatini ve kendisine ne kadar faydalı şeyler düşünüyormuş yeni anladık. Yasa faydalı olacak ama bundan kimlerin faydalanacağı konusunda pek bir şey anlamadık.

Ziraat Mühendisi Ömer Yılmaz ise Edirne’de yapılan uygulamaları, önceleri yaşanan zorlukları, arazi düzenlemesi için şirketlere yapılan ihaleleri, yol ve sulama kanalları konusunda yapılan çalışmalar ile bilgiler verdi.

Doyran köyünden çiftçi Tevabil Çelik ise köyünde yapılan uygulamaları ve yaşanan zorluklar ile bugün gelinen durum konusunda katılımcılara bilgi verdi.

Sunumların sonunda sorular sorulmaya başlayınca ilk anlaşmazlıklar yaşanmaya başladı. Köylüler bu kadar güzel sunum ve anlatımlardan sonra mantıksız sorularla panelistlerin canını sıkmaya başladı. Görünen o ki, yasa koyucular ne kadar iyi niyetle ve faydalı olacaklarına inandıkları kanunlar yaparlarsa yapsınlar iş bürokratlarda bitiyor. 80 yıldır şu köylümüz bürokratları bir türlü anlayamadı gitti. Bürokrat ta köylüyü anlamayı değil de yasayı uygulamayı tercih edince aradaki buzlar bir türlü çözülmüyor.

Görünen o ki, daha çok almamız geren yol var. Önce tarlalar toplulaşacak, yollar düzenlenecek, sulama sistemleri kurulacak, araziler makinalı tarıma uygun hale getirilecek, toprak analizler yapılacak ve haydi köylüm al bakalım denilecek. Köylüde o güç var mı??? Her halde yasa koyucular bu konuyu atlamış gibi görünüyor.

Mustafa Karaca