Arıkan Turizm ile Balkan Turu

226

ARIKAN TURİZM İLE BALKANLAR VE YUNANİSTAN TURU

(30 MAYIS 2014-7 HAZİRAN 2014)

MERHABA RUMELİ  -1-

İNSANOĞLU’ NUN BİNLERCE YILLIK ÖZLEMİ : “EŞİTLİK VE ÖZGÜRLÜK”

İnsanlığın binlerce yıldır özlediği, her türlü zorluğa rağmen hala ulaşamadığı fakat aramaktan da hiç vazgeçemediği bir tutkudur, bir sevdadır bir beladır özgürlük ve eşitlik.

Zaman zaman egemen güçler tarafından bastırılmış, sindirilmiş ve hatta yok edilmek istenmesine rağmen küllerin altında bekleyen bir parça kor gibi esecek bir rüzgarı veya fırtınayı beklemiştir. Bazen bu rüzgar’ın esmesi yüzyılları alsa bile insanoğlunun özgürlük ateşi hiç sönmemiş, özgürlüğe özlemi hiç bitmemiştir.

Özgürlük ve eşitlik için en büyük mücadeleyi veren, yüzyıllarca sabırla bekleyen Balkan halkları bir gün özgürlük ateşinin yanacağı umudunu hiç kaybetmeden sabırla beklemiş kahramanca mücadele vermiştir. İşte bu yüzden Balkanların sevdası’ da yamandır, kavgası’ da.

Bugün bu özgürlük ve eşitliği yaşamaya hazırlanan Balkanlar geçen yüzyılları unutmadan, geçmişten ders çıkararak, yarını da fazla düşünmeye gerek duymadan,” çünkü yarın yine hangi egemen gücün silahları ile gelerek bu özgürlüğü alacağı korkusunu da göz ardı etmeden “ bugünü ve yaşadığı anı düşünüp mutlu olmaya çabalamaktadır. Balkanların bu rahat yaşam tarzını gören yabancılar, hele bizim gibi Türkiye’ den gelen aceleci ve tez canlı insanlara onların bu rahat davranış şekli biraz garip kaçmaktadır. Geçmişi bilmeden, onların bugününü anlamak biraz zor olacak herhalde.

ANI TUR ve KORUR TURİZMİN düzenlemiş olduğu ve ARIKAN TURİZMİN OTOBÜS VE KAPTANLARI ile gerçekleşecek 30.Mayıs.2014-07.Haziran.2014 tarihleri arasındaki Balkan Tur’ u kaçmaması gereken bir fırsat olarak karşımıza çıktı. Gezeceğimiz şehirler, Selanik-Üsküp-Belgrad-Kosova-Saray Bosna-Dubrovnik-Ohrid ve dönüş yine Selanik olmak üzere Balkanlardaki 600 yıllık tarihimizin izlerinin hala canlı olarak yaşadığı önemli şehir merkezleri idi. Her bir şehrin ayrı bir destansı tarihi bizi eski anılara taşıyacaktı.

Aslında biz Osmanlı Devleti kurulmadan önce Balkanlarda kendimize yer bulmaya çalıştık. Hacı Bektaş Veli’ nin öğrencilerinden Sarı Saltuk’ un Rumeli’ ye gelişi ile başlayan Bektaşilik o yılların bağnaz Orta Çağ Avrupa’sı için tek kurtuluş yolu olmuştur. İnsanları ezen emeklerini ve hürriyetlerini gasp eden bağnaz kılıse baskısı altında bunalan insanlar, insana değer veren, din-dil-ırk- ayrımı yapmadan herkesi önce insan ve eşit gören Bektaşiliği çabuk benimsemiştir. Bektaşi Ocaklarına sığınan insanlar sıcak bir aş, güven ve her şeyden önce insan olduklarını hatırlatan eşit muamele karşısında Türkleri ve Bektaşiliği kabullenmeye başlamıştır.. Bu durum bağnaz kılıse papazlarını rahatsız etse de, her biri ayni zamanda iyi bir cengaver olan Bektaşi dervişlerine güçleri yetmemiştir.

Osmanlı Devleti 1299 yılında Osman Bey tarafından kurulup, genişlemeye başlayınca, Bektaşiliğin etkisi ile kendini bekleyen Balkan şehirlerini buldu. Hani hep tarih kitaplarımız yazar ya “ bir tek ok atmadan şehirler aldık” . Zaten o şehirler ve coğrafya BEKTAŞİ DERVİŞLERİ TARAFINDAN , sevgi ile, saygı ile insanların kalplerine girerek alınmıştı. Bu durumun farkına çabuk varan Osmanlı Balkanlardaki fetihlerde Yeniçerilerden kurulu, ancak Bektaşi kültür ve terbiyesi ile yetişmiş askerleri kullanmaya başladı. Bektaşi Ocaklarında yetişen Yeniçeriler çok iyi bir savaşçı olmalarının yanı sıra, çok iyi yetişmiş bir Bektaşi dervişi idiler. Gücünü sadece kendine kılıç çeken düşmana karşı gösteren, ancak güçsüze, yetime, yaşlıya karşı asla güç kullanmayan, her insanı Tanrının yarattığı bir varlık olarak değerli kabul eden ve saygı gösteren bu insanların yarattığı olumlu hava, Avrupa’nın güçlü şövalyelerini, dini kullanarak halkı sömüren kılıse papazlarını çabuk rahatsız etmeye başlayacaktı elbette.

1453 yılında İstanbul alınmadan önce 1360 yıllarda Osmanlı Devleti , Bektaşi Ocakları vasıtasıyla Balkan Coğrafyasında kalıcı yerini alıyordu. Batı Dünyası ve yerel iktidarlar ile ilk büyük savaşımız, Katolik Kılısesi’ nin kışkırtmaları ile Türkleri Avrupa’dan atmak için toplanan Sırp Ordusu 1389 yılında 1,Kosova Savaşı’ nda ilk mağlubiyetini alıyordu. Sırplar bu savaşı hiç unutmadı ve unutturmadı. Tam 600 yıl sonra 1989 yılında Yugoslavya Federal Cumhuriyeti’ nin başına geçen yine bir Sırp Miloşeviç verdiği bir beyanatta , KOSOVA Savaşı’ nı unutmadıklarını ve intikam alacaklarını söylüyordu. Aslında bu mesaj yeni başlayacak bir savaşı haber veriyordu. Batı Dünyası Miloşeviç’ in bu mesajını iyi okuyamadı ve Avrupa 5 yıl sürecek ve Yugoslavya’ nın parçalanmasına yol açacak acı bir savaş yaşadı. Binlerce insan öldü, tecavüze uğradı, evinden işinden oldu.

İşte bu özetlediğimiz sebeplerden dolayı, 600 yıl yaşanmış bir tarih ve olayların yaşandığı tarihi destansı, şehirler. Herkesin bu gezi için makul bir sebebi vardı. Benim için ise birden çok sebebim vardı.

Dedemin geldiği şehir SELANİK. Dedemi hiç görmedim, zaten babamda görmemiş. Annesinden dinlermiş. Selanik yakınlarında bir köy. Balkan Harbi sırasında köyleri Yunan çeteleri tarafından basılıp insanları yok edilmiş ve köy tamamen yakılmış. Babaannem Selanik’ te askeri hastaneye getirilip yaraları tedavi edilmiş ve “ ELVEDA RUMELİ” diyerek Türkiye’ ye gelmişler. Kısa süre sonra Dedem Çanakkale Savaşı’ na gitmiş, tamamen şehit olan 57. Alay’la birlikte bir daha izine rastlanmamış. Dede toprağı SELANİK ŞEHRİ’ ni görmek için böyle bir fırsat kaçmazdı elbette.

İkinci sebebim ise 1969 yılında Milli Folklor Ekibi olarak katıldığımız “ OHRİD 1. BALKAN FOLKLOR FESTİVALİ” nin yapıldığı Ohrid’ i tekrar görme fırsatı. Ohrid’ de geçirdiğimiz 7 günü ve gezdiğimiz yerleri 45 yıl sonra tekrar görmek harika olacaktı.

Ayrıca aylık yayınladığımız “ SARANTALI KÖYLÜM” gazetesi için balkanlar ilginç bir yazı dizisi olacaktı. E bu kadar sebep yeter diyerek yola koyulmalı idik.

Gezi’ nin başında güzel bir sürpriz ile karşılaştık. 1965-1966 yıllarında Kırklareli Atatürk Lise’ sinden sınıf arkadaşım Sebatiye Deliorman Tuncer’ de kardeşi ile bu geziye katılıyordu. 50 yıl öncesinin lise yıllarına geri gittik. O yıllarda sınıf arkadaşlığı kardeşlik gibi önemli ve değerli idi.

30 Mayıs akşamı saat 24 civarında Kırklareli’ nden yola çıkmamız gerekiyordu. Otobüs’ ün güzegahı İstanbul, Çorlu, Babaeski ve Kırklareli olduğu için bir saat kadar beklemek zorunda kaldık. Kaptanlar bu gecikmenin bir yolcumuzun Babaeski’ de pasaportlarını unutmasından kaynaklandığını söylemeleri ile rahatladık. Daha ilk dakikalarda ki intibaımız, kaptanların oldukça tecrübeli ve hoşgörülü davranacağı hissini uyandırdığı için, güzel bir yolculuk olacağına inandık.

Ankara, İstanbul ve Çorlu’ dan geziye katılan Anı Tur yolcularına, Kırklareli, Babaeski ve Edirne’den katılan Korur Turizm yolcuları eklenince ortaya 45 kişilik birbirini tanımayan ve 7 gece 8 gün ayni otobüste   birbirlerine katlanmak zorunda kalacak olan bir seyyah gurubu olduk. Otobüs’ ün yaş ortalaması da oldukça yüksek ti. Hayatta çeşitli meslek guruplarında başarılı olmuş insanlar, çocuk ve torunlarını yetiştirmenin mutluluğunu yaşarken bir de görmedikleri yeni yerleri görmenin mutluluğunu yaşıyordu. Dolayısıyla amaç bir olunca birbirimizle çabuk olmasa da anlaşacağımız kesindi.

Yolculara açısından olay böyle olunca en zor görev otobüsün kaptanlarına düşüyordu. Yaş ortalaması yüksek gurubun ona göre de ihtiyaçları olacaktı. Gitmemiz ve gezmemiz gereken yerler çok ve ayni oranda önemli, zamanımız ise oldukça kısıtlı idi. Molalar fazla olsa alacağımız yol azalacak, molalar az olsa ihtiyaçlar çoğalacaktı. İşte burada kaptanların tecrübesi konuşmaya başladı. Çok iyi birer şoför oldukları gibi, iyi birer pisikolog ve iletişim uzmanı gibi davranmaya başladılar. İlk molayı Yunanistan’ da verdiğimizde 300 km den fazla bir yolu nasıl geçtiğimizi anlamamıştık bile.

İlk günümüzde Selaniği teğet geçeceğimiz için, Makedonya’ nın başkenti Üsküp’ e doğru yola koyulduk.

Yarın Gezimizde ilk konaklama yapacağımız Üsküp’ te olacağız.

30-31 Mayıs 2014 – Mustafa Karaca