Artvin Maden Davası

248

ARTVİN MADEN DAVASI VE SAKLANAN GERÇEKLER

“Çevre sadece o il sınırları içinde yaşayanların değil, tüm insanlığın sorunu haline gelmiştir.”

AARHUS SÖZLEŞMESİ “herkesin sağlıklı ve refah içinde bir çevre ortamında yaşama hakkını korumak amacıyla çevresel konularda halkın  bilgilendirilmesi, karar mekanizmalarına halkın katılımını ve yargıya başvurulabilme hak ve görevi vardır.”

Son bir haftamız görsel ve yazılı basının ARTVİN İLİ sözde Bakır Madeni, gerçekte Altın madeni davası ile ilgili yaşanan olayları izlemekle geçti. Bu arada ülkemizde terör cinayetleri devam etti. Ankara’ da Silahlı Kuvvetler personelimize ait servis araçlarının bombalanması sonucu 28 vatandaşımız hayatını kaybederken resmi kaynaklara göre 61 kişi de yaralandı. Silahlı Kuvvetlerimizin Güney Doğu’ da devam eden operasyonlarında ise onlarca şehit verdik.

Olaylara hangi cepheden bakarsak bakalım, karşımıza karanlık ve hain bir planın uygulanma çabaları yatıyor. Terör olaylarının onlarca can alarak devam ettiği bu süreç içerisinde Silahlı Kuvvetlerimizin Polisi ve askeri, halk ile bütünleşerek bu mücadeleyi müşterek yürütmesi ve birbirinden güç alarak olayları çözmesi gerekirken Artvin’ de yaşanan son olaylarda Silahlı Kuvvetlerimiz halk ile karşı karşıya getirildi. Ne için? BİR KAÇ TON BAKIR MADENİ İÇİN, birkaç milyar dolar kazanç için. Bu maden çalışmalarına karşı çıkan Artvin halkının üzerine polis ve asker ile,  güç kullanılarak gidilmesi, halkın coplanması, üzerine gaz sıkılması ise hiçbir şart altında olmaması gereken, yaşanmaması gereken olaylardı.

Bu yaşananlar elbette yaşanmaması gereken üzücü olaylardı. Ancak bu olaylardan daha üzücü ve vahim olanı ise yetkili mercilerin yaptığı yanıltıcı açıklamalardı. Bir devleti yönetenler, eğer halka doğruları söylemiyor ve çarptırıyorsa, yalan söylüyorlar demeye dilimiz varmıyor elbette, durum dönülemez noktaya gelmiştir. Artvin olaylarının mahkemeye yansıdığı, bu konuda yıllardır devam eden mahkeme sürecinde verilmiş nihai mahkeme kararları varken bu kararları yok sayarak yanıltıcı açıklamalar yapmak devleti yönetenlere yakışan söylemler değildir.

Mahkeme Kararını inceleyerek olaya biraz açıklık getirelim.

Rize İdare Mahkemesi 2013/484 Esas ve 2014/747 Karar nolu kararı ile  Artvin bölgesinde bakır madeni araması yapmak isteyen  Özaltın İnşaat AŞ’ ye verilen olumlu ÇED raporunu gerekli ve geçerli sebepler öne sürerek iptal etmiştir. Bu mahkeme kararı yok sayılarak veya çiğnenerek şirketin bölgeye gelip çalışma yapması ve fiili durum yaratması yasalara ve teamüllere aykırıdır. Şirket yasaları çiğneyerek bölgede fiili durum yaratmaya çalışırken ARTVİN halkının ve sivil toplum örgütlerinin, belediyenin, siyasi parti yetkililerinin hep birlikte bu kanunsuz davranışa karşı çıkması kadar doğal bir durum olamaz. Doğal ve doğru olmayan ise Türkiye’nin silahlı kuvvetlerinin halkın karşısına çıkması ve zor kullanmasıdır. Ne için bu olaylar yaşanıyor? Şirketin kanunsuz bir fiili durum yaratma eylemini önlemek için. O halde silahlı kuvvetlerimiz bu kanunsuz eylemi gerçekleştirmek isteyenleri önlemekle görevli değilmi dir?.

DAVANIN ÖZETİ

T.C.

RİZE İDARE MAHKEMESİ

ESAS NO: 2013/484

KARAR NO: 2014-747

Artvin İli Merkez Cerrattepe Mevkiinde R.N: 201200222 ruhsat numaralı

sahada Özaltın İnşaat Tic. San. A.Ş. tarafından yapılması planlanan “Cerrattepe Bakır Madeni”

projesine ait davalı idarece anılan şirkete verilen 18.07.2013 tarih ve 12045 sayılı ÇED olumlu kararının…

ÇED sürecinin faaliyette bulunulacak 31.8 hektarlık alan için yürütüldüğü, halbuki toplam ruhsat alanının 4406,25 hektar olduğu, söz konusu alanda faaliyet bittiğinde 4406 hektarlık alanda yeni bir çalışma

alanı belirleneceği ve yeniden ÇED süreci yürütüleceği, bunun mevzuata karşı hile olduğu,…”

Mahkeme kararının özetinde şirketin Çed Rapor sürecinde kanun ve mevzuatlara karşı hile ile hareket ettiği açıkça belirtilerek süreci durdurma kararı vermiştir.

AARHUS SÖZLEŞMESİ VE TÜRKİYE’ DEKİ UYGULAMASI

Mahkeme yürürlükte olan ulusal ve uluslar arası yasalar da dikkate alınarak titiz bir çalışma ile verdiği kararında;

A- 23.Haziran.1998 yılında kabul edilen ve “ herkesin sağlıklı ve refah içinde bir çevre ortamında yaşama hakkını korumak amacıyla çevresel konularda halkın  bilgilendirilmesi, karar mekanizmalarına halkın katılımını ve yargıya başvurulabilmesiyle ilgili konuları” şeklinde özetlenebilecek AARHUS SÖZLEŞMESİ gereğince sivil kişilerin ve sivil toplum örgütlerinin de davaya müdahil olarak katılabileceğini vurgulamıştır.

B- Bern Sözleşmesi ve Rio Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi uyarınca tehlike altındaki flora ve faunanın korunması gerektiği “ konusunun da altını çizmiştir.

Haberlerde devlet büyüklerimizin izlediğimiz konuşmalarında “ Artvin dışından kimselerin katılımı ile gösteriler büyümüştür” denilmektedir. Halbuki ulusal ve uluslar arası yasalarda çevre sadece o il sınırları içinde yaşayanların değil, tüm insanlığın sorunu haline gelmiştir.

Olaya sivil toplum örgütleri yanında Artvin’ de faaliyet gösteren tüm siyasi parti örgütleri de taraftır. Parti temsilcileri bu görevi yasalardan almaktadırlar.

“….davacılar arasında Artvin nüfusuna kayıtlı ve/veya Artvin İli’nde ikamet eden gerçek kişiler bulunduğu gibi kamu ve özel hukuk tüzel kişilerinin de bulunduğu görülmüş olup, gerçek kişilerin ikamet ettikleri ve/veya nüfusa kayıtlı oldukları yerde planlanan veya gerçekleştirilen olumlu ya da olumsuz yönde çevresel etkileri olabilecek faaliyetlerin hemşerilik hukuku gereği hukuken korunması gerekli menfaatlerini doğrudan ve yakından etkileyecek olması karşısında davacılar arasında bulunan gerçek kişilerin dava açma ehliyetlerinin bulunduğu sonucuna varılmıştır.

Diğer yandan, davacılar arasında bulunan kamu ve özel hukuk tüzel kişilerinin dava açma ehliyetlerinin bulunup bulunmadığı hususuna gelince;

Kendi üyelerinin hak ve menfaatlerini korumak amacıyla kanunla kurulmuş meslek birliklerinin yanında belli amaçlarla kurulmuş dernek, vakıf gibi özel hukuk tüzel kişiliğini haiz sivil toplum örgütlerinin de kuruluş amaçlarıyla sınırlı olmak üzere dava açmaları mümkündür. Bu açıdan bakıldığında, Artvin Barosu, Artvin 78’liler Dayanışma ve Araştırma

Derneği, Atatürkçü Düşünce Derneği, Artvin Muhtarlar Derneği, Bakkallar, Sebzeciler ve Esnaf Odası, Artvin Giyim Eşyaları ve Sanatkarları Odası, Esnaf ve Sanatkarlar Odası, Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği, Artvin Esnaf ve Sanatkarlar Kredi ve Kefalet Kooperatifi, Taşlıca Köyü Tarımsal Kalkınma Kooperatifi, Artvin Ticaret ve Sanayi Odası Başkanlığı, Eğitim-İş Sendikası Artvin İl Temsilciliği, Artvin Zihinsel Özürlüler Derneği, Artvin Fenerbahçeliler Derneği, Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası Artvin Şubesi, Tarım Orman ve Hayvancılık Hizmet Fonu Kamu Emekçileri Sendikası, Halkevleri Derneği Artvin Şubesi ve Telsiz ve Radyo Amatörleri Derneği ,Artvin Şubesi “  …

Görüldüğü gibi Artvin İli sınırları içinde faaliyet gösteren tüm sivil toplum kuruluşları bu davanın tarafıdır ve öyle olmalı. Burada hiçbir siyasi amaç güdülmeden herkes çevre konusunda bir olmuştur. Bu sivil toplum kuruluşlarına tüm siyasi partilere üye vatandaşlarımız vardır.

Çünkü ; “…dernek tüzükleri, ana sözleşmeleri ile odalar ve birlikleri ile ilgili 5174 sayılı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği İle Odalar ve Borsalar Kanunu’nun odaların kuruluş amacını düzenleyen 4. maddesi ve Artvin Barosu ile ilgili olarak 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun baroların kuruluş ve niteliklerini düzenleyen 76. maddesi incelendiğinde anılan dernek, oda,

sendika, birlik, kooperatif ve baronun kuruluş amaçlarının esas aldıkları faaliyet alanlarında üyelerinin ve temsil ettikleri kişilerin ortak hak ve çıkarlarını korumak olduğu anlaşılmakta olup, bu faaliyet alanları arasında çevre ve doğanın korunması, güzelleştirilmesi, daha sağlıklı ve yaşanabilir hale getirilmesi…konularının öneminden bahsetmekte,,

.. diğer yandan davacı siyasi parti il başkanlıklarının ise siyasi partilerin tüm ülke halkının menfaatlerini koruma, geliştirme, çevre ve doğa konuları da dahil her konuda izlenecek yol ve yöntem anlamında politika oluşturarak ülkeyi yönetme amaçlarıyla kurulduğu gözönünde bulundurulduğunda siyasi partilerin il düzeyindeki temsilciliklerinin anılan politikaların bulundukları il bazında, o ilin toplumsal, kültürel, ekonomik, çevresel özellikleri ön plana çıkarılarak kurgulandığı dolayısıyla anılan tahribat ve bozulmaların bu

kurguyu olumsuz etkileyerek kurgunun yeniden ele alınması ve yeni çözümler üretilmesini gerektireceği sonucuna varıldığından anılan dernek, vakıf ve siyasi parti il başkanlıklarının dava açma ehliyetlerinin bulunduğu”  sonucuna varılmıştır, DENİLMEKTEDİR.

Bütün bu yazılanlar ve gelişen olaylar incelendiğinde Artvin’ de maden arama olayı ve bu kanunsuz olaya karşı direniş sadece Artvin’ de yaşayanların değil tüm ülkenin ve insanlığın sorunudur.

Yetkililerimiz bu kanunsuz maden arama eylemini meşrulaştırmak için halkın üzerine silahlı kuvvetler ile gitmeyi değil, hep birlikte yasalara karşı saygılı davranmayı öğütlemelidir.

MUSTAFA KARACA – SARANTALI KÖYLÜM