Atatürk İlkelerinden Sapmalar – Doç.Dr.Bahriye Üçok (4)

9

Doç.Dr.Bahriye Üçok

Atatürk İlkelerinden Sapmalar – 4-

İşte kanıtları :

“ .. Okuma-yazmanın fuhşa vesile olacağı iddiasının doğru tarafları vardır. … İlmin, tahsilin fuhuşla alakası yoktur ama, tahsil müesseselerinin ahlak kaidelerinden uzak bulunması, buralarda disiplin ve nizamın mevcut olmaması gençlerin ahlakının bozulmasına sebep olabileceğe ve maalesef bu derdin bugün yaygın bir hal aldığı”

Diyanet takvimi 10 Ekim 1979 yaprağı : “ Kadın tahsil yaparken İslam’ ın örtünme emri ne olacak “ diye soruyor ve erkekle kadının bir arada oturamayacağını, kadının tek başına seyahate çıkmasının doğru olmadığını kaydediyor. Gene ayni yaprakta yasalarımıza karşı bir tutumla kadın hakları bir kalemde yok ediliyor: “ Erkek devamlı kazanır, kadın ise tüketicidir. Devamlı üretici olan oğlan ile mütemadiyen tüketici olan kız evlat bir olabilir mi?” diyerek medeni kanundaki kadın ve erkeğin miras eşitliğine karşı oluş nedeni açıklanıyor. Bu sözleri insafla ve gerçekle bağdaştırmak olanaksızdır. Türkiye’ de asıl üreticinin kadınlar olduğu görülmek istenmemiş ve gerçekler saptırılmıştır.

Bu sözlerden bir yıl sonra 1980 Diyanet takviminin 27 eylül yaprağında “.. kadınların tahsil görmesinin fuhşa vesile olup olmayacağı” tartışılıyor ve şöyle deniyor “ .. Okuma-yazmanın fuhşa vesile olacağı iddiasının doğru tarafları vardır. … İlmin, tahsilin fuhuşla alakası yoktur ama, tahsil müesseselerinin ahlak kaidelerinden uzak bulunması, buralarda disiplin ve nizamın mevcut olmaması gençlerin ahlakının bozulmasına sebep olabileceğe ve maalesef bu derdin bugün yaygın bir hal aldığı” belirtiliyor. “ Şunu hatırlatalım ki, kadının tahsil ve terbiyesinden bahsederken biz muhit olarak İslam cemiyetini düşünmekteyiz. Böyle bir cemiyetin tahsil müesseselerinde şehvet değil ilim ve fazilet kokar. “ Bu sözlerle bugünün laik bilim kuruluşları şehvet kokan fuhuş yerleri olarak nitelendiriliyor. Yani devletin bir kuruluşu gene devletin çeşitli eğitim kuruluşlarını çirkefe buluyor.

Bir ilginç örnek daha : ( 22.nisan 1976 Diyanet Takvimi yaprağı ): “ Medeni nikah boşanmaları arttırdı. Oysa mukaddesata bağlı olduğumuz dönemde, boşanmanın erkek elinde olduğu zamanlarda talak pek nadirdi..” deniliyor. Takvimdeki bu iddiadan beş yıl sonra, yani 1981 de medeni kanunda yapılacak bir değişiklik konusu ile ilgili toplantıda Diyanet İşleri Başkanlığı’ nın bir temsilcisi nikahın belediye de değil müftülükte ve müftülerce yapılması önerisinde bulunabiliyor. Müftünün evlendirme memuru yetkisi ile donatılması önerisini yapanlar, devrimin yüce liderine karşı ne büyük anlayışsızlık hatta ihanet içinde olduklarını kanıtlamışlardır.

İman ve ibadetle ilgili yayınlarında daha da şaşırtıcı ve o ölçüde müstehcen çağdışı ve Zaralı konuları işlemiştir bu başkanlık. Örneğin oruç’ un fıkıh hükümlerinden söz ederken : “ Ölü kadınla ve kendisinde şehvet bulunmayan küçük bir kızla cinsel ilişki kuran kişinin orucunun bozulup bozulmayacağı” üzerinde durulmuş ve kimi hallerde orucun bozulmayacağı da bildirilmiştir. Ancak birkaç sapık, hasta ruhlu kişiyi ilgilendiren bu konu, geçtiğimiz ramazan dışında her yıl üst üste dergi, gazete ve takvimlerde yinelenmiştir. Böylesine sapık bir işi yapan hakkında ne tek sözcükle bir kınama, ne de ilahi bir cezadan söz edilmemiştir. Eğitim böyle mi olmalıdır?. Halk böyle mi eğitilmelidir?. Yeni yetişen genç bir erkek bunları okuduğunda, bu sapıkça davranışların olağan gibi söz konusu edilmesi karşısında acaba ne duruma girer?…

Şimdi, Başbakanlığa bağlı bu başkanlığın sağlık konularında Türk halkına verdiği öğütlere kısaca bakalım: ( Diyanet dergisi,cilt XIII,Sayı 4 Temmuz-Ağustos) Burada hasta olan  bir kadına doktorun yapacağı ilk işlem şöyle anlatılıyor:…”.. evdeki herhangi bir kadından yara hakkında bilgi alıp bu kadına nasıl tedavi edeceğini öğretecek. Evde kadın yoksa ve hastanın ölmesi veya acı çekmesinden korkulmakta ise, o zaman hastanın gerekli yerlerini örterek erkek doktora görünebilir”.Ancak doktorun da mümkün olduğu ölçüde gözünü sakınması istenmektedir.

Bu çeşit yayınların etkisinde kalan bir köy erkeğinin günah korkusuyla, doğum yapan eşini doktora götürmediğini, üstelik kapıyı kilitleyip işi oluruna bıraktığı için geriye döndüğünde eşini kaybettiğini gazetelerde hüzünle okumuştum. Atatürk Türkiye’ sinde devlet eliyle halka bu tür öğütler verilirken bir Müslüman Arap Ülkesi olan Mısır’ da Devlet Başkanı Enver Sedat,  çağdışı kalmış bu türden öğüt verenleri şiddetle kovuşturuyordu.

Gene başkanlığın tıpla ilgili görüşlerine bir iki örnek: 2) Taharetin kağıtla yapılması; 3) Domuz etinin yenilmesi; 5) Köpeklerle haşır neşir olmak kanser hastalığına sebep olarak gösterilmektedir. Taharette su kullanan memleketlerde bu hastalık ve basur hemen hemen hiç bilinmezmiş. Domuz eti yemek, köpek beslemek de öyle.  ( 15 Haziran 1977 Diyanet Gazetesi)

Bundan bir buçuk yıl sonra yani 15 Kasım 1978 de “ Müslümanların yiyeceği temiz olmalıdır”  başlıklı yazıda şu sözler yer alıyor. “ Hepimiz biliyor, görüyor ve işitiyoruz ki, her gün yurdumuzda İslam düşmanlarının teşviki ile salyangoz satanlar çoğalmış. Dinin yasakladığı şeylere karşı laubalilik artmış. Hem de şimdi bizzat resmi kuruluşlar tarafından saldırılar olmaktadır. Bu tecavüzler cahil tabakadan, münevver tabakaya doğru gidildikçe, derece derece katmerleşmekte ve hatta küfre kadar ulaşmaktadır” dedikten sonra “ Allahın indirdiği ayeti kabul etmeyip Avrupalılar yiyor diyerek yemek veya Müslüman halkına ekonomik bir problemin halledilişi gibi göstermek sapıklıktır, taassuptur ve hatta küfürdür..”

İşte şimdi devletle devletin çatıştığı bir konu daha sergileniyor önümüzde. Devlet salyangoz ihracatını mı teşvik ediyor? Bu İslam’a karşı bir saldırıdır, sapıklıktır, taassuptur, hatta küfürdür. ( Bu yazıda domuz etinin yenilmesinin yasak olduğu sözleri Kur’ an ayetleri ile bilinen bir gerçektir) Ama salyangoz’ un Avrupa’ya satılması ile insan nasıl kafir olur?. Bu tür yazıları yayınlarken Diyanet İşleri Başkanlığı ülke çıkarlarını senetsiz olarak dine dayandırmaktan dikkatle kaçınmalı ve kendi çizgisini aşmamalıdır inancındayım.

Hele de kendileriyle ekonomik ve politik sıkı ilişkiler içinde bulunduğumuz Avrupalıların domuz eti yedikleri için kısırlaştıklarını ve eşlerinin başka erkeklerle ilişki kurmalarını doğal karşıladıklarını nasıl iddia edebilir?. Ama bu dairemiz muhtaç olduğumuz dostlukları devletin politikasına ters bir tutumla 1 Ekim 1980 tarihli gazetesinde şöyle sürdürüyor. “… Yahudilerle hristiyanları dost edinmeyin.. içinizden kim onları dost ve yardımcı edinirse, o, onlardandır”.diye yazıyor. Oysa “ fakir hristiyan komşuna kestiğin kurbandan pay verebilirsin..” hadis-i şerifini duyursa daha insancıl ve daha din yolunda olmaz mı idi?.

Gene sağlık konusundaki öğütlere dönüyorum. Ağız temizliğinde fırçanın sureta temizliğine karşın büyük Zaraları kaydedildikten sonra söz misvaka getiriliyor. Misvakın yalnız ağız temizliğinde değil daha birçok şifaları, inkar kabul etmez kerametleri olduğu maddeler halinde sıralanıyor. Bunlarda dördüncü sırada “ Şeytanı darıltacağı”, onuncu sırada “zekayı arttıracağı”, on altıncı sırada” can çekişmeyi kolaylaştıracağı” bildiriliyor.

İslam’ da zaruretlerin yasakları mubah kılacağını kanıtlamak için çağdışı örnekler vermekten de sakınılmamıştır. Örneğin tedavi maksadıyla gerektiğinde deve sidiği içilebileceği gibi.( Cilt XIII.Sayı 4. Diyanet Dergisi).

Diyanet İşleri Başkanlığı, jeolojinin bunca aşama yaptığı çağımızda Müslüman halkımızı büyük üzüntüler içinde bırakan VAN DEPREMİ dolayısıyla yayınladığı yazıda ( 15 Şubat 1977 Diy.Gaz.) “ Zelzele isyanımıza karşılık bir ceza mıdır? arabaşlığı ile bilimsel verilere karşı çıkıyor ve yazıda şu cümlelere yer veriyor. “ Zelzele konusunda çok şey söylendi, yazıldı. Bir kısım yayın organlarında, Türkiye deprem kuşağı üstündedir denilmektedir.XIX asra kadar zelzeleye Allah’ ın gazabı şeklinde bakılırdı. Halbuki sonradan zelzele kendi başına olan tabii ve jeolojik bir hadisedir, teması işlendi. Acaba gerçek böylemidir?” dedikten sonra biraz aşağıda “ altı binden fazla müslüman’ ın ölümüne sebep olan ve altmış bin kişiyi kış gününde tesiri altına alan zelzele hadisesi elbette tesadüfi değildir… yer altında bazı gazların sıkışması veya kayması gibi sebeplerin olması zelzelenin tesadüfi olduğunu göstermez. Zelzele kıyameti hatırlatır. Kıyamet te zelzele ile başlayacaktır.” Sözlerinden az sonra “ günahları yüzünden onları yok edip, arkalarından başka başka nesiller peyda ettik” ayetini yersiz ve gereksiz kullanıp zelzele ve benzeri felaketlerin herkes için ihtar, ikaz manasını taşıdığını bildirmektedir. Böylece acı çeken insanlarımıza bir güç vereceği, teselli çabaları sarf edeceği beklenen bu dairemiz çağdışı tutumuna bu konuda da bilim dışı örnek vermiştir.