Atatürk İlkelerinden Sapmalar – Doç.Dr.Bahriye Üçok (5)

100

Doç.Dr. Bahriye Üçok

Atatürk İlkelerinden Sapmalar -5-

“Papa Roma’ da yapılacak olan caminin kiliseden yüksek olmamasını istedi”

Başkanlığın tutum ve davranışları gün geçtikçe kapsamını genişletmektedir. Devletin iç ve dış siyasetine ters düşecek görüşleri benimseyip yazılar yayınlamaktadır. Mısır, Filistin, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri, İran gibi devletlerin problemlerini konu edinip kim zaman ABD’ ye karşı Arap dünyasını savunur duruma girmek, her halde bu dairenin görevlerinden olmamalıdır.

Jimmy Carter’ in İsrail taraftarı dostlarınca kandırılıp kontrol altına alındığını, başkan adaylarından Reagan’ ın sona ermek üzere olan XX.asırda siyasi bir hayal olan Filistin’ in Siyonistlerce işgalini desteklemekten hiç de uzak kalmadığını, senatör Brock’ un Ekim harbi sırasında İsrail tarafını tuttuğunu, senatörün görevini yerine getirmediğini.. A.B.D’ nin İsrail konusunda beyninin yıkandığını, bu gayri ahlaki durumun ahlaki bir iş yapmaya götüremeyeceğini vb. ( Diyanet Dergisi C.16.Sayı Ocak-Şubat 1977).

Gene başkanlığın devletin siyasal ilişkilerini zedeleyici özellikte ve kanımca siyasal bir gaf teşkil eden bir yazısı 1 Mart 1979 tarihli Diy. Gazetesi’nde yayınlandı. Yazı “ Papa Roma’ da yapılacak olan caminin kiliseden yüksek olmamasını istedi” başlığını taşıyor. Yazıda Katoliklerin Roma’ da en kutsal yer sayılan Kalasiyum kilisesisni çan kulesinin 40 metre boyunda olduğu, bu kilisenin yakınında inşa edilecek olan İslam mabedinin adının Mekke Camii olacağı bildiriliyor. 1500 kişinin namaz kılabileceği büyüklükteki bu cami’nin yanında kütüphane, konferans salonu ve İtalya-İslam Kültür Merkezi gibi bölümlerin de bulunduğu ifade edilmekte. Ama Hristiyan Katolik Kilisesinin başı olan Papalık makamı büyük bir suç işlemektedir. Çünkü papalık caminin minare boyunun, kilisenin çan kulesinden yüksek olmamasını, minarenin bir metre kadar alçak, yani 39 metre olmasını istemiştir. Katolikliğin merkezi olan Roma’ da yapımına izin verilen cami için öngörülen bu küçük koşul Papalık’ ın Taassub ve kıskançlığı olarak nitelenmiş ve Diyanet Dergisinde dünyaya duyurulmuştur. Acaba Papalık’ ın yerinde Diyanet İşleri Başkanlığı olmasaydı örneğin Edirne’ de Selimiye, ya da İstanbul’ da Süleymaniye camilerinden birinin yakınında kütüphanesiyle, konferans salonu ve Katolik kültür merkezi ile bir büyük çan kulesi, minarelerin boyunu aşan bir kilise yapılmasına ne derdi.?

Diyanet İşleri Başkanlığı bir Dış İşleri Bakanlığı değildir. Dış siyasetimiz üzerinde söz ve yazılar yayınlamak onun görevi olamaz. Dış siyaset aydan aya, haftadan haftaya değişen bir hava estirir. Bugün karşımızdaki bir devlet yarın yanımızda olabilir.  Dış siyasetin incelikleri ve sırları vardır. Başkanlık devletin varlığını hesaba katmadan kendine özgü bir politika çizip onu izleyemez. Her vesile ile laik bir Cumhuriyetin bir dairesi olduğunu ve yalnız din işleri ile uğraşma yetkisi ile donanmış olduğunu göz önünde bulundurarak hareketini buna göre düzenlemelidir.

Başkanlık devletimizin nüfus politikasına da el atmıştır. .. Diyanet Dergisinin C. IX. Temmuz-Ağustos 1970 sayısında “ insan neslinin ve memleketimizde nüfusumuzun çoğalmasına mani olmak dini bakımdan muvafık değildir. Bir zaruret hali yokken arzuya bağlı olarak doğum kontrolü teşebbüsü İslam dininin esaslarına aykırıdır. “ diye fetva vermiştir. On yıl sonra yani 15 Ağustos 1980 tarihli gazetesinde bu fetva doğrultusundaki yazıda ise:” Bu fikirlerin aslında dünya hakimiyetini elde etmek isteyen şeytani politikalar tarafından bolca istismar edilmiş kısır, önünü görmez görüşler” olduğu “ korkulan açlık tehlikesini ortadan kaldıracak yenilikler getirmesi mümkün ve muhtemel bir potansiyelin doğum kontrolü fantezisi ile müstakbel imkanların ortadan kaldırıldığının bilmezlikten gelindiği” ni yazarak destekliyor. Doğaldır ki, sıhhi bir sakınca olmadıkça kürtaja da karşıdır. Zaten bu da Diyanet’ in yetkili kurulunca bir fetva ile 1 Eylül 1980 tarihinde yayınlanmıştır.

Başkanlığın takıldığı konulardan biri spordur : “ Yüz binleri stadyumlarda saatlerce hapsedip vakitlerini heba etmek .. sonra huzur beklemek ve ondan sonra da anarşiyi önlemeye kalkışmanın abesle iştigal..” olduğunu 15 Ocak 1979 tarihli Diyanet Gazetesinde bildirilir.

Devletin halk eğitiminde çok önemli rol oynayan bu dairesinin devlet yasalarına karşı süren ters tutumu bir siyasal parti ve güçlendirilmiş derneklerin basın organlarınca desteklenince rejim ve devrimlerimiz bazı dış ülkelerde ve Türkiye’ de açıktan açığa bir eleştiri konusu haline gelmişti, 12 Eylül öncesine kadar. Şöyle ki;

29 Mayıs 1977 de İstanbul’ un fethinin yıl dönümü dolayısıyla yapılan törenlerde, Ayasofya önünde “ uğrunda kan akıtılacak günlerin yakın olduğu” bildirilmiş, bu uğurda ölenlerin şehit sayılacağı müjdelenmişti.  “Devrim yok diriliş var “, “okullarda Arapça Kur’an okutulsun”, “ kurtuluş ancak şeriat düzeni ile mümkündür” gibi sözler ve yazılarla halk anayasaya karşı gelmeğe özendirilmiştir. O dönemin iktidar kanadından küçük bir partinin lideri ise liselere Arapça Kur’ an dersleri konulmasını önermişti.