Atatürk İlkelerinden Sapmalar – Doç.Dr.Bahriye Üçok (6)

65

Doç.Dr.Bahriye Üçok

Atatürk İlkelerinden Sapmalar – 6-

KÖYDE BEKLENEN ÖNDER” İMAM

Gene bu ayni yıl içinde İslam alemi eğitim merkezlerinin  Ankara’ da kurulmasının kararlaştırıldığını, ayrıca İstanbul’ da Siret ün- Nebi konferansının da başladığını görüyoruz. Bu konferansın konuşmacılarından  EL-AMİRİ  “İstanbul’ u İslam’ ın merkezi “ olarak gördüğünü belirttikten sonra “ İslam’ da Cihad” üzerinde durmuş ve “ Müslümanların bugünkü durumda olmalarının Kur’an ve sünnetten sapmalarından kaynaklandığını” belirtmişti. Bu konferansa katılan Şam Üniversitesi Şer’ a Fakültesi dekanı Muhammed Seyyid Ramazan ise “.. Gençlerin mürşitler nezaretinde yetiştirilmelerini “ ve Said-i Nursi’ yi örnek gösterip “ onun metodunun izlenmesini “ önermiştir.

Siret konferansının hemen arkasından 1 Temmuz’ da Dünya İslam Talebe Birliği Federasyonu konferansı gene İstanbul’ da toplandı ve  “ İslami hayat düsturuna sarılma ve bağlanma yollarının aranması ve bunun için her türlü yarımın sağlanması ve devamlı faaliyette bulunacak bir enstitünün kurulması” kararını aldı.  Bu da yetmiyormuş gibi Mısır’ da Nasır’ ın idam ettirdiği tutucu Seyyid Kutb’ un ( Ki kitapları bizde yasaklanmıştır”) kardeşi Muhammed Kutb Türkiye’ ye gönderilmiştir. Bu kişi İstanbul’ da “ Bir ülkede Allah’ ın nizamı hakim değilse, oraya dar ül-harb adı verilir. Bu durumda Müslümanların mücadelesi ferdi planda değil  de inci camlı, gayesini müdrik bir cemaatle olmalıdır” diyerek Türkiye’ yi dar ül-harb ilan etmekten ve cihadın tek tek değil topluca yapılması gereğine değinmekten çekinmemiştir.

Dış ülkelerden gelen ve rejimimize ve Atatürk’ ün gerçekleştirdiği tüm yeniliklere yönelmiş olan bu propagandaları yapanlar Diyanet gazetelerinin baş sahifelerinde fotoğraflarıyla okurlara tanıtılmıştır.

Giderek sorumsuzluk, pervasızlık o ölçülere varmıştır ki, Uluslar arası İslam Birliğinin Suudi Arabistan’da düzenlediği bir konferansın sonunda, kuruluşun başkanı Şeyh Abdülaziz Bin Bass imzasıyla Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ e bir telgraf çekilmiştir. Bunda Ayasofya’ nın yeniden cami haline getirilmesi ve dünya Müslümanlarının bu camide dua etmesi görüşü belirtilmiştir. Yavaş yavaş oluşturulan bu ortam anımsanacağı üzere sonunda Konya olaylarına gelip dayandı.

Bir miting değil, bir ayaklanma provası yapıldığı o gün: “ DİNSİZ DEVLET, YIKILACAK ELBET” , “Şeriat hakkımız söke söke alırız “,” zincirler kırılsın Ayasofya açılsın”, Şeriat İslam’ dır , Anayasa Kur’an dır”,” İslami hükümet, halifeli devlet”, “ Erbakan-Ziya- Humeyni, yaşasın İslam birliği” dövizleri taşınmış, sloganları bağırılmıştır.

Bu olaydan kısa bir süre sonra, yani 15 Eylül 1980 tarihli Diyanet Gazetesinde Balıkesir müftüsünün Cumhuriyet yasalarını çiğneyen, şeriat kurallarını geçerli kılmayı açıkça içeren bir yazısında şu sözleri okuyoruz. “ İslam bir hayat nizamıdır. Müslüman’ın hayatını ferdi, ailevi, içtimai, ticari, ahlaki ve hukuki bütün münasebetlerini o düzenler. Bu ilahi düzenlemeye uygun yaşayanlar, müslümanca hak ve adalet üzere bir hayat sürerek mes’ut olurlar. Bu ilahi düzenlemeye uymayanlar da isimleri Ahmet, Mehmet, Ayşe, Fatma’ da olsa bozuk düzen bir yaşayışın içerisinde ne idüğü belirsiz hale gelerek iki cihanda bedbaht olurlar. Her devirde yetişen fatihler islami hayatı canlı tutan şer’iat pınarları olmuşlardır. Bu pınarlardan beslenen İslam toplumunda fert ve aile mutlu, devlet ise güçlü ve güvenlidir. Çünkü yaşayışlarında hak, adalet hakim olmuş, ulema yani fakihler yöneticilerin baş danışmanı ve rehberi olmuştur”. Dedikten sonra “ Ne hayatiyeti olmayan bir İslam ve ne de İslami olmayan bir hayat düşünülmüştür. Her tarafta akan fetva pınarları böyle içi dışı tertemiz bir cemiyet meydana getirmiştir. ..” diyerek teokratik bir devlet kurulması özlemini, devletçe yayınlanan bir gazetede açıkça dile getirmiştir.

15 Eylü 1980 tarihli Diyanet gazetesinin yayınlandığı, Müftü efendinin bu özlemleri giderek fıkralar halinde sunuluyor yöneticilerimizin dikkatine. : B “ … Fetva ile amelin lüzumu, fetvasız işlerden kaçınılması gerektiği, halka va’ z ve hutbelerle anlatılarak, halkın müftülüğü ameli hayata müşavir ve rehber tanıması ve buna inanarak ihtiyaç duyması temin edilmeli.” C-“… Eğitim kuruluşlarında, resmi daireler arasında Müftülükler tarihi misyonu ile bütün mahiyet ve hüviyeti ile birlikte tanıtılarak lüzumu anlatılmalıdır. Yetişen nesle müftülükle irtibatlı bir hayat yaşamaları sağlık verilmelidir. …”

Yani atılacak her adım için müftüye koşulacak ve o ne derse, o yönde yürünecek. İnsan iradesine ve laik kanunlara yer yok. Laik Türkiye Cumhuriyetinin resmi bir kuruluşu olan Diyanet İşleri Başkanlığı pek çok bakanlığın bütçesinin geride bırakan olanaklarıyla anayasa ve yasaların karşısına çıkma hakkını kendinde nasıl bulabilmiştir.?.. Üzerinde durulması ve yetkililerce gerekli önlemlerin alınmasının daha da geciktirilmemesi pek yerinde olur. Zira baştan beri açıklamaya çalıştığım bu adım adım geriye yöneliş giderek ritmini hızlandıracak, koşar adım bir nizam ile hedefine yaklaşacaktır.

Bunun kıvılcımlarını 1 Haziran 1980 tarihli gene Diyanet Gazetesinde açık bir örnekle görelim : Başlığı “ KÖYDE BEKLENEN ÖNDER “ olan başyazıda kalkınma plan ve projelerini uygulayacak elemanların yıllar harcanarak özel surette yetiştirilmeleri önerildikten sonra “ Köye göndereceğimiz liderler ve uzmanlar sahalarında en iyi yetişmiş mütehassıslar olduğu kadar köyün sosyal ve ekonomik yapısını da iyi bilmelidirler…. Başlangıçta köye gönderilecek lider ve elemanların kimler olacağı da tespit edilmelidir. İlk etapta bunlar imam, öğretmen, ziraat teknisyeni olabilir. Köye gönderilen uzmanlar aralarında birini lider seçmek veya işin başında lider olarak görme durumundadırlar. Seçilecek bu liderlerin arkasında muhtar ve köyün ileri gelenleri rahatlıkla gidebilmelidir. Bu açıdan bakıldığı zaman lider köyün İMAMI olabilir. Bunun tarihi bir geleneği de vardır. Tarih boyunca Müslüman Türk halkı imamın arkasında tereddütsüz yürümüştür. “ dedikten hemen sonra “ son yıllarda yapılan eksik uygulamalar, siyasi dalgalanmalar sonucunda öğretmenin köyde lider olma şansı zayıflamıştır. Öğretmen devletçe sağlanan bazı imkanlara rağmen muvaffak olamamıştır. Bu bakımdan köy imamının liderliğine tekrar dönülmelidir.” Telkin ve önerisinde bulunuluyor.