Atatürk İlkelerinden Sapmalar – Doç.Dr.Bahriye Üçok (7)

88

Doç.Dr.Bahriye Üçok

Atatürk İlkelerinden Sapmalar -7-

“ Ulusların hukukunu belirten şey din ve mezhep değildir. Din ezeli gerçekler makamında durup kalmazsa, yani dünya işlerine karışmaya kalkışırsa herkesi yakar, kendisi de zarar görür.”   Mustafa Fazıl Paşa

Baştan beri görüldüğü üzere dış etkenler kadar, hatta ondan daha çok anti laik düşünce, yazı ve tutumlarla devletin karşısına devlet olarak dikilmiştir. Bir yandan tüm kuruluşlarımızla Atatürk’ ün yolundan yürüyeceğiz diye her gün her vesile ile kesin karalar içindeyiz, öte yandan köyde liderlik, imamın hakkıdır diye Devlet Banklığının sorumluluğunu taşıdığı bir resmi gazetede ortam oluşturulması hazırlanıyor. İmamı köyde lider olması konusundaki kamuoyu oluşturulmasını amaçlayan Diyanet Gazetesinin bu başyazısı yeni bir düşüncenin ürünü değildir. En az on yıldan bu yana zaman ve zemin elverdikçe gene bu gazetede işlenen bir konudur ve kökü dışarıdadır. Afrika ülkelerinde liderliği elinde bulunduran papazların, rahiplerin köylerde çok olumlu sonuçlar elde ettiklerini bunun Müslüman köylerde de uygulanmasının pek çok yarar sağlayacağı telkinleri yabancı yazarların imzaları ile dile getirilmiş ve Türkçeye çevrilerek bir süre parasız olarak Türk aydınlarına dağıtılmıştı.

Zemin ve zamanın elverdiğini gören rejim karşıtları devletin tüm kuruluşlarına egemen olmak için devlet eliyle ve devlet bütçesiyle kapıları zorlamaya başladılar 1980 Haziranında. “ Tarihi geleneğe uygun olarak muhtar ve köyün ileri gelenleri imamı lider tanıyacak ve onun arkasından rahatlıkla gidecektir. Tarih boyunca Müslüman Türk halkı imamın arkasında tereddütsüz yürümüştür.” Denilmektedir, yani Türkiye’ yi köylerde imamlar, kentlerde de müftüler yönetecektir. Bunun da adı laik Cumhuriyet olacaktır. Ayrıntılı yorumlar yapmaya gerek bırakmayan bu yayınlar kuşku yok ki, rejimin yıkılmasını amaçlayan cephelerden biridir ve etkili olanıdır.

Belirtmeğe çalıştığım bu örneklerle bir gerçeği vurgulamak istedim. O da Atatürk’ ün doğumunun 100. yılında onu toplumun bir kesimine gerçek yönleriyle anlatmanın yeterli olmadığıdır. Gene Atatürk’ ün kurmuş olduğu devletin rejim ve felsefesine böylesine karşı bir işlevi amaçlamış olan devlet organlarının, Atatürk’ ün sağlığında çizilmiş hedef doğrultusunda rayına oturtulması gerektiğidir. Bu konuda en etkili sonuç Milli Eğitim Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığınca yapılacak çalışmalardan alınabilir. Başkanlık eşitlik ve vicdan özgürlüğünü ” La ikrahe fi-d-din” ( Dinde zorlama yoktur) ayetiyle de güçlendirerek her fırsatta açıklamalıdır. Ulusal değerlerimizi, modern hukukumuzu, tarihimizi ve inanç kaynağımız islamiyeti çağa uygun yönleriyle bilim çerçevesi içinde tanıtan yayınlar yapmalıdır. Atatürk’ ün devrimlerini halka ulaştırmayı görevlerinin ön sıralarında kabul etmeli ve o yolda yürümelidir. İslamın hoşgörüsünü, Müslüman olmayan kitap sahiplerine bile sadaka vermeyi uygun bulduğunu hatırlatmalı.

Hele hele Türk toplumunu, uyruk olduğu anayasa hükümlerinden ayırıp muamelat ile ilgili fıkıh kurallarını geçerli kılmaktan, liderlik heveslerine kapılmaktan kesinlikle uzak bulunmalıdır. Ülkemizde büyük bir faciaya dönüşen mezhep ayrılığı konusunda radyoda, televizyonda ve camilerde bilgili ve yetkili vaiz ve hatiplerle veya konferansçılarla ele alıp açıkça Alevilerin de tıpkı Sünniler gibi Allah’a, Kur’an-ı Kerim’e ve Hz. Peygamber’ in resul olduğuna inandıklarını, yanlış bir yargı sonucu onların öldürülmesinin Allah’ ın affedemeyeceği günahlarda sayıldığını,  mevcut ayetler delil gösterilerek anlatılmalıdır.

İslam’a dinlerin en üstünü olmayı kazandıran özellik, kuşkusuz Allah ile Kul arasında bir aracı, yani din adamının bulunmamasıdır. Yüzyıllardan bu yana çekilen sayısız sıkıntıların giderilmesi için bir koşulun daha sağlanması gerekmektedir. Bu da gene Diyanet İşleri Başkanlığına düşen bir görevdir. .. Müslüman Türk’ ün dinini kendi dilinde okuyup dinlemesi, ibadetini de Türkçe yapması ile mümkün olabilir. Bu hususta en sahih kaynak ve yardımcı gene Kur’an-ı Kerim ayetleridir.

Sözlerimi Mustafa Fazıl Paşa’ nın Sultan Abdülaziz’e bir mektupla bildirdiği çok beğendiğim şu satırlarıyla bitiriyorum. “ Ulusların hukukunu belirten şey din ve mezhep değildir. Din ezeli gerçekler makamında durup kalmazsa, yani dünya işlerine karışmaya kalkışırsa herkesi yakar, kendisi de zarar görür.”