Atatürk’e Göre Çağdaş Uygarlık

194

ATATÜRK’E GÖRE ÇAĞDAŞ UYGARLIK

İçinde bulunduğumuz 2017 yılından, olayları objektif( tarafsız ama, TC Demokratik, Laik, Sosyal Hukuk Devletini, Atatürk İlke ve Devrimlerini öpüp başımın üstüne koyarak) ; Araştırıp, inceleyip yorumladığımızda, karşımıza çıkan “ Gerçek Tarih sayfalarını” okurlarımızla paylaşmak, aydınlık geleceğimiz için önem taşımaktadır.

2017 yılından 1919 ve 30 yıllara ve Atatürk’ümüzün 100.doğum yılı olan 1981 yılına ilişkin üç yaşanmış olayla bu bakışımızı tamamlayıp “ ATATÜRK KIRKLARELİ’ NE NEDEN GELDİ” ana temamıza dönmek istiyorum.

Atatürk diyor ki; “ Ulusça çok çalışacak; Ülkemizi ve insanlarımızı muasır ( çağdaş) medeniyetler, milletler ( uygarlıklar, uluslar) düzeyine çıkaracağız.”

Yakın arkadaşları Atatürk’e ; “Muasır medeniyetler dediğimiz Avrupa ülkeleriyle Amerika Birleşik Devletleri  oluyor. Onlardan Yedi Düveli biz Türkleri tarih sayfalarından yok etmek için savaş açtı. Kurtuluş Savaşımızı, Kutsal İsyanımızı biz bu ülkelere karşı verdik. Onların hiç biri biz Türklere dostça yaklaşmadı. Şehitlerimizin kanlarıyla sınırlarını çizdiğimiz Vatan Haritamızı Lozan Barış Masasına başımızda taşıdığımız “ Zafer Tacı ile götürdüğümüzde ve söke söke hakkımızı aldığımızda İngiliz Devlet Adamı ve diplomatı Çorçil: “ Lozan’ da almış olduğunuz bu hakları cebime koyuyorum. Çok yakında bize gelecek ve yardım işteyeceksiniz. O zaman cebimdekileri çıkarıp önünüze koyacak ve daha fazlasını isteyeceğiz” demişti. Şimdi bi bu ülkeleri “ muasır medeniyetler” olarak nasıl düşünürüz?  İstiklal Marşımızı yazan Mehmet Akif Ersoy hepimizin saygı ile dinleyip övgü işle okuduğu İstiklal Marşımızın bir kıtasında; Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar- Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var- Ulusun korkma ! Nasıl böyle bir imanı boğar ”Medeniyyet” dediğin tek dişi kalmış canavar? Diye Ulusumuza seslenerek, y düvelin içinde bulunduğu muasır medeniyetleri tek dişi kalmış canavarlar olarak tanımlamıştır.

Bu tanımla sizin tanımınız çelişmiyor mu? Diye sorunca Atatürk ; “ Avrupa’ nın ve Amerika’ nın iki yüzü vardır. Siz buna iki grup insanı ve iki ayrı düşünce taşıyan bilgili ve kültürlü insanı diyebilirsiniz. Birinci grupta yer alan bilgili ve kültürlü insanlar, onların Politika, bizim Siyaset dediğimiz arenalarda, meydanlarda, sahnelerde, milletlerarası toplantılarda boy gösterip akıllarını kullanarak, emperyalizme hizmet ederek, mazlum ülkeleri sömürmeye kalkarlar;  savaş açar, açtırır, kendi çıkarları için başka insanları ve ulusları ölüme gönderirler. Zengin ve mutlu olma hakkını yalnız kendilerinde görürler. Dünyaya hakim olmak ve yönetmek isterler. Görüldüğü gibi bizim kültürümüzde “ sosyal”, “toplumsal” gibi kavramları karşılayan “ POLİTİKA “, veya “SİYASET” gibi sözcükler yok. Çünkü çok yönlü düşünmek ve aklımızı terbiye etmek gibi bir düşüncemiz olmamış. Atasözümüz “ Ortak malı köpekler bile yemez” diyerek her türlü ortak akıla ve düşünceye akıl kapımızı kapalı tutmuştur.

(YAZARI NOTU : Eski Yunancadan (Latincede) gelen POLİTİKA sözcüğünün anlamı: Çok yönlü bakmak ve düşünmektir. Bizim dilimize Arapçadan gelen “SİYASET” sözcüğünün kökü SEYİS  ( ata terbiyecisi) den gelir ve “ AKLIN TEWRBİYE EDİLMESİ” anlamını taşır. Aklın terbiye edilmesi, kendi aklını üstün tutup başkalrının aklını hiçe sayanları terbiye edip; ortak akıl, ortak yaşam, ortak çıkar ve toplumsal yaşam kurallarının öğrenilip uygulanması demektir. Her iki sözcüğünde kapsamı aynıdır. Bu iki sözcüğün Türkçe karşılığı da olsa, olsa SOSYOŞLOJİ veya SOSDYAL BİLGİLER veya SOSYAL YAŞAM ( bilgileri) olabilir. Bu sözcüğü TOPŞLUMSAL YAŞAM’ da yapabiliriz.“)

Demokrasimizin; demokrasi kültürü ve eğitimimizin gelişmemesinin başlıca nedenlerinden birisi de budur.

Atatürk devam eder; “ İkinci grupta yer alan bilgili ve kültürlü insanlar, bilim, ilim ve fen insanlarıdır. Bilgi edinirler, yenilik, keşif ve icatlarda bulunurlar, öğrenir ve öğretirler ve tüm yaptıklarını insanlığın hizmetine sunarak ortak yaşama katkıda bulunurlar. Hiçbir bilim adamının savaş açmak, sömürmek, dünyaya tek başına hükmetmek, tüm zenginlik ve mutluluklara tek başına sahip olma gibi bir düşüncesi yoktur. Keşif ve icatta bulunanlar, silahları ve cephaneleri insanları öldürmek için değil, savunmak, yararlanmak ve korunmak için bulmuşlardır. Bilim adamı DİNAMİT, kendi adını verdiği buluşunun, maden ocağı açmak yerine inanları öldürmek için kullanıldığına tanık olunca, Nobel Ödülünü almaktan vazgeçmiş ve “ Buluşumun insanların ölümünde kullanılacağını bilseydim, bulmaktan, icat etmekten vazgeçerdim” demiştir.  Benim muasır medeniyet dediğim ikinci gruptaki insanlardır. Biz Avrupa, Amerika ve gelecekte om düzeye yükselecek dünya ülkelerinin sosdyal yaşamını benimsemiş, bu u tüm dünya insanları ile paylaşmayı amaçlamış insan topluluklarını“ muasır medeniyet” (Çağdaş Uygarlık) olarak tanımlıyoruz. “

“YAZARIN NOTU; Kırklareli Atatürkçü Düşünce Derneği olarak (2004-2005 yıllarında) Selanik Gezisini iki otobüs üyemizle yapmış; Atatürk’ ün evindeki Anı Defterine, yukarıdaki düşüncelerimi yazarak ve Atatürk’ ümüzün düşünce ve fikirleriyle pekiştirerek yazmıştım.”

ATATÜRK’ÜN SOFRASI

Özellikle Atatürk’e, Cumhuriyet ve Devrilere karşı olan; Sarıklılar ve Fesliler grubundan olanlar gerçekleri bilgi edinip öğrenmeden iftira atmak ve kara çalmak amacıyla, Atatürk sofrasını kastederek; Atatürk ve İnönü için  “İKİ AYYAŞ “ tanımı yaparlar; ümmet ve müridlerine de böyle anlatıp değerlerinden düşürmeye çalışırlar.

2,3, dönem milletvekilliği yapmış, Atatürk’ ün yakınında bulunmuş, Atatürk’ ün davetiyle Çankaya Köşkündeki Atatürk Sofrasında bulunmuş Gazeteci yazar Falih Rıfkı Atay, belgelere dayanarak yazdığı  “ Çankaya Notları” adlı yapıtında; Atatürk’ün muhafızı olarak Kurtuluş Savaşı başlangıcından ölümüne kadar yanından ayrılmayan ve 1.2.3. Dönem Milletvekilliği yapan Kurtuluş Savaşı Komutanı ve Devlet Adamı Hasan Sak’ nın Anılarından; yine Selanik’ ten mahalle arkadaşı, Askeri Lise ve Harp Okulundan sınıf arkadaşı, Suriye-Şam’ dan başlayıp ölünceye kadar Salih Bozok’ un oğlunun yazdığı Anı Belgelerden gerçekleri araştırdım. Üç Devlet Adamımızın da birleştikleri ortak noktalardan notlar çıkararak sizlerle paylaşmak istedim.

FALİH RIFKI ATAY, HASAN SAKA ve SALİH BOZOK’ tan ATATÜRK’ ÜN SOFRASI

Atatürk, 1.Dönem Milletvekillerinin, görevleri sona erince kurduğu Cumhuriyet Halk Fırkası siyasi yapılanmasıyla seçilen 2. Dönem Milletvekillerinin oylarıyla önce Cumhuriyet’i ilan etmiş, sonra da Cumhurbaşkanı seçilerek Çankaya Köşküne,  Latife Hanımla evlenerek taşınmıştı. Parlamenter sistem gereği, Başbakan olarak İsmet İnönü’ ye görev vermiş ve Kabineyi ( Bakanlar Kurulu) oluşturup, getirmesini, ardından Meclisten güvenoyu alıp görevlerini yapmalarını istemişti. 23 Nisan 1920’ den 29n Ekim 1923’ e kadar Meclis Başkanlığı yapmış ve ülke sorunlarıyla uğraşıp çözümler üretmiş bir lider, birden Çankaya Kökümde, TBMM çalışmalarından uzak, dağarcığında yapılacak devrimlerin plan ve projelerini en ince ayrıntısına kadar bulunduran ve uyun koşulları bekleyen Atatürk, yalnız başına kalmıştır.

Eşi Latife Hanım, Atatürk’ün artık Meclise gitmesini, silah ve devrim arkadaşlarıyla çok sık görüşmesini, hatta Köşk’ ün bahçesine çıkıp Mehmetçiklerle sohbet etmesini istememekte ve bu düşüncelerini bazen sözleriyle, bazen de tutum ve davranışlarıyla belli etmektedir. Atatürk Latife Hanım’ ın bu tutum ve davranışlarını başlangıç yıllarında hoşgörü ile karşılamış; üst kattan gürültü çıkarıp toplantılarını bozmasını, hatta aşağı kata inip;” toplantıya son vermelerini” istediği konuşmalarını da “ zamanla geçer” diye düşünerek sineye çekmiş. Fakat Rize, Artvin ve Erzurum gezilerinde yaptıkları bardağı taşırmış ve evliliklerini sona erdirmiştir.

Atatürk, 1924 Anayasasının Cumhurbaşkanına verdiği yetkiler çerçevesinde davranmayı, “ Devlet Adamı” olarak vazgeçilmez kural saymıştır. Hatta; “gerek gördüğü hallerde Bakanlar Kurulunu toplantıya çağırır ve başkanlık eder” maddesine olağanüstü haller dışında başvurmamıştır. Yalnız ülkesini ve insanları “ muasır medeniyetler düzeyine” ( Çağdaş uygarlıklar düzeyine) ulaştırmak için yapmayı düşündüğü devrimleri, yeri ve zamanı gelince yapmak istemektedir. Bunu yapmanın yolu da “Bakanlar Kurulu Kararı olarak Meclise sunulması ve onaylanması” kuralına uyulmasıdır.

ATATÜRK’ ÜN BİR DEVRİMİ GERÇEKLEŞTİRME AŞAMALARI

İşte “Atatürk’ ün Sofrası” bu düşünceden doğmuştur. Atatürk, yapılmak istenilen devrimi en yakın arkadaşlarıyla TBMM oturum ve çalışmalarından, çalışma saatlerinin sona ermesinden sonra, Çankaya Köşkündeki çalışma odasının büyük çalışma masasında bir araya gelerek görüşüp tartışmış, hepsini uyum sağladığı bir Devrim Planın hazırlamıştır. Günlük çalışmaların yeterli görüldüğü ve yeterli üretim yapıldığı varılınca da aynı çalışma masası, yemek masası olarak işlev görmüş, doğal olarak da rakı içilip şarkılar söylenmiş, anılar tazelenmiş ve geleceğe ilişkin hayaller kurulmuştur.

Bu devrim’ in birinci aşamasıdır. Atatürk bir devrimin gerçekleşmesi için hemen ikinci aşamaya geçerek bu kez Çankaya Toplantılarına ilgili Bakanları, Devrim yapılacak İl’in Milletvekillerini ve bu konuda bilgilerine başvurulacak bilim insanlarını davet ederek görüşmeler yapmakta, Devrimin uygulanması için önlerinde bulunan engellerin kaldırılmasını sağlamaktadır. Bu çalışmanın ardından da konuklarına Atatürk Sofrasında yemek sunmaktadır.

Üçüncü Aşamada; yapılmak istenen devrimi savunan ve karşı çıkan milletvekilleriyle toplantı yaparak, olumlu ve olumsuz görüşleri ve bu görüşü ileri süren Milletvekillerini dinleyerek, plana olumsuzlukları giderecek eklemeler yapmakta; çalışmanın ardından yine Atatürk Sofrası kurulmaktadır.

Dördüncü Aşama; Meclis görüşmeleri ve oylamasıdır. Lehte ve aleyhte yapılacak görüşmeler ve sonunda yapılacak oylamada “ KABUL” ( Bugüne göre EVET) çıkması için gereken çalışmalar hem Çankaya’, hem de TBMM’ de yapılmakta; doğal olarak da üretimin ardından Atatürk Sofrası kurulmaktadır.

Beşinci ve son Aşama; Devrim’ in ilan edilmesi ve uygulanmasıdır. Bunun çalışmaları öncelikle Devrimin yapılacağı İl başta olmak üzere tüm yurttaşların bilgilendirilmesi ve hazırlanmasıdır. Bu yapılan hazırlım çalışmalarının ardından, Atatürk ve Devrim Arkadaşlarıyla Başbakan, ilgili bakanlar ve bulunulan il ve çevre İllerin Milletvekilleri gelerek halkla bütünleşmekte ve Devrimi ilan ederek uygulamaya koymaktadır. Yine doğal olarak Ankara’ ya dönüşte Çankaya Kökünde “Değerlendirme Toplantısı” yapılmakta ve Atatürk Sofrası kurulmaktadır.

Her yapılan Atatürk Devriminde yüzde doksan bu aşamalar uygulanmıştır.

Atatürk’ü, Silah ve Devrim Arkadaşlarını yermek, kötülemek ve halk nezdinde itibarsızlaştırmak için, “Atatürk’ ün Sofrasını” içki içilen bir sofra ve kendilerini de “ İki Ayyaş” olarak gösterme gayretindedirler. Keşke kendileri de” İki Ayyaş” olabilseler de ülkemizi aydınlık yarınlara ulaştırabilseler.

MACİT SABIR – Eğitimci, Yazar