BATILI ŞİRKETLERİN DENETİMDEN GELEN GÜCÜ -7-

 

 

 

Batı şirketleşme konusunu bizden çok önce tamamladığı için kurulmuş olan şirketler büyük bir güven ortamı içinde sermaye birikimlerini de tamamladılar. Denetim ve hesap vermenin güveni ile şirketler tüccarların sermayelerine halkın da katılımını sağlamak suretiyle çok daha güçlendiler. Küçük birikim sahipleri birikimlerini sermaye şirketlerinde değerlendirerek hem kendi bütçelerine, hem de ülke ekonomisine katkı sağladılar.

Ülkemiz ise her türlü denetimden uzak ticari yapısıyla şirketleşmeyi değil teşvik etmek bilhassa önlemiştir. Aldığı malı ve borcunu ödemeyen, vergi kaçırıp haksız kazanç elde eden hırsız ve üçkağıtçılar karşısında aciz kalan yasalar bu gelişmeyi önledi. Ticaret hayatımız bir sihirli kelime yüzünden yıllarca gelişemeden, fakat bazı haksız kazanç sahibi kişilerin yaşam tarzı olan maganda kültürünün etkisi altında ciddiyetini kaybetmiştir. Mustafa Kemal 1923 yılının şubat ayında daha cumhuriyeti ilan etmeden ticaret hayatının ve iktisat ilminin önemini belirtmiş ve İzmir’de İKTİSAT KONGRESİ’ni toplamıştır.

Bir işletmenin iktisadi faaliyetleri sadece bu işletmenin sahiplerini değil, devlet dahil birçok menfaat gurubunu ilgilendiriyor. İşletmenin sunduğu ve iddia niteliği taşıyan bilanço, gelir tablosu, faaliyet raporu gibi yasal belgeler sadece işletme sahiplerinin emir ve arzularına göre çalışanlarca düzenlendiği için gerçekleri yansıtma şansı çok azdır. Halbuki denetim mekanizması bu iddiaların doğruluğunu ve güvenilirliğini sağlayan başlıca etken olmalıdır. Denetimin ciddi ve güvenilir meslek erbabı kişilerce yapılması o şirketin geleceğini ve gelecekti planlarını etkiliyordu.

Denetimden aldığı güven ve güçle yatırımlarını hızlandıran batılı şirketler, güvensizlik ortamına sürüklenen Türk şirketleri veya 3.dünya ülkesi şirketler karşısında önemli kazançlar elde ediyordu. Daha ucuz ve kaliteli üretim,zamanında ve güvenilir teslim,satılan malın dayanma gücü gibi önemli etkenler karşısında batı malı pazarlarımızda önemli bir pay alıyordu.

Ticaret ve sosyal hayatımız denetim ile teftiş arasında sıkışıp kalmıştır. Denetim faaliyetini en ciddiye alan kuruluş silahlı kuvvetler olmuştur. Silahlı kuvvetler askeri birliklerin faaliyetlerini kendi oluşturduğu iç denetim mekanizması ile çözmüştür. Fakat bu denetim faaliyetleri TEFTİŞ’ten öteye geçememiştir.Yapılan çalışmaların ve harcamaların iç denetimden geçmesi  silahlı kuvvetlerin iç bünyesinde oluşan , müfettiş konumundaki subaylarca yürütülmüştür.Bu dar anlamlı teftiş faaliyetleri bugün bile silahlı kuvvetleri en güvenilir kurumların başında kabul edilmesini sağlamaya yetmektedir.Halkın içinde yapılan anketlerde en güvenilir kurum olarak silahlı kuvvetlerin ayrı bir yeri vardır.

Milli Eğitim Bakanlığı’ da kendine özgü müfettiş yapısı ile eğitimi ve okulları denetlemiş ve eğitim dünyamızda iz bırakan müfettiş ve teftiş hikayeleri yaşanmıştır.

Fakat ticaret hayatımız her türlü denetimden uzak kalmaya çalışarak ve özellikle denetimlerden, siyasi gücü de arkasına alarak uzak durmaya çalışmıştır. Her ne kadar Vergi Daireleri ve denetim elemanları ile kayıtlı belgeler üzerinden denetim yapılmaya çalışılsa da gerek eleman yetersizliği ve gerekse siyasi müdahele sonucu bu denetimler yetersiz kalmıştır. Devlet denetim faaliyetlerini yalnızca eksik beyan, kayıt hatası ve vergi ziyaı gibi durumları göz önünde tutarak yakalayabildiğinden vergi ve ceza almak suretiyle yapmaya çalışmıştır. Denetim demek vergi cezası demek anlamı ile özdeşleştiği için,esnaf ve tüccar da bu denetimler uzak kalmaya,mümkünse devletten kaçmaya çalışmıştır.Beş yıl içinde denetilmeyen faaliyetlerden kendini kurtaran tüccar,şansına sevinmiştir.

Denetim sadece vergi ve ceza ile anılmamalı idi. Şirketler denetimi kendileri için istemeli, yaptığı hataları görebilme şansını kaçırmamalı idi. Bu denetim sonucu yatırımlarını yönlendirme, satışlarını ve giderlerini analiz edebilme, gerçek kar’ının ne olduğunu görebilme şansını kaçırmamalı idi.

DENETİM NEDİR VE NEDEN ÖNEMLİDİR

 

Ticaret şirketleri bir yıl içinde yapmış oldukları faaliyetleri,almış oldukları kararları, mal  ve hizmet alış satışlarını,yaptıkları harcamaları ve yıllık brüt ve net kazançlarını kamuoyuna beyan ederler. Düzenlemiş oldukları bilanço ve gelir tabloları şirketten menfaati olan guruplarca ilgiyle takip edilir. Bu raporların doğruluğu ve güvenilir bilgileri içermesi çok önemlidir. Fakat bizde maalesef yıllarca bu beyanlar yalnızca devleti vergi açısından ilgilendirmiş, beyan edilen matrahlar şirketin ödeyeceği vergiler açısından sadece devletin maliyesini ilgilendirmiştir. Bu beyanlarda kaçakçılık ihtimali çok fazla olduğu için hep şüphe ile karşılanmış ve şirketler devletin gözünde yalan beyanda bulunan vergi kaçakçısı suçlamasından bir türlü kurtulamamıştır.Tüccarın devlete beyanları ve ödedikleri vergi ile sosyal hayattaki harcamaları arasındaki farklar komedilere konu olmuştur.Yanında çalıştırdığı işçinin ödediği vergi kadar vergi ödemeyen tüccarın aldığı araba,aldığı ev veya yazlık,aile fertlerinin yapmış olduğu harcamalar dikkat çekmiştir.Bu beyanların tartışılan doğruluğu ,şirketlerin diğer beyanlarının’da GÜVENİLİRLİĞİNİ sarsmış ve şirketler yalan beyanda bulunan,güvenilmeyen raporlardan dolayı kamuoyu önünde vergi kaçakçısı ve yalan beyanname düzenleyen kuruluşlar olarak, kamuoyunun güvenini yitirmiştir

Bu olumsuz ve güvenden yoksun bir ortamda faaliyet göstermeye çalışan şirketler şahıs veya aile şirketi hüviyetinden kurtulamamıştır. Şahıs şirketleri hiç kimseye hesap vermek zorunda kalmayan, atılım yapamayan o şahsın görüş açısı ile sınırlı bir hedefi olan küçük bir esnafhaneden öteye gidememiştir. İkinci ve üçüncü nesillerde devam eden bazı istisnalar dışında şahıs ve aile şirketi yok denecek kadar azdır.

Denetim yalnızca devletten kaçırılacak vergi ile sınırlı kalamayacak kadar önemli bir konudur. Şirket yönetimi denetim, hele şirket dışından bağımsız ve konunun uzmanı kişilerce yapılan bir denetim faaliyeti sonucu yapmış olduğu faaliyetlerin ve beyanların doğruluğunu onaylatarak, kamuoyu önünde büyük bir güven kazanır. Yöneticiler faaliyetleri ile aklanır.Devletin ve müşterilerinin gözü önünde itibarı artar,piyasada ve bankalarda kredi limitleri yüksek olan sözüne beyanına güvenilen,dürüst bir tüzel kişilik haline gelir.Bu tür güven ortamı oluşturan şirketlerin acımasız rekabet ortamında yaşama şansı daha fazla olur.Müşteri profili ve satışlarını iyi analiz eden şirketler ileride yapacakları yatırımlar konusunda daha sağlıklı karar alıp,ihtiyacı olan sermayeyi kredi şeklinde daha uygun şartlar altında sağlama şansını elde eder.

Demokraside olduğu gibi başkası istediği için ve başkası için bazı özgürlükleri anayasa’ya koymak değil bize gerekli olduğu için ve hak ettiğimiz için, beyanlarına güvenilir bir şirket olmaya hakkımız olduğu için denetimin değerini anlamamız gerekir.   .

Denetime gereken önemi vermeyen ticaret şirketleri veya 70 li yılarda ticaret hayatımıza katılmaya başlayan çok katılımlı ortaklık olan kooperatifler daha sonra ortakları ve devlet ile sorunlar yaşamıştır. Beyanlarına güven duyulmayan şirket veya kooperatif yöneticileri hem şahıs olarak, hem de kuruluş olarak mahkemelerde hesap vermek zorunda kalmıştır.

Sonuç olarak kötü niyetliler dışında, hatalardan ve haksız şikayetlerden dolayı mahkemelere düşen yöneticiler aklanmasına rağmen, zihinlerdeki soru işaretlerini silememiş ve gereksiz yere yıpranmıştır.  olumsuz koşullar şirketin ve kooperatifin gelişmesini olumsuz yönde etkilemiş,yöneticileri haksız yere töhmet altında bırakmıştır.Fakat daha önemlisi yeni oluşumları önlemiş ve bu tür faaliyetlere girecek olanlar baştan suçlanmıştır.

 

 

Mustafa Karaca