BEDREDDİN’ İN EĞİTİMİ VE ZELOTESLER

-Eğitiminde annesinin etkisi

-Edirne Medresesinde eğitimi

-Zelotesler ( Selanik İsyanının etkisi )

Edirne’den hemşehrisi Neo-Platoncu bilge Gregorios Gemistos Plethon’ un etkisi

1.Murat Hüdavendigar Edirne’de kendi şanına yakışır bir Saray yaptırınca eski Kayser Sarayı’nı Kadı İsrail’ e Medrese kurmak için tahsis eder. Balkanlara yeni yerleşmeye başlayan Osmanlı Devleti fethettiği yerlerde kalıcı olmanın şartının daima kılıç gücü ile değil bilim, akıl, hoşgörü, saygı ve sevgi ile sağlanabileceğini daha o yıllarda anlamış oluyor ve gerekli tedbirleri almaya başlıyordu.

Devrin en önemli bilginleri kabul edilen Molla Yusuf, Molla Turhan ve Kadı İsrail’ in ders verdiği medresede aldığı eğitim ile yetişen Şeyh Bedreddin ve arkadaşları hem dini, hem sosyal hem de devlet yönetimi konularında yetişiyorlardı. Bu bilgiler ışığında yetişen Şeyh Bedreddin İslam dinini, Kitabı Kuran-ı Kerim’i ve dönemin önemli bilim dalları, astronomi ve matematik ilimlerinde uzmanlık derecesinde bilgi sahibi oluyordu. Sonradan bu bilgiler ışığında önemli ve saygın bir din ve bilim insanı olarak devlet görevinde bulunacaktı. Bu bilgilerini uygulamaya başladığı sırada geniş halk kitlelerine adalet ve eşitliğin ne olduğunu, beraber çalışıp, üretip, beraber hakça ve eşit paylaşmanın, insana insan olmanın ve hatta özgür insan olmanın tadını hatırlattığı için çıkar çevrelerinin tepkisini çekiyordu.

Bedredddin bugünün tatlı su aydınları gibi yapıp elinde olanlarla yetinip kendi keyfi çıkarları için saraylarda yaşasaydı başına belki bu belalar gelmezdi. Ancak, O, 600 yıldır yaşayan ve yaşatılan Bedreddin olmaz unutulup giden yüzlerce aydın geçinen biri olarak tarih sayfalarında kaybolup giderdi.

Bedreddin o yıllarda öncelikle “BİLGİ” nin önemini ve topluma fayda veya zararlarını araştırıyor, öğretmenlerinden öğrendiklerinin üstüne kendi yorum ve görüşlerini katarak yeni bir yol ve yöntem belirlemeye çalışıyordu. Bedreddin “ Her bilginim diyene kul köle olamayız. Eğer olursak öğrenmenin kurallarını yok etmiş sayılırız. Her bilgiyi eleştirmek, incelemek ve doğrusunu eğrisinden ayıklamak zorunluğundayız. Bilgi, ancak bunu yapabilenin elinde bir değerdir. Ve ancak o zaman insanlığın gelişmesine yararlı olur. Yoksa donmuş bilginin, anlamsız saygının kimseye bir yararı olmaz. Ama yararsız bilgi kamuya öyle zarar verir ki, kimse açılan yarayı kapatamaz.”

Demek suretiyle gelişmesi durmuş, topluma yeni ve faydalı bir bilgi sunamayan İslam dinine yeni bir heyecan ve ivme kazandırmak istiyordu. Bugün dahi geçerliliğini kaybetmeyen görüşleri bazı çıkar çevrelerini rahatsız ediyordu. Bu çıkar çevreleri Bedreddin ile din ve bilim konularında bilimsel bir tartışmaya giremeyeceklerini anlayınca “DİN ELDEN GİDİYOR “ diye yüksek sesle bağırıp hakaretler ederek Bedreddin’ i susturmaya çalışıyorlardı. Bedredddin’ in onlara cevabı ise bugün dahi ders alınacak türden bir bilimsel cevap oluyordu

“  Müezzinlik için bağırmak yeterlidir. Ama bilgin olmak için okumak, çalışmak, düşünmek, eleştirmek, incelemek ve sağlam yorumlara, kesine yakın sonuçlara ulaşmak gerekir.”

Bedreddin’ in bilim konusundaki bu açıklamaları hocası Molla Turhan’ ın çok hoşuna gider ve öğrencilerine şöyle öğütler ; “Dileriz ki, doğru bildiğinizi yaşamınız boyunca ayni güç, ayni güzellikte savunasınız. Hiç kimseden korkmayasınız. Bilgi, bilgisizler için korkunç bir şeydir. Bir an önce bizleri aşarak, sizi geride bırakacak öğrenciler yetiştiresiniz. Yoksa çok sürmez, gerçek bilim adamları kabuklarına çekilir. Böyle ademler egemenliklerini kurup her iyi ve güzel şeyi susturmaya çabalarlar.”

 

ZEELOTESLER İSYANI VE ZELOTLAR

KIZGINLAR-HIRSLILAR-TALEP EDENLER

Simavna Kadısıoğlu Mahmut  medresede o yılların en büyük alimlerinden ders alacak ve bu öğrendiklerinin ezilen insanların yararına yorumlayacak  bilgileri anlayıp yorumlayabilmesi için önemli bir alt yapı eğitimi alması gerekiyordu.

Bugün temel eğitim veya ilkokul öğrenimi dediğimiz eğitimi Mahmut’ un annesi Melek Hatun ( ANGELİKA) dan almış olduğunu görüyoruz. Mahmut’ un annesi Angelika , Kadı İsrail Simavna kalesini almadan önce Kale komutanının kızı olarak hayatına devam ediyordu. Genç kızlığının en önemli yıllarında  Edirne-Selanik- Serez hattında başlayıp yayılan ve “ SELANİK İSYANI” veya “ZELOTESLER İSYANI” olarak tarih kitaplarına geçen isyanı yaşamış ve oldukça etkilenmiştir.

 

 

 

 

. Bedreddin’in Melek anası,    Hadrianopolis’den (Edirne) Selanik’e uzanan ve Dimetoka’yı da içine alan bölgede gürülmemiş bir toplumsal hareketin içinde yaşamıştır. Yoksul halk yığınlarının zenginleri-aristokratları alaşağı ettiği, özel mülkiyeti ortadan kaldırılıp beylerin mallarının elkonulup halka eşit paylaştırıldığı ve zamanın bilgelerinin Okhlokratia  (ayaktakımının, halk yığınlarının yönetimi) adını verdikleri bir yönetim altında yaklaşık on yıl (1341-1350) yaşamıştır.

İşte Bedreddin, bu Zelotların (“Zelotai, Grek dilinde kızgınlar, hırslılar, talebedenler… gibi anlamlara gelmektedir) devrimci toplumsal hareketini anasının dilinden dinleyerek büyümüştür.

Tanınmış Bizans tarihi uzmanı Georg Ostrogorski, Zelotlar hareketi hakkında şöyle yazıyor:

“1340’larda başlayan iç savaş sırasında Bizans’ta dini ihtilaf ve aykırılıklarla siyasi mücadele derinleştiği gibi aynı zamanda ağır bir sosyal kriz devresi geçirildi. Zelotesler’in hareketinde kuvvetli bir sosyal ihtilalci akım patlak verdi.

 

 

 

 

“İmparatorluğun çöktüğü, fakirleştiği ölçüde köy ve şehirlerdeki geniş halk tabakalarının sefaleti de artıyordu. Kırsal bölgede olduğu gibi şehirlerde de mülkiyet, sayısı az bir soylu tabakanın elinde bulunduğundan ötürü, sefalete düşen kitlelerin kini ve nefreti bu sınıf üstünde toplanıyordu

 

“Zelot’lar, ‘manastırlara ait olan büyük servetlerin bir bölümünü alıp yoksullara dağıtmak, papazlara vermek ve kiliseleri süslemek için kullanırsak, ne sakıncası olur ki?’ diye sorarlar. Başlangıçta vakıf yapmış olanların amacına aykırı bir şey de olmaz, çünkü vakıf sahipleri Tanrıya tapmak ve yoksullara bakmaktan başka bir amaç güzetmiş değillerdir.” (E. Baker: agy, s. 231)

Kısaca özetlemeye çalıştığımız ZELOTESLER İSYANI Kadıoğlu Mahmut üzerinde büyük bir etki bırakmış, köylülerin haklarını araması, eşit paylaşım gibi konular hayatı boyunca birinci öncelikli konusu olmuştur.

Zelotların “zenginlerin mallarını ellerinden alıp, yoksullara dağıtmayı” kutsal kitaplarda anlatılan olaylara, peygamber ve azizlere bağlaması gibi, Bedreddin de Kuran’dan bir sure (Nisa 131, 132) ile Bağlantı kurarak büyük çıkışını yapıyor. “Göklerde ve yerde olanların hepsi allahındır, allah zengindir…” diye iki kez yineleyen ayeti yorumlayarak beylerin, feodalların mallarına elkoymak gerektiğini vurguluyor.

Doğumundan 8-10 yıl ünce tüm bölgeyi sarmış, anasının ve Edirne kentindeki komşularının içinde yaşadığı devrimci toplumsal gelişmeleri dinleye dinleye büyüdüğü bir yana, Şeyh Bedreddin’in Nikolas Kabasilas’ı da, (ölm. 1399-40) tarihçi Nikephoros Gregoras’ıda (1290-1360) aslından okumuş, Zelotes halk hareketlerini incelemiş olması çok büyük olasılıktır

 

 

Şeyh Bedreddin’in çağdaşı, Edirne’den hemşehrisi Neo-Platoncu bilge Gregorios Gemistos Plethon (1355-1450) Konstantinopolis’te (İstanbul) doğmuştu. İlk gençlik yıllarının Edirne’de Osmanlı sarayında geçtiği söylenir

Georgios Gemistos Plethon’un Edirne’de bulunduğu dönemde padişah I. Murad’dır. (1362-1389

Sarayda itibar görmüş olan Plethon, buradaki Elisha adlı bir Yahudi bilgenin çömezidir. Ulemadan Kadı İsrail de saraydan uzak bulunmadığına göre, onun oğlu Mahmut ile Gemistos Plethon çocukluktan itibaren tanışıyor olabilirler. Aralarında sadece üç yaş olması arkadaşlıklarını kolaylaştırdığı gibi, Bedreddin Mahmud’un annesinin Yunan kökenli oluşu da yakınlığı artırmış olabilir.

G. Plethon’la Bedreddin’in Edirne sarayı çevresinden çocukluk-yeniyetmelik arkadaşı olmaları büyük olasılıktır. Birbirini iyi tanıyan bu iki insanın çok daha sonraları da karşılaşmaları, tartışıp konuşmaları bizce hiç olasılık dışı değil. Gerek torunu Hafız Ali tarafından yazılmış olan Menakıbname’de anlatılan Şeyh Bedreddin’in Ege adalarındaki keşişlerle tartışma öyküleri ve gerekse Dukas’ın tarihinde sözü edilen, Börklüce Mustafa’nın sık sık Khios adasına gidip Giritli keşişle buluşmaları, elde yazılı belge eksikliğine rağmen bu tür akıl yürütmelere ve doğruya yakın olasılıklara açıktır.

Şeyh Bedreddin, Edirne’deyken de, Edirne’ye yerleşmeden önce de yani Uzunçarşılı’nın“batıni-Alevi inançlı Türkmenler ve Hıristiyanlar arasındaki propaganda seyahatları” dediği dönemde de adalarda bu bilge dostuyla konuşmuş olabilir. Biri İslam dünyasının tanınmış bilgini, diğeri Hıristiyan dünyasının bilgin öğretmeni…

Hatta Dukas’ın anlattıklarına bakılırsa, Musa Çelebi’nin yenilgisi ve kazaskerlik deneyiminin başarısızlığıyla birlikte gelen sürgün ve tutsaklık yıllarında, Şeyh Bedreddin’le Gemistos Plethon arasında düşünce-öğreti alışverişi temsilcileri Börklüce ile Giritli keşiş arasında yapılmış olabilir.

G. Plethon, 1415 dolaylarında yazdığı “Peloponnesos’un (Mora yarımadası) SorunlarıÜstüne” adlı söylevinde, yarımadanın önemine değinmekte, Peloponnesos ordusunun düzeltilmesi, ordunun ekonomik tabanı ve tarım sistemi üzerine gürüşler getirirken, toprağın kamulaştırılmasını önermektedir.

Okuyalım:

“Bundan sonraki önerim bütün toprağın, toprak üstünde yaşayan herkesin ortaklaşa mülkiyetinde olması ve hiç kimsenin onun bir parçasının (kendi) özel mülkü olduğunu iddia edememesidir. Her kim toprak isterse canı nerede isterse alıp tahıl ekmeli, ev kurmalı ve dilediği, üstesinden gelebildiği kadar toprak sürmelidir… Herkesin böylece emeğini eşit ölçüde kullanması mümkün olursa, bütün toprak işlenecek ve ürün verecek ve işlenmemiş toprak kalmayacaktır…”

KAYNAK: İsmail Kaygusuz “Bedreddin’de Zelotlar Hareketinin Anıları”

 

MUSTAFA KARACA