Belli Bir Türkiye Düşüncesi ile Yola Çıkmak

Türkiye’ nin fikir hayatında bir şey dikkatimi çekmiştir. 1877-78 Osmanlı–Rus Savaşı’ndan sonra Osmanlı aydınları bir arayışın içine girmişlerdir.

Bu aydınların bir bölümü  “Yeni Osmanlılar”, “Jön Türkler”, “Yeni Türkler” adıyla guruplar oluşturmuşlardır.

Namık Kemal, Osmanlı tarihinde “Vatan“ kelimesini ilk kullanan oldu.  Prens Sebahattin “Türkiye nasıl kurtarılabilir?” sorusunu ortaya attı. O sıra Osmanlının Balkanlardaki mülkü üzerinde milliyetçilik, ulus devlet hareketleri başlamıştı. Ancak daha sonraki zamanlarda bu ulus devletlerin birleştikleri, 1912’de Osmanlı Devleti’ne karşı Balkan Savaşı’nı çıkardıkları görülmüştür. Balkan Savaşı Osmanlı Devleti’nin Rumeli ayağını götürmüş, buna karşılık Türkçülük Hareketi’ni ortaya çıkarıp tetiklemiştir. O zamana kadar ortalıkta Türk ve Türklük fikri yoktur. Kurtuluş Savaşı’ndan sonra Tekirdağ Milletvekili olan “Yetmişlik Bir Subayın Hatıraları”  ve “Garp Cephesi Nasıl Kuruldu” kitaplarının yazarı Babaeski’li Rahmi Apak, 1095 yıllarında Harbiye öğrencisi Yüzbaşı Selahattin’e sorar “Sen nesin?” Yüzbaşı Selahattin Müslüman olduğunu söyler. Rahmi Apak “başka” der., Osmanlı olduğunu söyler. Rahmi Apak “daha başka” diye sorar, üstüne üstüne gider. Yüzbaşı Selahattin bu kez “Harbiyeliyim” diye yanıt verir. Bir türlü Türk olduğunu söyleyemez. Onun Türk olduğunu Rahmi Apak söyler “Sen Türk’sün Türk” der.

Osmanlı’nın Balkanlar ve Arap eyaletlerindeki topraklarında hızla gelişen ayrılık hareketleri Osmanlı aydınlarını Türkçülük Hareketinde birleştirmiştir. Hareketin merkezi Selanik olmuştur. Türkçülüğün babası Ziya Gökalp, Ömer Seyfettin, Ali Canip Yöntem, Hamdullah Suphi gibi aydınlar Selanik’te toplanmışlardır. “Belli bir Türkiye düşüncesi” oluşturmak istemektedirler. “TÜRK YURDU” dergisini çıkarmaya başlamışlardır.

Yenilgilerin getirdiği bezginlik, karamsarlık yerine “yeni bir” yaratmaya çalışmaktadırlar. Bu ruh, Çanakkale’de şahlanacak milli mücadelede bağımsızlık ve özgürlük savaşına dönüşecektir. Mustafa Kemal Atatürk’ün öderliğinde “Belli bir Türkiye düşüncesi” ortaya çıkacaktır.

Bugün öyle bir Türkiye düşüncesi var mıdır? Ancak geçmişte Türk yazarları Türkiye’ye özgü, belli bir Türkiye düşüncesi olsun diye çalışmışlardır. Doğal ki böyle bir düşüncenin oluşması için  “düşünce birikimi” gereklidir. Ülkenin aydınları Türkiye üzerine kafa yormaları gerekli “Türk düşüncesi” bizim tarihimizden, bizim coğrafyamızdan, bizim insanlarımızın düşünce dünyasından doğmuş bir düşünce olmalıdır.

Benim bildiğim kadar Peyami Safa çıkardığı “TÜRK DÜŞÜNCESİ” adlı dergi ile bunu yapmak istemiştir. Halide Edip Adıvar’ın eşi Dr. Adnan Adıvar, Hasan Ali Yücel, Prof. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Prof.Dr. Hilmi Ziya Ülken yazdıkları kitaplarla bunu yapmak istemişledir.

Şu sıralar ülkemizde böyle bir çalışma yapılıp yapılmadığını bilmiyorum. Ancak Cumhuriyet’in ilanından sonraki fikir ve düşünce hayatımızın böyle bir birikimi yapacak güçte ve düzeyde olduğunu sanıyorum. Bugün itibariyle ülkemizin düşünmeye, düşündüğünü de yapmaya ihtiyacı vardır. Türk’e mahsus, özgün, orijinal bir düşünce yani ithal olmayan düşünce… İthal olmayan düşünce Türk düşüncesidir. O bize lazımdır. Bu düşünce de Atatürk gibi düşünmektir.