BENDE HALİMCE BEDREDDİN’EM

BİZE BİR MEVLANA , BİR HACI BEKTAŞ VELİ VE BİR’DE BEDREDDİN GEREK

Son günlerde çevremizde ve ülkemizde yaşananları ilgi ve ibretle izliyoruz. Güney komşularımızda çıkan yangın hudutlarımızı ve güney illerimizi sarmış durumda. Milyonları aşan insan göçü ve yaşanan dramlar doğu, güneydoğu ve nihayet batı illerimize de ulaştı. ABD ve Batı emperyalizmi taşeron PKK aracılığı ile ülkemize ilan ettiği emperyalist savaş her gün can almaya devam ediyor.  Anadolu coğrafyası 1200 lü yılların karmaşasını yaşamak zorunda bırakıldı. Anadolu’nun batı kısmı Bizans, doğu kısmı ise Büyük Selçuklu Devletinin yönetiminde idi. Bizans’ı esir alan rüşvet, yolsuzluk, din ve ahlak bozuklukları kısa sürede Selçuklu Devletini de esir almaya başladı. Anadolu’ da siyasi, ekonomik ve kültürel düzen bozulmuş, yönetimde bölünmeler başlamıştır. Bu ahlak bozukluğu Bizans’ ın olduğu gibi Anadolu Selçuklu Devletinin’ de çöküşünü hazırlamıştır. Anadolu coğrafyası öylesine önemli bir coğrafya ki, bu coğrafya da ne zaman rüşvet, hırsızlık, din ve ahlak bozukluğu baş gösterse hiçbir devlet ve güç ayakta kalamamıştır.  Açlığa, yoksulluğa, işsizliğe, çaresizliğe hadi alıştık diyelim ama saygısızlığa, hoşgörüsüzlüğe, hırsızlığa, yalana, din ve ahlak istismarına ve umutsuzluğa bir türlü alışamadık, alışamayacağız gibi görünüyor.

MEVLANA VE HACI BEKTAŞ VELİ

Hz.MEVLANA ( umudun ve hoşgörünün sembolü bir insan )

Tarihin tozlu sayfalarını biraz aralarsak ve geçmişten ders çıkarmaya çalışırsak bakın karşımıza neler çıkıyor. 1200 lü yıllar Anadolu coğrafyasının acılı yıllarıdır. Rüşvet, hırsızlık, yolsuzluk ve ahlak bozukluğunun çökerttiği devletlerin ezilen ve sömürülen halk yığınlarının umudu kalmamış gibiydi. Ancak bu ahlaksızlık ve hoşgörüsüzlük ortamında bile Anadolu insanı umudunu kaybetmedi. Toplumun içinden öyle değerler ve önderler çıktı ki, her türlü umutsuzluğu ve kara bulutları yırttı attı. Bir MEVLANA çıktı ki, kimseyi dışlamadan, ötekileştirmeden, sen-ben ayrımı yapmadan, herkese dil-din-ırk ayrımı yapmadan sevgi ile saygı ile kapılarını açtı. “ Kim olursan ol, gel, dergahımız umutsuzluk dergahı değildir” diyerek herkesi kucakladı ve kısa sürede umutsuzluğa düşen toplumun umudu oldu. Hz. Mevlana (30.Eylül.1207-17.12.1273 ) yılları arasına sığdırdığı kısacık ömründe umudun ve hoşgörünün sembolü oldu.

HACI BEKTAŞ VELİ “ibadet ve günlük yaşamda kadını erkeğin yanına almış bir öğreti

Mevlana’ nın çağdaşı olan Hacı Bektaş Veli ise Anadolu insanının gelenek ve göreneklerini özümseyerek yeni bir bilim ve öğreti merkezi kurarak insanlara “ ELİNE-BELİNE-DİLİNE SAHİP OL” şeklinde özetlenebilecek yeni bir yaşam şekli sunmuştur. Adına BEKTAŞİLİK denilen bu yolda yürüyen insanlar kısa sürede Anadolu’ nun bozulan din ve ahlak yapısının yeniden şekillenmesinde öncü olmuşlardır. İnsanları birleştirici ve yüceltici bu öğreti her türlü bağnazlıktan uzak, çağa uyan ilkeler ile ibadet ve günlük yaşamda kadını erkeğin yanına almış, güzel sanatlara sevecenlikle bakmıştır.

Anadolu aydınlanmasının öncüleri olan bu kişiler kısa süre içinde umutlarını kaybetmiş kitlelerin umudu olmuşlardır. Anadolu’ da yeniden şekillenen sevgi, hoşgörü, din ve ahlak düzenini etkileyen sosyal aydınlanma yeni bir devletin temellerini oluşturmuştur. Adına Osmanlı Devleti ve daha sonra İmparatorluğu denilen bu yeni devlet düzeni kimsenin dil, din, ırk ve etnik kökenine bakmadan herkesi hoşgörü ile kucaklamış adalet ve dürüst yönetimin sembolü olmuştur. Ancak bu düzen’ de yine ayni hastalığın kurbanı olmuş ve ancak 621 yıl yaşayabilmiştir (1299-1920)

ŞEYH BEDREDDİN “Gerçek iktidar, insanlar üzerinde değil, yürekler üzerinde kurulur”

Anadolu’ nun bu güzel insanları Hz.Mevlana, Hacı Bektaş Veli, gibi hakka yürüdükten veya gökyüzünde Hakkın Rahmetine ulaştıktan sonra Anadolu yine bozuk bir düzenin din ve ahlak yozlaşmasının yaşandığı bir kaos ortamına sürüklenir. 1402 yılında Osmanlı Padişah’ ı Yıldırım Beyazıt ve Timur komutasındaki Moğol Ordusu arasında geçen Ankara Savaşı sonunda Anadolu’ya yayılan Moğol ordusu şehirleri, köyleri yakıp yıkarak Anadolu’ yu istilaya başlar. Adına Fetret Devri denilen ve Yıldırım’ ın çocukları arasında geçen bu kardeş kavgası döneminde düzen yine bozulur ve bu bozuk düzenin faturasını Anadolu halkı mal ve canları ile ödemeye başlar.

Bu bozuk düzen yine bir önder çıkarır. Simavna Kadısı oğlu Şeyh Bedreddin olarak adı duyulmaya başlayan bu yeni önder yöneticilere iktidarlarının geçici olduğunu hatırlatarak “Gerçek iktidar, insanlar üzerinde değil, yürekler üzerinde kurulur” diyor ve onlara uyarılarda bulunuyordu.

Halka ise ; “İnsanlar birbirlerine, yahut haksız mala, meşru olmayan paraya veya rütbe ve mevkilere yiyecek ve içeceklere ibadet ediyorlar da, Allah’a ibadet ediyoruz sanında bulunuyorlar” diyerek rüşvete, hırsızlığa ve ahlaksızlığa bir başka yorum ile karşı çıkıyordu.

Bedreddin’in kurmak istediği;” Emeğin en yüce değer kabul edildiği,kulun kula kulluğuna son verildiği,insan olma onurunun geçerli olduğu Hak ve adalet düzeni” kısa sürede kendine taraftar bulmasına rağmen karşıtlarını da yarattı.

Bu karşı görüş Kamil Sofu’ nun sözlerinde şöyle özetlendi: “

”Bu yeni kurulmak istenen düzen bir dinsizlik düzenidir. Mani olunmazsa din elden gidecektir. Baştakiler, ayaktakiler ile birlikte beraber çalışıyor, hatta onlardan daha fazla. Bunca insan bir arı gibi çalışmakta ve koca ova oğul gibidir. Her biri bir iş görmekte, petekler gibi binalar dizilmektedir. Tarlalar sınır çizgisi olmadan işlenmektedir. Bir an önce bu düzenin bozulması gereklidir. Yeryüzünde zenginler olmalı ki yoksullara sadaka versin, sevap işlesin. Herkes eşit olduktan sonra kim kime sadaka verecek. Bu düzende bizim gibi softalara yer olmadığı gibi sizin gibi zenginlere de yer yok. Herkes eşit, olur mu böyle bir düzen. Çabuk olalım din elden gidiyor.”

Bütün bu güzel öğütler ve doğru uygulamalara karşın Şeyh Bedreddin geniş toplum kesiminde iyi anlaşılamamış ve Simavna’ da başladığı hayat yolu bir başka komşu şehirde Serez’ de idam edilmek suretiyle son buluyordu. Kendisini anlamayanlara ise mesajı ;” Bugüne kadar insanlara, eşit, kardeşçe ve barış içinde, kimseye kul olmaksızın yaşamayı öğrettik. İnsanları sömürenlere, soyanlara ve çıkarları için yoksulların sırtına binenlere karşı vuruşmayı öğrettik.” Diyor ,ve Hayatı ve dünyayı kendi küçük dünyaları ile sınırlı tutanlar bizi anlamazlar” diye sitem ederek veriyordu.

Tarih, geIecek için kavga verip, yitmiş biIe oIsa, insanIık için vuruşanIarı hiç unutmaz

Büyük ustalarımız ve devlet büyüklerimiz “ Tarih ders alınmak için yazılır “ deseler, bazı büyüklerimiz ise “ Ders alınsa idi tarih tekerrür edermiydi “  deseler de, bugün yaşadıklarımıza bakarsak eğer sanki hepsi haklılar, Nasreddin Hoca’ nın dediği gibi.

Büyük bir bölümü Anadolu coğrafyasında bulunan ve adına Türkiye Cumhuriyeti dediğimiz ve laik bir düzenin hüküm sürdüğünü sandığımız, vatandaşlık tanımında kimsenin dil, din, ırk ve etnik kimlik ayırımı yapmadan “ Türkiye Cumhuriyeti’ ni kuran halka Türk Milleti denir” sözü ile  özetlenen kimliğimiz ile gurur duymamız gereken Cumhuriyetimiz yine tarihte tekerrüren okuduğumuz gibi bir tehlike dönemine girmiştir.

Hangi siyasal görüşe sahip olursak olalım, hangi siyasi partiye ( CHP-AKP-MHP-VATAN-HDP vb.) üye olursak olalım, hangi etnik ve dini kimliğe sahip olursak olalım birçok ayrılığımızın yanında hepimizi bir insan olarak ilgilendiren müşterek değerlerimiz ile yaşamak zorundayız. Hepimizin sahip çıkması gereken müşterek değerlerimiz hırsızlığa ve yolsuzluğa karşı çıkıp, bu kötü eylemleri yapan insanları toplumdan tecrit etmek, din ve ahlak yozlaşmasına karşı çıkıp, bu eylemleri yapan ahlaksızları afişe ederek toplumun ahlak yapısını bozmalarını önlemek olmalı.

İnanıyor ve umut ediyoruz ki, bu kısa sürecek olan, ancak çok mal ve can kaybına sebep olan bozuk düzen ve yarattığı din ve ahlak yozlaşması sona erecek ve insanlarımız hak ettikleri, layık oldukları sevgi ve saygı dolu huzurlu günlere ulaşacaktır.  Bu topraklar yeniden Hz.Mevlanalar, Hacı Bektaş Veliler, Şeyh Bedreddinler  ve Mustafa Kemaller gibi nice değerli insanlar çıkaracak güçtedir.

SARANTALI KÖYLÜM

 

Mustafa KARACA