Bir acı göç hikayesi – Balkan Bozgunu

326

Molla Sülman  Tırnova’ da müdürdür

Köyü DENİZOBA, koyunları sürü sürüdür

Bulgarmış Sülman ağanın koyun çobanları

Kelimeler yetmez anlatmaya, o devirde yaşananları

Birgün çobanlardan birinin karısı hastalanır

Ve ölür…  geride iki küçük çocuğu kalır

Bulgar çoban rica eder Türk ağadan

“Benim çocuklara da baksın” der madam

“Kurtulana kadar çişten kakadan”

Analık duygusu ağır basar ağa karısının

Gönüllü anası olur çoban çocuklarının

Analık bu dinlemez Türk’ü Bulgar’ı

Epeyce bir zaman bakar o yetim çocukları

Aynı yatağa yatırır Zlata’yla Fatma’yı

Hikayemizin tarihi şanlı Osmanlının zor yılları

Hani kaybettiği, Rumeli’yi Balkanlar’ı

O yıllarda çok acılar çekmiş, Rumeli Balkan Türkleri

Yerlerinde kalanlar görmüş işkenceleri

Yalınayak, başı açık zorlu göçleri

Hani Sülman Ağa müdür ya Tırnova’da

En küçük karışıklıkta nasibini alırmış o da

Aşırırmış tepeleri, sürüyle gidermiş çobanlar

Müdür’e buysa, düşünün neler çekmiş geride kalanlar

T arihimizin kara lekesi Balkan Bozgunu

Yüzbinler terk etmiş yerini yurdunu

Sülman Ağa ailesiyle düşmüş yollara

Sapa yerlerden gitmişler yakalanmamak için Bulgar’a

Dereköy’e gelmişler ki yollar tutulmuş

Çocuklar aç, büyükler yorgun, umutlar solmuş

Kafile yönelmiş, Geçitağzı – Kocabayır’a

Özürlü bir kızı varmış Sülman Ağa’nın gidememiş peşleri sıra

Vedalaşmış diğer çocuklarıyla, ayrılmış kafileden

Hanım’ı, arabada özürlü kızı geçmek zorunda Dereköy’den

Belki de korkudan titrerken dizleri

Gördüğüne inanamaz açılır gözleri

Hani vardı ya? Hanımı ölen Bulgar çobanı

Çocuklarına analık yapmıştı ağanın hanımı

O Bulgar çoban şimdi orada asker

İlahi adalet tecelli eder

Bu durumu tarife hangi söz yeter

Sözün bittiği an orada başlar

Ağa çoban sarmaş dolaş olurlar

İnanılmaz duygular, sel gibi akar yaşlar

Kalkar aradan , Türk-Bulgar, Ağa-çoban farkı

Türk ağlar, Bulgar ağlar, ağa ağlar, çoban ağlar

Vefa borcunu ödemek için o çoban asker

Kırklareli yakınına kadar ağasına eşlik eder

Sağ salim ulaşırlar tren garına

Kafile de yetişmiş, tekrar kavuşmuş diğer canlarına

Bütün servetleri bir bohça, ne alabildilerse yanlarına

Nasıl anlatılır bilmem ki, oradaki can pazarı

Bir küçük örnek belki anlatır yaşananları.

Sülman ağanın bir kızı, yerde çocuğunu kundaklarken

Kalkmış can havliyle trene koşmuş.

Yerde kundaklamakta olduğu çocuğunu unutmuş.

Bu nasıl dehşet, bu nasıl ruh hali Allahım!

Çocuğunu unutması mümkün mü bir ananın?

İnanılmaz bir olay orada da yaşanıyor .

Çocuk trene alınmış anası aranıyor .

Oof.. of bu acıya canlar nasıl dayanıyor .

Kafiledeki birçok çocuklar, gençler,

Kimi hastalık, kimi ödü patlamış, ölmüşler birer birer.

Nasıl dayansın ki o korkuya minik yürekler ,

Anlatmak için silahların nasıl patladığını,

Örnek verirler ateşte mısır patlamasını.

Çocuklar ağlamasın sesleri duyulmasın diye;

Çocuklular istenmezmiş, genellikle kalırmış geriye

İstanbul, Bursa, Bilecik daha nice yere gitmişler .

Ölenler ölmüş, öldüğü yere defnetmişler

Savaş bitti haberi gelmiş geri dönmüşler .

Kalın diye çok teklifler gelmiş, gittikleri yerlerde.

Doğdukları topraklar varken durulur mu gurbet ellerde?

Düşerler yola kayın suyu, meşe odunu, orman havası hayaliyle.

Hayalleri yıkılır, dünyaları kararır, geldiklerinde Kırklareli’ne.

Yeni sınır çizilmiş köyleri kalmış Bulgaristan’da

Yanık, yıkık bir Çağlayık kalmış Bulgar’dan onlara da.

Rus, Yunan, Bulgar derken çok bozgunlar görmüşler

Yanık yıkık da olsa her seferinde yerlerine dönmüşler .

Bu sefer çok acı esmiş ayrılık rüzgarı.

Karşıda kalmış; hayalleri, umutları, anıları.

Uzak da değilmiş karşı karşıya eski yeni köyleri,

Arada dere, karşılıklı söylenirmiş tarlalarda hasret türküleri.

Uzun zaman alışamamışlar yeni yerlerine.

Akşamüzeri tarla dönüşü ayakları gitmek istermiş eski evlerine.

Daha doğru dürüst yerleşemeden köylerine

Seferberlik emri gelmiş bütün Türk erkeklerine

Biz bugünleri yaşıyorsak onların yüzü suyu hürmetine

Allah o günleri yaşatmasın bir daha yüce Türk Milletine.

Öküz yok, saban yok, kadınlar çapa ile arpa ekmiş.

İnsanın aklı almıyor , onlar bu kadar çileyi nasıl çekmiş.

O kadar yoksulmuşlar ki! Neyi örnek versinler.

Ateşi karıştıracak maşamız yoktu dermişler.

Mekanları Cennet olsun gittikleri yeri vatan bilmişler.

Çocuğuna, torununa miras diye imar etmişler.