Bir ülkede şairler ve şiir konuşmazsa; din ve ahlak yozlaşması başlar

709

Öylesine uçların, umutlar ile birlikte umutsuzlukların, kin ve öfke ile birlikte sınırsız hoşgörünün, batı sahillerinde denize girilirken, doğu sınırlarında kar yağışı ile yolların kapandığı, insanların öldüğü bir kanlı coğrafya’ da yaşıyoruz. Her an bir başka üzüntülü haber ve hemen arkası sevinç çığlıklarının atılacağı bir küçücük olumlu haber. Ülkemizde her an bir farklı heyecanın yaşanma beklentisi ile geçen heyecan dolu bekleyişler dolu günler. Böyle bir coğrafya’ ya bir de doğal zenginlikler eklenince sömürgeci emperyalistler ve heyecan arayan batılı maceraperestlerin odak noktası oluyoruz.

Böyle bir coğrafyanın doğal zenginliklerine ve heyecan dolu sosyal yaşamına göz koyan kanlı emperyalizm bu amacına ulaşmak için yerel işbirlikçi ve hainleri kolay kazanacağı bir ahlak düzeni kurabilmek için her türlü yatırımı yapmaktan da kaçınmıyor. Bunun adına bazı dönemlerde yerli işbirlikçiler, hainler, rüşvetçiler dendi. Bazı dönemlerde ise işini bilen akıllı adamlar dendi.

Rüşvetin, hainliğin ve işbirlikçiliğin yoğun olduğu dönemlerde bu topraklar üzerinde hüküm süren devletler iç kargaşa, kardeş kavgası sonunda zayıf kalınca dış güçlere karşı savunmasız kalarak tarih sahnesinden silindi gitti. Sondan gidecek olursan hani bir zamanların kıtalara sığmayan Osmanlıları, saraylara sığmayan Padişah ve paşaları. Nerde kaldı Büyük Selçuklu Sultanları. Hani Lidyalılar, Frikyalılar, Etiler, Akatlar veya Traklar. Hepsi tarih sahnesinden silindi gitti. Meraklısından başka okuyanları bile yok.

AHLAK YOZLAŞMASI BİR KÜLTÜREL SALDIRIDIR.

Son zamanlarda hain bir planın parçası gibi işleyen bir ahlaksızlık yayın furyası yaşıyoruz. Önce Eyüp Sabri Esenkal isimli bir soytarı çıktı  “  ameliyatla kadın olup, Cumhurbaşkanımızın haremi olmaya razıyım” dedi. Bundan cesaret alan bir başkası ise üstelik bir kadın  “ sahabeler Peygamberimize eşlerini ikram ediyorlardı” deyiverdi.

Neresinden bakarsanız bakın dehşet verici bir cehalet. Ancak buna cehalet demek mümkün mü acaba? Çünkü zamanlama manidar. Hemen arkasından Diyanet İşleri Fetva Kurulu denilen bir kurul açıklamayı patlatıyor. “Baba kızına şehvetle sarılırsa haram değildir. “ Sözün bittiği, insanın kanının donduğu yerdeyiz. Burada Diyanet İşleri Başkanlığı hemen bir soruşturma başlatıp, Hz.Peygamber’e  hakaretten, Cumhurbaşkanlığı Makamını küçük düşürücü beyanlarda bulunmaktan, aile saygınlığını küçük düşürücü beyanlarda bulunmaktan bu kişiler hakkında dava açacağına, yaptığı savunmaya bakar mısınız ?

“Açıklamalarımız bazı kötü niyetli kişilerce tahrif edilerek…..” Tek bir cevap hakkım varsa onu kullanmak isterim “ HADİ ORADAN…..”

DİYANET FETVA KURULU MU HAYDAR DÜMEN DANIŞMA HATTI MI?

Bizim din adamlarımız böyle ahlaksızlara cevap vermeye zaman harcamaktan kendi asli görevlerini, “devlet bütçesinden maaş alarak yaptıkları “ ne zaman yerine getiriyorlar ? Günümüzden 4000 yıl önce bakın Mısırlı Din adamları memleketin gidişatı ile ilgili neler yazıyormuş.

4000 YIL ÖNCE Mısırlı Din Adamı ANKHU bozuk düzenden şikayet ediyordu…

Olup bitenler çileden çıkarıyor insanları
Memleket baştanbaşa azapla kıvranıyor
Masum insan kalmadı artık
Herkesin işi gücü fesat
Yürek yas içinde, tasa içinde
Komut verenle komut alan bir örnek
İkisinde dünya umurunda değil
Her sabah kalkar kalkmaz görüyoruz durumu
Ama düzeltmek için çabaya girişmiyoruz
Dün neyse bugün de o
Miskinlik sinmiş insanların yüzüne
Kimse laf anlamıyor
Anlayıp kızanlar bile dilini tutuyor
Yaman bir acıyla kıvranıyorum durmadan
Yoksullar zengin karşısında güçsüz
Ne acıklı bunu görüp de haykıramamak
Ama anlamayanlar! dil dökmek daha acı
İnsan, sesini yükseltmeye görsün
Başlıyor gerçekleri bilmeyenlerin öfkesi
Bugünlerde herkes sırf kendini dinliyor
Kendinden başkasına inanan yok
Hiç ilişki kalmadı gerçekle söz arasında

(şiir Kültür eski bakanlarımızdan Talat Halman tarafından türkçeye çevrilmiş. YKB yayınlarında yayınlanmıştır.)

Yazımızın başında yazdığımız gibi bir ülkede şairler ve şiirler susturulursa böyle ahlaksızlıkların ve ahlaksızların konuşması mı gerekir. Onlar da sussalar ve kısa süreli bir sessizlik olsa ve de yaşananları düşünmeye ayıracak vaktimiz olsa…

4000 yıl önce bir din adamı olan ANKHU ülkesinde yaşanan ahlak bozukluğundan şikayet ederken, bizim din adamlarımız bakın neler ile uğraşıyor. Diyanet Fetva Kurulu denen kurul işini gücünü bırakmış sapıkların cinsel sorularına fetva veriyor. Halbuki bu konunun uzmanı olan Haydar Düğmen hocamıza sorsalardı vereceği cevap kesindi “HADİ ORADAN SAPIK.” Babanın, evladı ve ailenin kutsallığı denen bir olay var. Öz kızına bu sapıklığı düşünen kimse başkalarının evlatlarına ne düşünür” Kulakların çınlasın ve var olasın Haydar Dümen hocam.

Şairler susar ve susturulursa böyle sapıklara meydan kalır ve boş boş konuşurlar. Halbuki şair kimdir ve ne iş yapar. Var mı bu soruya cevabınız ? Cevaplar çeşitli yorumlanabilir ama bakın Kırklareli’ nin yetiştirdiği bir şair Mülayim TİRFİL nasıl özetleyivermiş soruyu.

Şair geleceği gören insandır
Dünya’ nın bağrından acıları koparıp
Acı çektirenlerin önüne seren insandır
Dünya’ yı tabuta koysalar
Taşıyanlardan sonra ölen insandır
Mülayim Tirfil- Kırklareli

Şairler hiç ölmedi, yalnızca egemen iktidarlarca öldürüldükleri sanıldı. Onlar bedenen bu Dünya’ dan yok edilseler bile yazdıkları şiir denilen sihirli sözcükler evrenin boşluğunda daha gür bir sesle dönmeye devam ediyor. Bazen umudunu yitirmiş kitlelere yeni bir umut, bazen de mücadele ve dayanma gücü veriyor.

2.Dünya Savaşının en umutsuz günlerinde Konstantin Simanov’ un şiiri Rus Cephesinde Savaşan askerlerin yaşam umudu oluyor ve onları hayata bağlıyordu. Dünyanın belki de en çok bilinen savaş şiiri olan “ BEKLE BENİ” ‘nin yazarı Konstantin Simanov, bu şiiri aşık olduğu Valentine Serova için cephede, ateş altındayken yazdı. Şiir bütün bir savaşın ve koskoca bir umudun simgesi olarak ezberlendi, şarkı haline getirilip söylendi.

Tek bir haber çıkmasa uzaklardan
Saçma da olsa bekleyişin
Yalnız sen olsan bile bekleyen beni
Bekle beni
Bırak beklemekten usanmış dostlarım
Öldüğümü sansınlar benim
İçme anılar gibi acı
İçme sakın o şaraptan
Yağmurlar içinde bekle beni
Karlar tozarken bekle
Ortalık ağarırken bekle
Kimseler beklemezken
Sen bekle beni

Konstantin Simonov

ŞİİR, bazen de Filistin Cephesine gidip, İsrailli meşhur komutan Moşe Dayan’ ın Filistinli şair Fatma Tukan için söylediği “ onun her şiiri on gerillaya bedeldir” sözleri ile umutsuz insanlar üzerinde SİLAHTAN DAHA ETKİLİ OLABİLİYORDU.

Filistinli şaiir Fatma Tukan’ ın “ŞİMDİ HEPİMİZ FİLİSTİNİZ” isimli şiiri
Hayır sevgili yurt, yılma
O yitilen yerde, karanlık alanlarda
Ne denli öğütmeye kalksalar da öfkeyi
O sonsuz acının değirmen taşlarında
Yılma, körletemezler seni
Çalsalar çocuklardan gülüşü ve sevinci
Yıksalar, yaksalar da sonunda
Yeni bir yaşam belirecek sana
Duvarlarında pıhtılaşan kandan
Filizlenip ışıyacak dört bir yanda
Sen, ey kanayan yurt, sen, ey öfkemiz bizim
Sen, ey sultanı yüreğimizin

Şiir bazen Filistinli şair Mahmut Derviş’ in dizelerinde ete kemiğe bürünüp karşımıza bir kimlik olarak çıkabiliyordu.

Filistinli şair Mahmut Derviş’in “KİMLİK KARTI” isimli şiiri

Bir daha diyorum,
kütükte kayıtlıyım
Birinci sayfanın ta başında,
nefret etmem insanlardan
Saldırmam hiç kimseye
Ama aç korlarsa beni,
Korlarsa çırılçıplak
Yerim etini beni soyanın
Açlığım ve öfkemi kolla
Damarıma basma benim…

Bütün bu bilgiler ve tarihsel gelişmeler karşısında şairlerimiz neden hala suskunluğunu devam ettirir. Dizlerinde insanlara umut aşılayacak güzellikler sunmazlar. Bilmeliler ki onlar sustuğu sürece silahlar konuşacak ve daha çok genç fidanlar toprağa düşecektir.

Mustafa Karaca – Sarantalı Köylüm