Bir ülkenin topraklarını yabancılar konuşmaya başlamışsa

100

Osmanlı Devleti, 600 yılda 10 milyon kilometre kare toprağa (Avrupa kadar), 60 Milyon nüfusa sahip olmuştur.

Osmanlı Devleti 1920 yılında bölüşülmeye başlandığında devletin elinde kalan Orta Anadolu kadar Trakya büyüklüğünde bir yerdi. 1919 da Mustafa Kemal’in Anadolu’ ya geçmesi ile başlayan Milli Mücadele’de Osmanlı’dan 18 bin kişilik bir jandarma kuvveti kalmıştı. Osmanlı Ordusu lağvedilmiş, silahları depolara konmuştu. Masanın üzerinde taksim edilmiş bir Türkiye haritası vardı. Kendi aralarında Türkiye’yi paylaşmaya karar vermiş düşmanlar, “Trakya Yunanlılar tarafından alınmalı, Türkler İstanbul’dan çıkarılmalı, ülkenin doğusunda Ermenistan, güneydoğusunda Kürt devletleri kurulmalı” diyorlardı.

Osmanlı devleti bu batış yıllarına, dağılma noktasına kendiliğinden gelmemiştir. Devleti yöneten Sultanlar, imtiyazlı zümreler, gaflet ve dalalet içerisinde olan zümreler Balkanlardan gelen tehlikeyi görmemişlerdir. Oysa tehlike çanları 1830’lu yıllarda çalmaya başlamış, Osmanlının Balkan ülkeleri ile savaşı bu yıllarda başlamıştır. 1282 yılında Ruslar Edirne üzerinden Trakya’ nın içlerine kadar girmişlerdi. Daha sonra Edirne anlaşması ile geri çekilmişlerdir. Ancak 1877 yılında bu kez Ruslar Balkanların kuzey doğusundan saldırıya geçmişler, 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı ile 500 yılda aldığı topraklardan vermeye başlamıştır. Osmanlı daha sonra seri olarak toprak kaybetmeye devam etmiştir.

Osmanlılar Batılı ülkelerin “Türkler geldikleri yere” dediklerini duymuyorlar mıydı? Ama gaflet ve dalalet içerisinde idiler. Avrupa’nın değiştiğini “Türkiye Türklere bırakılmayacak kadar önemli bir ülke” dediklerini bilmiyor olamazlardı. “Su uyur düşman uyumaz” dendiğini biliyorlardı.

Dünyada her ülke önemlidir. Ama Türkiye Dünyada bulunduğu coğrafya ve stratejik konumu itibariyle ve de dört mevsimi yaşıyor olması nedeniyle gerçekten önemli bir ülkedir. Bu yüzden Türkiye’ye göz koyanlar çoktur. Dikkat edilmiştir. Türkiye kendi içinde kavgalı, çekişmeli duruma geldiğinde Türkiye’ye göz koyanlar harekete geçmişlerdir. 1.Dünya Savaşı’nda yedi cephede savaşmıştır. Dünyada böyle savaşan bir ülke yoktur.

Bu durumda Türkiye nasıl olmalıdır?

Türkiye devamlı caydırıcı bir güç olmak, içinde barışı yaşamak, silahlı kuvvetlerini kuvvetli tutmak zorundadır. Coğrafyamız, komşu ülkelerin konumları bunu gerekli kılıyor. Tarihimizi, kendi gerçeğimizi iyi bilmeli, coğrafyamızı iyi okumalıyız. Mustafa Kemal Atatürk “YENİ TÜRKİYE” olarak Dünya’ya barış önermiştir. Barış içinde bir Türkiye dileğinde bulunmuştur. Ulusu’na bunları tavsiye etmiştir.

Türkiye millet olma sürecinde olan bir halktır. Ümmetten millete, teokratik devletten demokratik devlete geçiş yapmışız, bu süreç iyi idare edildiği için Türkiye’ nin başına bela gelmemiştir. Mustafa Kemal Osmanlının batış yılarından ders almış bir Ulu Önder olarak Türkiye’yi kurtarmaya, yönetmeye, devrim yapmaya talip olmuş, bunu vazife bilmiş, şartların bu değişimi gerekli kıldığını görmüştür. Bu müstesna bir devlet adamı öngörüsüdür. 1912-1922 yılları arasında devam eden savaşı Mustafa Kemal 30 Ağustos Zaferi ile bitirmiş yeni dönemi kendilerinin ifadeleri ile “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” demiş, savaş dönemini kapamış komşuları ve dünyanın güçlü devletleri ile barış anlaşmaları yapmıştır.

Şuraya gelmek ve bir gerçeği işaret etmek istiyorum ;

Dünyada geçmişinden en fazla ders alacak ülke Türkiye’dir. Bu nedenle Türkiye’yi yönetenler herkesten daha fazla akıllı ve gerçekçi, tarih bilen olmak zorundadır.

Tarihimiz böyle söylüyor.