Bulgarlar eşek sırtında köylere kitap götürdüler, biz otobüsle götüremedik

1912 Balkan Savaşı’nda Bulgarların koskoca Osmanlı ordusunu Trakya’da, Balkanlar’da nasıl bozguna uğrattığı, Çatalca’ya kadar nasıl gittiği sorusunun asıl cevabı henüz verilmiş değildir.

Gerçi yenilgi için birçok nedenler gösterilmiş, gerekçeler ortaya konmuş ise de asıl sebep, temelde yatan neden söylenmemiştir. Onu yalnız Mustafa Kemal Atatürk söylemiştir.

Mustafa Kemal, Balkan Savaşı sonrası Sofya’ya Askeriateşe olarak gitmiştir. Orada Bulgarların sosyal, kültürel, ve eğitim alanındaki gelişmişliklerini, askeri alanda yeni silahları kullanma becerilerini incelemiş, Osmanlı ordusuna üstünlüklerini eğitime bağlamış ve “çünkü” demiştir, “Onların operaları var.” Opera büyük bir uygarlık simgesidir. Buna benzer bir sözü de Bulgarlar’a esir düşüp Sofya’ya götürülen Türk subaylarına söylenmiştir. Onlara da denmiştir ki; “Osmanlı ordusuna olan üstünlüğümüz okullarımızdan ileri gelmiştir. Çünkü biz, cebimizde beş kuruş varsa onu kilisiye değil, okullara vermişizdir.”

[inset side=left]Halkı okutuyormuş gibi görünüp halkı aydınlatan kandillerin, lambaların söndürülmesi karanlığı güçlendirmekten, karanlığın sınırlarını genişletmekten başka bir şey değildir.[/inset] Biz araştırmalarımız sırasında Osmanlı Devleti’nde henüz okulların, eğitimin olmadığı 1930’lu yıllarda Bulgarlar’ın Trakya’da Bulgar köylerine eşek sırtında köylere kitap götürdüklerini tespit ettik. Daha sonra bu bilgiyi Bulgaristan’dan Türkiye’ye göç etmiş bir bilim adamının kitabında okuduk. Onlar için durum böyle iken biz bakıyoruz ki Bulgarlar’ın köylerine kitap taşıdıktan 180 yıl sonra  Atatürk’ün 1932 yılında köy, kasaba ve şehirlerde açtığı “OKUMA EVLERİ” yani “Halkevleri” ve “Halk Odaları”dır. Bugün dahi ülkemizin birçok yerinde kütüphaneler kapanmaktadır. Örneğin birileri çıkıp da Kırklareli’nde kaç kütüphane kapandığını, 24 köyün okuyucularına kitap götüren GEZİCİ KÜTÜPHANE servisten çıkarılıp, ihale ile satılmıştır. Şüphesiz bu durum halkın bilgisizliğe itilmesi, kitap kültüründen yoksun bırakılması demektir. Bizim halkı düşündüğümüzü, onun kalkınıp ilerlemisini istediğimizi kim söylüyor?

Sayın Süleyman Demirel’in “Şehirde ne varsa köyde de o olacak” sözü havada kalmıştır. 60 yıldan beri “Benim köye kitabı götürememişlerdir.” Daha doğrusu götürmek istememişlerdir. Üstelik köyün okulu kapanmış, köyün öğretmeni şehre çekilmiştir.

Cumhuriyetin öngörülerinden biri “YENİ BİR TOPLUM YARATMAKTIR” Cumhuriyetin ilk yıllarında, Atatürk ve İnönü’nün sağ oldukları yıllarda böyle bir toplum yaratılmak üzere iken çok partili hayata geçiş ile böyle bir proje yok farzedilmiş, yetişen kuşakların okuduğunu anlamayan, anladığını anlatamayan insanlar olarak hayata atılmıştır.

Halkı okutuyormuş gibi görünüp halkı aydınlatan kandillerin, lambaların söndürülmesi karanlığı güçlendirmekten, karanlığın sınırlarını genişletmekten başka bir şey değildir. Bu halk bir gün elbet kendisini seveni, aydınlanmasını isteyeni tanıyacaktır. Ancak bu süreç çok zaman alacaktır.