Çağlayık Köyü’nden Selam Var

413

Bizde eskiden beri kullanılan bir söz vardır ”YETER Kİ KOKMUŞ ET’İN OLSUN, BAĞDAT’TAN SİNEK GELİR” diye.

Yaşım elli sayılır, yaklaşık 35 yıldır kendi duygu ve düşüncelerimi şiirsel bir dille ifade etmeye çalışıyorum. Doğal olarak ilk başlarda başı dumanlı, gönlü sevdalı bir gencin duygu yoğunluğu içinde, aşk, ayrılık,hasret ağırlıklı şeylerdi yazdıklarım.

Pek çok insan gibi acılarla, yokluklarla yoğruldum, piştlim. Duyarlı bir insan olarak çevremde gördüklerime, yaşadıklarıma soyadım gibi kaygısız bakamadım, duyarsız olamadım. Toplumun acıları acım, sevinçleri sevincim oldu. Hatta yaşadığım çevreden birkaç adım öne çıktım. Sanıyorum pek çok kişinin ağladığı olayların aslında gülüp geçecek kadar basit, gülüp geçtiklerinin ağlanacak kadar acı birer gerçek olduğunu fark ettim. Buna paralel olarak yazdıklarım sosyal içerikli oldu. Ancak ben haddimi biliyordum. Ben ne şairdim, ne edebiyatçı, bu işin eğitimini almadığım gibi normal lise eğitimim bile ( ailemin okuldan alması nedeniyle yarım kaldı ) İmla kurallarını, hatta noktalama işaretlerini bile tam olarak bilmem. O nedenle yazdıklarımı ne yayınlatmayı, nede yakın çevrem hariç paylaşmayı pek düşünmedim. Pek çoğunu kaybettim. Taki köyümün kangren olmuş sorunlarını dile getirmek için yerel gazetelerde yayımlatana kadar.

Siz farklıysanız birileri sizi zaten fark edecektir. Ayrıca en büyük şansınız size kucak açan bir gazeteniz var. Biraz cesaret gösterip öne çıkın. Allah herkese farklı kabiliyetler vermiş. Hangi alanda özelliğiniz, farkınız varsa ”sanat, spor, edebiyat, iş, müzik, doğa, folklor, zanaat vs.” ön plana çıkın tanıtın, tanının.

Araştırmacı-Gazeteci sayın Mustafa Karaca’ nın sadece adını tanıyordum. Daha sonra üyesi olduğum KIRKSEDER DERNEĞİ’ NİN  ilk şiir dinletisinde bir şeyler okuduğumda beni fark etmiş, çıkışta “ Ben köye ve köylüye yönelik bir gazete çıkarıyorum, senin gibi köyde yetişen, yaşayan değerlere ihtiyacım var, benimle beraber olurmusun ? “ deyip kartını uzattığında, ortak bir tanıdığımızdan söz edince “ haa o sizmisiniz “ deyip bende onu tanımış oldum. Kırklareli’ li, İzmir’ de yaşıyor. İzmir nere, Çağlayık nere, ama benim kokmuş etlere Bağdat’ tan sinek gelmişti işte. Benim yazdıklarımı kendi mükemmel yorumları ile bütünleştirip, öyle güzel işleyip sundu ki, en azından bu gazeteyi takip eden sizler beni tanımasanız da adımı tanır oldunuz. (sadece soyadımı yanlış olarak “u “ ile yazıyor). Tanıştıklarım “ haa o sen’misin diyenler oluyor. Kendi çapımızda bu işin ileri gelenlerinden de olumlu eleştiriler alıyoruz. Demek ki doğru yoldayız. Bana en çok söylenen söz “ sen böyle kal, böyle yaz” Belki güzel şiir yazmıyorum, yazdıklarım, samimi doğal şeyler ve beğeniliyor herhalde, ama kalitelide olsa hiçbir mal etiketsiz satılmıyor.

Bana sık sorulan bir soru var “Sen bu kafayla bu köyde nasıl kaldın?“ Oysa ben biliyorum ki toprak altında daha keşfedilmemiş nice değerli madenler var. Biz sadece gün yüzüne çıkarılanları tanıyoruz. Benim şansım belki doğru yerde doğru insanla karşılaşmaktı. Oysa bazıları uzak kalmış, unutulmuş, ötelenmiş köylerimizde keşfedilmeyi bekleyen nice cevherlerimiz var. Bu satırları okuyanlar, lütfen şu çağrımı duymayanlara duyurmaya çalışın.

“HAYDİ KÖYLÜLER GAZETENİZE SAHİP ÇIKIN, KENDİNİZİ GÖSTERİN”.

Siz farklıysanız birileri sizi zaten fark edecektir. Ayrıca en büyük şansınız size kucak açan bir gazeteniz var. Biraz cesaret gösterip öne çıkın. Allah herkese farklı kabiliyetler vermiş. Hangi alanda özelliğiniz, farkınız varsa ”sanat, spor, edebiyat, iş, müzik, doğa, folklor, zanaat vs.” ön plana çıkın tanıtın, tanının.

Yıllar önce köyde mi kalacaksın ,diye soranlara, “evet köyde kalacağım” dediğimde aval aval yüzüme bakanlar olurdu. “İçlerinden ne dedikleri malum” Bu kendimi ifade ediş şeklim kasketi, kasketliyi hakir görmemden, yada kravatı çok sevmemden değil. Çok özel günlerde hayatımda birkaç kere taktım. Bu iddiamda çok başarılı oldummu bilmiyorum. Zaman zaman kendime baktığımda ya güller arasında bir dikenim, ya dikenler arsında bir gül.Kimin hangi açıdan baktığına bağlı. Köyümüz’e gelip tanıştığımız pek çok kişinin giderken “Sen gerçekten bu köy halkından mısın?“ diye sorması benim için büyük mükafat. Köyümüz’ e yolu düşen misafirlere, gezi gruplarına, doğa sporcularına maddi beklentim olmadan yardım ediyor, gönüllü rehberlik yapıyordum. AATLAS DERGİSİ’ nden Cüneyt OĞUZTÜZÜN “ ISTIRANCALAR “  adlı yazısında benden de övgüyle söz etmişti. Çorlu’ dan gelen, şu anda ismini hatırlayamadığım bir başka gezgin, kendi internet sitesinde gezisini yazarken benden “bu adam BİLGE KÖYLÜ“ diye bahsetmişti.

Uzun lafın kısası; ister kasketli, ister kravatlı, ister bilge, ister cahil deyin, ama ben farklı bir köylüyüm. Sizde farklı olduğunuza inanıyorsanız, farkınızı fark ettirmek için işte fırsat, işte meydan HAYDİ KÖYLÜLER.

Mehmet Kaygısız
Namı diğer BİLGE KÖYLÜ