Cami üzerinden rant sağlama çatışmaları – İslamda ilk cami

97

Yeşil alanların talan edilerek imara açılması ve rant sağlama kavgaları uzun yıllardır ülke gündemini meşgul ediyordu. Metropol şehirlerimiz İstanbul, Ankara ve İzmir’ de bu rant kavgalarının sebep olduğu toplumsal direnişler son günlerde hız kazanmaya başladı. Ülkemizin güneyinde yakılan ateşin her geçen gün sınırlarımıza yaklaştığı, sıcaklığının şiddetle hissedildiği günlerde ülkenin çözüm bekleyen onca sorunu varken, fırsat bu fırsattır diyenler yeşil alanlara hücumlarını arttırmaya başladı. Bu haksız rant paylaşım hücumları da ister istemez toplumsal tepkiyi beraberinde getirdi. Taksim Gezi Parkına cami yapma girişimine karşı başlayan direniş tüm hızıyla ülkeyi sarınca şimdilik kaydıyla cami yapımından vazgeçildi. Ancak Gezi Olaylarının tepkisi tüm dünyayı sardı ve ilgi odağı oldu. Gezi davalarında birçok olay yaşandı ama hepimizi derinden yaralayan ve asla unutulmayacak olan Dolma Bahçe Camiine sığınanlara karşı yapılan davranışlar ve bunun için verilen demeçler oldu. Sayın Erdoğan Gezi Parkından kaçan ve camiye sığınanların içki içtiklerini iddia etti. Belli ki birileri Sayın Erdoğan’ ı kötü bir şekilde yanıltıyordu. Cami İmam’ ı içki olayının asla olmadığını söyleyip gezi direnişçilerini aklıyordu.

Her iki durumda da caminin ve dinin kullanılması yanlışlığı toplumu derinden etkiledi. Toplum cami yaptırmak isteyenler ve cami’ ye karşı gelenler olarak ayrıştırılmaya başladı. Bu tehlikeli gidişin ne başı vardı nede son olacaktı diye düşünürken İstanbul’ da Valide bağ korusuna cami yaptırma olayı patladı. Bu defa Üsküdar belediyesi cami yapımı için korunun önemli bir kısmını kullanmaya ve ağaçları sökmeye başladı. Gezi olaylarında olduğu gibi yine toplumsal bir direniş ile karşılaşıldı. Burada yanlış olan kanunlara dayanarak veya gücünü yasalardan alan yöneticilerin haksız işgalci ve rantçılara karşı halkın yaşam alanlarını koruması gerekirken tam tersi oluyor, halk yaşam alanlarını belediyelere karşı korumak zorunda kalıyor.

Müslümanlıkta cami yapmanın belirli kuralları olduğunu biliyoruz. Yakın bir yerde cami varken cami cemaatinin bölünmemesi için ikinci bir cami yapılmasının dinen uygun olmadığını biliyoruz. Caminin yapılacağı alanda kimsenin bir hak iddia etmemesi ve hakları olanların da haklarını helal ettikten sonra ancak cami yapılabileceğini biliyoruz.

Kanuni Sultan Süleyman’ dan sonra tahta geçen 2.Selim rüyasında Hz.Muhammed’ i görür. Rüyada peygamberi görmek yeni bir cami yapılmasını gerektirir o yıllarda. Ancak İstanbul’ da yeni bir camiye ihtiyaç olmadığından caminin yeri İmparatorluğun Balkanlarda ki başkenti kabul edilen Edirne’ de olması kararlaştırılır. Selimiye Camii yapımı için etrafındaki tarlalar istimlak edilir. Ancak yaşlı bir ihtiyar inat eder ve yerini vermek istemez. Karşısında devletler, şehirler alan Kanuni Sultan Süleyman Han oğlu 2. Selim vardır. Bir emir verse ihtiyarın kellesi gidebilir. İhtiyar inat eder, kellemi veririm ama yerimi asla vermem diye direnir. Koskoca Cihan Padişahı çaresizdir. Bir tek kişinin bile rızası olmadan cami yapmak dinen mümkün değildir.

Caminin müezzin mahfilinin mermer ayaklarından birinin altında ters bir LALE motifi bulunmaktadır. Rivayete göre caminin yapılacağı arsa üzerinde bir lale bahçesi bulunmaktaydı. Bu arsanın sahibi, başlarda arsasının satılmasını istemez. En sonunda, Mimar Sinan’ dan camide bir lale motifi olmasını isteyerek arsasını satar. Mimar Sinan ihtiyarın istediğini yapar ama, lale motifini ters olarak yapar. Lale motifi bu arsada bir lale bahçesi olduğunu, ters olması ise sahibinin tersliğini temsil etmektedir

Bu ters lale figürü, ihtiyarın nasıl inat birisi olduğunu anlattığı gibi, padişahların bile yasalara ve dini kurallara uymak zorunda olduğunu simgeler. Ancak bugünün sultanları ise değil bir kişinin, binlerce kişinin karşı çıkmasına rağmen ve insanların üzerine silahlı panzerler ile hücum ederek kin ve öfkelerini göstermektedirler. Dini yasakları bırakın bugünün yasaları bile böyle bir olayı onaylamaz.

Yoksa bugünün sultanları da rüyalarında peygamberimiz Hz. Muhammedi görür oldular. Çünkü bu cami yapımı için yeşil alanları tahrip edip ağaçları katletmek öylesine yaygınlaştı ki, yurdun her tarafından böyle haberler alır olduk.

Yurdumuzdan birkaç çarpıcı örnek;

ÖRNEK 1:

Ankara 23. Asliye Hukuk Mahkemesi, minare altında kalan araç için açılan davada Hazine’yi tazminata mahkûm ederken, kararında ‘Cami yapmak bir anlamda dini şekle boğmaktır’ dedi

ŞERİF ÇIRAY Ankara, ANKA

Ankara 23. Asliye Hukuk Mahkemesi, Şakir Aydoğdu’nun yıkılan minare altında kalan aracı için açtığı alacak davasında Hazine’yi tazminata mahkûm ederken, kararında, “İslamda cami diye bir kavram yoktur. Dinin kaynağı Allah’tır. Cami yapmak bir anlamda dini şekle boğmaktır” ifadesini kullandı. Aydoğdu da, “Caminin üstünde Diyanet İşleri levhası var. Ama onlar inkâr etti. Camide de kendi atadıkları imam var. Daha sonra valiliğe minarenin hatalı yapıldığını belirten bir yazı gönderdiler. Her gittiğimde beni farklı yerlere gönderip yalan söyleyince ben de bu yola başvurdum” dedi.

5 milyar alacak davası

Batıkent’teki Mevlana Celaleddin – i Rumi Camii’nin minarelerinden biri, 2000’de çıkan bir fırtınada Aydoğdu’nun aracının üstüne yıkıldı. Aydoğdu, zararının karşılanması istemiyle Diyanet İşleri Başkanlığı, Yenimahalle Belediyesi ve cami derneği aleyhine 5 milyar liralık alacak davası açtı.

Belediye ve derneğin davanın reddini isteyen taleplerini mahkeme uygun görürken, Diyanet adına Başbakanlık temsilcisi olarak duruşmaya gelen Hazine vekili, caminin Diyanet denetiminde olmadığını, imamın Diyanet tarafından atanmadığını savundu. Diyanet İşleri Başkanlığı Teknik Hizmetler Müdürlüğü de, Ankara Valiliği’ne gönderdiği yazıda şu görüşlere yer verdi:

“Yapılan incelemede minarenin 66 metre yüksekliğinde betonarme olarak inşa edildiği, beton kalitesinin düşük olduğu, farklı zamanda dökülen betonda ek yerlerinde aderansı sağlayacak tedbir alınmadığı… ayrıca minarenin herhangi bir hesaba dayanmadan yapıldığı tespit edilmiştir.”

Ancak hâkim İsmail Bilgin, yargılama sonucu 23 Eylül’de verdiği kararında Diyanet İşleri’ni kusurlu bularak, 4 milyar 635 milyon liranın Hazine’den yasal faiziyle alınmasına karar verdi ve özetle şu ifadeleri kullandı:

  • İslamda cami diye bir kavram yoktur. Nedenine gelince dinin kaynağı Allah’tır. Evren Allah’ın mülküdür. Kul evrenin her yerinde ibadet yapabilir. Cami yapmak bir anlamda dini şekle boğmaktır.
  • Hz. Muhammed zamanında yapılan bir cami veya mescidin olduğunu kimse öne sürememektedir. O zaman yapılmaya kalkışılan bir mescidin bilfiil Hz. Muhammed tarafından yıkıldığı, İslam üzerinde söz sahibi olan, çıkarcı olmayan din adamlarınca kaynak kitaplara yazılmaktadır.
  • İslamda toplu namaz olarak sadece cuma vardır. Cami ve mescide bu namazdan dolayı ihtiyaç duyulmuştur

Mustafa Topkara

“ Hırsızların yaptığına bakarmısınız, sevap için yapılan caminin minaresinin bile çimentosunu çalıyor, ahlaksızlar, görevliler yalan söylüyor…”

ÖRNEK :2 – 14 Eylül 2011 Çarşamba

Sakarya’nın muhafazakarlaşmasıyla ilgili meseleyi tartışırken, Atatürk parkına cami yapılması gündeme oturdu.

Sezai Matur cami talebinin dindarlıktan değil ekonomik ranttan kaynaklandığını yazdı köşesinde.

Bu, meselenin bir boyutu…
Ancak başka boyutlar da var.
Atatürk parkına cami yapılmasına, sadece ekonomik rant gerekçesinden dolayı itiraz edilemez…
Daha önemli gerekçeler var:
Orhan cami, Tozlu cami ve Ağa caminin olduğu bu bölgede daha büyük başka bir camiye neden gerek var?
Cemaat çok ve camiler almıyor mu?
Hayır!
Vakit namazlarında iki saf bile dolmuyor camilerde.
Cuma, bayram ve cenaze namazları hariç, camiler bomboş!
Camiler Cuma namazı kılmak için mi yapılıyor?
Bir saf cemaat için onca masrafa ne gerek var?

ÖRNEK 3 – İslamda ilk Cami

İlk cami, Peygamber Efendimizin Medine’de yaptırdığı camidir. “Mescid-i Nebevi” diye de bilinir.

“ Resûlullah (asm) Medine’ye hicret (göç) etmişti. O sıralarda Medine’de cami yoktu. Peygamber Efendimiz bir cami yaptırmaya karar verdi.  Camiyi, Medine’ye geldiğinde, devesinin çöktüğü yerde yaptıracaktı. Bu arsa, Neccâr oğullarından Sehl ile Süheyl’indi. Babaları vefat etmişti. Kimseleri yoktu.

Bu yüzden Peygamber Efendimiz, arsanın parasını ödemek istedi. Ama iki kardeş, ücret istemediklerini arsayı bağışladıklarını söylediler. Peygamber Efendimiz bu teklifi kabul etmedi. Muhtaç durumdaki yetimlere, arsalarının bedelini ödemekte ısrar etti. Arsanın bedelini Hz. Ebubekir ödedi ve derhal cami yapımı hazırlıklarına başlanıldı.

623 tarihinde yapılan Mescid-i Nebevi’de Peygamber Efendimiz de çalıştı, kerpiç taşıyarak yardımcı oldu.”

Hz.Muhammed bile cami yapımında arsa sahibinin rızasını almadan ve bedelini ödemeden cami yapmıyor. Üstelik oralarda kesilecek bir tek ağaç bile yokken. Padişah 2. Selim lale bahçesini vermek istemeyen adamın rızasını almadan, bugün Dünya Mirası listelerinde Türkiye’ nin gurur abidesi olan Selimiye Cami inşaatına başlamıyor.

Örnekleri çoğaltmak mümkün. Neden gerek olduğunu bilmiyoruz fakat rantçıların gözlerindeki yeşil dolar sevgisi, doğadaki bütün yeşillikleri katledecek kadar kötü. Doğa ve ağaç katleden insanların yarın insan katletmeye başlaması kaçınılmaz olacaktır. Hz.Muhammed bunların rüyalarına girip “ durun bakayım, Kuran’ da böyle keyfi bir uygulama yoktur” derse iyi olacaktır diye düşünüyorum ve dua ediyorum, yoksa bu rant kavgası çok canlar yakacak gibi.

Mustafa Karaca – SARANTA HABER