Çeşmeköy (Hoşkadem)

Kırklareli’ nin 30 km batısında Edirne sınırında, Süleoğlu ilçesine 15 km mesafede eski bir köyümüzdür.

 

Kırklareli’ ne uzak olduğu için genellikle Pazar alışverişlerini 15 km yakın olan Edirne Süleoğlu ilçesi Perşembe pazarından yaparlar. Bu pazar alışkanlıklarından dolayı kendilerini daha çok Edirne’ ye yakın hissederler. Bu sebeple Kırklareli halkı ve esnafı tarafından pek bilinmezler, onlarda Kırklareli’ ni pek bilmez. Bu yüzden olacak Kırklareli İl Kültür ve Turizm Müdürlüğünün hazırladığı haritada Çeşmeköy ismini bulamazsınız. Zaten Çeşmeköy 1960 yılına kadar Edirne köylerinden sayıldığı için, köylü bu durumu fazla yadırgamaz.

Köy’ ün ismi önceleri HOŞKADEM KÖYÜ olarak bilinir ve bugünkü yerinden 1-2 km kadar kuzey batıda kalır. Köyde yaşanan su sıkıntısı dolayısıyla köy bugünkü yerine taşınır. Çünkü burada kaynayan bir kaynak tüm köyün su ihtiyacını karşılayacak kadar gür ve soğuk akar. Kaynağın olduğu yere bir çeşme yapılır ve çeşmeye gönderme köyün adı ÇEŞMEKÖY olur.

Çeşmenin bugünkü konumuna gelirsek eğer, zaman içinde toprak altında kalan kaynağın ve çeşmenin yerine modern ve güzel bir çeşme yapılmış ve etrafı çocuk parkı ve oyun alanı olarak düzenlenmiştir. Bu çeşmeden köylünün 400 yıldır faydalandığı kayıtlarda mevcuttur.

Hoşkadem ismi nereden geliyor diye sorduğumuzda, KADEM, in kardeşim anlamında kullanıldığını öğreniyoruz. Köylü kendi mahalli lehçesinde KADAM  (sevdiği takdir ettiği ve kendinden küçük kişilere söylenir) kelimesi dağlılar arasında GADAM olarak telaffuz edilir. Kısaca Hoş geldin kardaşım (gardaşım) demekmiş. Bizde hoş bulduk agam dedik ve köye misafir olduk.

Köylüye göre bu isimin anlamı böyle ama biz Türk Dil Kurumu’ nun sözlüğü’ ne bakalım, HOŞKADEM ne anlama geliyormuş.

Kelime anlamı olarak “ ayağı uğurlu olan kişi “ diye özetlenebilir. Türk Dil Kurumu’ nun isim üzerine yaptığı analizi incelersek, köyün yaşamına ve geçmişine ait ipuçlarına ulaşabiliriz. Türk Dil Kurumu analizinde Hoşkadem ;

Bilime ilgili, duygularını zor belli eden, sözel yeteneği gelişmiş, hassas, erdemli, sıkıntıları kolaylıkla aşabilen, zihin gücü ve kültür zenginliği olan gezmeyi seven bir yapıda olan insanlar olarak açıklanabilir. Bütün bu açıklamalar eşliğinde yazımızın devamını okuduğumuzda gerçekten bu köy ve insanlarının isimlerinin anlamına uygun bir yaşamları olduğunu görürüz.

TDK sitesinden aldığımız bir şiir ile Çeşmeköy (Hoşkadem) köyünü tanımaya başlayalım.

Hoşkadem; Akrostiş şiir
Hayatımın anlamısın
Olamam asla sensin
Şiirlerimin kaynağu sensin
Kalbimde bir heyecan
Aşk okyanusunda kayboldum
Dünyamsın sen benim
Elbet bir gün bu hasret bitecek
Mutluluğumun nedeni sensin

HOŞKADEM ile ilgili bir bilgi Memlük Sultanları incelemesinden geliyor. 1461-1467 yılları arasında hüküm süren Türk asıllı Memlük Sultanı Hoşkadem’ in yaşam hikayesi hayli ilginç ve bizim Çeşmeköy( HOŞKADEM ) ile ilgili olabilir.

HOŞKADEM ‘ in sultanlığı sırasında Osmanlı Devleti ile Memlük Sultanlığı arasında Anadolu toprakları üzerinde hakimiyet savaşları yaşanır. Fatih Sultan Mehmet Konya’ da Karamanoğlu Beyliğini sona erdirir ve Yörük Türkmen aşiretlerini Rumeli’ de alınan yeni topraklara göçe zorlar. Fatih Adana Kozan’ da hakim olan Ramazanoğullarını’ da Osmanlı topraklarına kattıktan sonra buralarda bulunan Yörük Türkmenleri ayni Karamanoğlu Beyliği gibi Rumeli’ ye göçe zorlar. Fatih Anadolu’nun birleşmesi amacı ile beylikleri ortadan kaldırdıktan sonra hedef Doğu’ da kendine en büyük rakip olarak gördüğü Memlük Devleti’ ne yönelir.

Mısır’ ı almak ve Memlük Devletine son vermek Yavuz Sultan Selim’ e nasip olur. Yavuz 1516 Mercidabık ve 1517 Ridaniye savaşlarında Memlüklüleri mağlup eder ve Kahire’ ye girer. Bu savaşın sonunda sadece siyasi değil dini değerlerde değişir. İslam HALİFELİĞİ, Memlük Sultanlığından alınır ve Osmanlı Hanedanlığına geçer. Bölgedeki Türkmen Yörük aşiretleri Karamanoğlu beyliğinde olduğu gibi yine Rumeli’ ye göçe zorlanırlar. İşte bu Hoşkadem’ in aşiretleri buralara gelmiş olabilir ve Hoşkadem ismini yaşatmak amacı ile köye bu ismi vermiş olabilir.

Hani köylü işin başında diyordu ya “ biz 400 yıldan beri buralarda idik” işte tarihler 1517-1917. Biz, 2015 yılında 1917 yi söylüyorsak sebebi, köylünün yüz yıldır bu hikaye yi anlatmasındandır.

Köy daha sonra 1877-78 Osmanlı Rus Savaşı ve 1912-13 Balkan Savaşlarından sonra da göçler almıştır ama, köyün yerli halk statüsünü değiştirecek yoğunlukta olmamıştır.

Köy sakinlerinden Üzeyir Şirin( 76 ) anlatıyor ; “1941Yılında çok soğuk bir kış oldu. Her taraf buz kapladı. Tarlalardan verim alamadığımız gibi birçok hayvan soğuktan donarak öldü. 1941-42 yıllarını daha sıcak ve yaşanabilir, iş bulma ümidimizin olduğu Adapazarı-Gebze Pamukova’ da geçirdik. Hayata tutunmaya çalıştık. 1961 yılında Erzurum’a vatan görevimi yapmaya gittim. Arkadaşlar arasında sen nerelisin muhabbeti devam ederken köyümü haritada aradım. Fakat köyümü haritada bulamadım. Haritada köyümün ismi yoktu.”

Çeşmeköy veya Hoşkadem, adına ne dersek diyelim işte böyle bir kaderi var. 1828-29 ve 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşlarının ve 1912-13 Balkan Savaşlarının geçtiği savaş alanları buraları. Elbette acılar dolu bir çok hikaye yaşanmış buralarda. Artık hangi savaşta yaşandığının pek önemi yok, çünkü her savaşta ayni acılar yaşanmış. Düşman askerleri köye yaklaşınca kadınlar çocuklarını alıp, Kara kayalar’ a doğru saklanmaya gitmişler. Ancak kadınlar bebekli anneleri yanlarında istemiyorlar. Çünkü daha önceki savaşlarda bebekler ağladığı için yerleri tespit edilen birçok kadın tecavüze uğrayıp öldürülmüş. Kadınlar Dağlı Niyazi’ yi ve annesini yanlarına almak istemiyorlar. Dağlı Niyazi ve annesi tesadüf eseri hayatta kalıyorlar.

Koca meşe ve koca kiraz mevkiinde bulunan mezarlar bu vahşetin ve katliamın anılarını hala yaşatıyorlar. Tarlalar sürülürken çıkan yanmış ocaklar ve küller bugüne kalan acı bir hatıra gibi.

ÜÇ MEZARLAR ;

Köyün önemli ve hatırası hiç unutulmayan acılı bir olayıdır. Köy sakinlerinden Şaban Kıyak ve eşi yanında bebeleri ve büyük anne ile Tatarlar köyüne kız istemeye giderler. Yolda yağmur başlar. Vaysal deresi taşar. Sel sularına dayanamayan öküz arabası derenin azgın sularına kapılır. Araba ortadan ikiye ayrılır. Ön kısımda bulunan Şaban Kıyak ve eşi kurtulur. Öküzler ikiye bölünen arabanın ön kısmını dere kenarına kadar çıkarır. Ancak arabanın arkasında kalan hala-nine ve bebek sel sularına kapılarak boğulur. Anılarına 3 mezar yapılır ve her yıl anılırlar, ta ki Süleoğlu Barajı yapılıp bölge sular altında kalana kadar.

EBE KOCA NEVRİYE ve Manav’ ın AŞKLARI
MANAV’ IN MEZARI

Balkan Savaşlarının başlıca nedenleri olan çete savaşları bölgede yoğun olarak yaşanır. Sırp ve Bulgar çeteciler İngiliz ve Fransız subayların desteği ile Balkanlarda Türk köylerine baskınlar düzenleyerek köyleri yakıp yağma ederler. Bu konuda yazılmış birçok kitap ve anlatılmış onlarca anı vardır. Türk köylülerde bu kanunsuz düzene karşı savunma mekanizmalarını geliştirirler. ÇOLAK ALİ, ARAP AHMET VE MANAV isimli üç çeteci bölgede saldırıları önlemeye çalışır. Ancak Sırp, Yunan ve Bulgarlara tanınan hoşgörü, özgürlük mücadelesi adı ile anıldığı için Türklere karşı tanınmaz. Savunma yapan insanlar çeteci olarak jandarma takibine alınırlar. Erzak tedariki için köye gelen Manav isimli çeteci yanında karısı Nevriye ile birlikte köyün kahyası ile karşılaşır. Kahya’dan erzak ister. Köye erzak temini için giden kahya, Manav ve karısı Nevriye’ nin uyumasını bekleyip, Manav’ ı uykuda vurur ve gece karanlığından istifade kaçar, yanında Manav’ın güzel karısı Nevriye ile. Nevriye ile Kahya bir müddet beraber yaşarlar. Ancak bir akşam Nevriye Manav’ ın köstekli saatini Kahya’ nın cebinde bulunca iş değişir. Kahya Nevriye’ de gözü olduğu için Manav’ ı öldürdüğünü açıklar. Nevriye Kahya’dan hemen ayrılır ve ölümüne dek 92 yaşına kadar köyde EBE NEVRİYE olarak yaşar. Köyde doğan birçok bebeğin Ebe annesi olur.

İSMET İNÖNÜ’ nün köye gelişi

1939 yılında başlayan 2.Dünya Savaşı, savaşa girmemiş olmamıza rağmen bizi etkilemiştir. Türk Ordusu Bulgaristan sınırında gerekli tedbirleri alır ve askeri hazırlıklar başlar. Bu hazırlıkları denetlemek üzere Trakya gezisine başlayan 2. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü Önce Polos’a daha sonra da Çeşmeköy’ e gelir. Çeşmeköy’ de kendisini Koca Ali’ nin torunu Komşu Ayşe lakaplı bir köylü  kadın karşılar. İsmet İnönü “ Bir isteğiniz var mı “ diye sorduğunda köylünün arasından Komşu Ayşe’ nin sesi duyulur; “OKUL İSTİYORUZ PAŞAM “. 1939 yılında temeli atılan okul köylünün imece yardımı ile 1940 yılında tamamlanır ve öğrenime başlar.

Köyün bugün için uygulanmayan fakat unutulmayan bir güzel geleneği çocukların bayram günleri yaptıkları “ ALLAH ALLAH GEZMESİ “ denilen, topluca yapılan ev ziyaretleridir. Köy çocukları maniler okuyarak köyün bütün evlerini gezerler ve hediyeleri isterlerdi. Bugün için bu bayram gezmelerini yapacak çocuk kalmamış köyde. Okul kapalı olduğu ve taşımalı sistem devam ettiği için çocuklar yakın yerlere gidiyorlar. Bazı ailelerde çocuklarının okul durumu için evlerini Kırklareli veya Süleoğlu’ na taşımışlardır. İşte o günlerden hatıralarda kalan köy çocuklarının söylediği bir mani

“Sıra sıra yalaklar,
İşte geldi malaklar,
Malakların karnı aç,
İki dipli bir kulaç,
Allah derim Allah..”

DIŞBUDAK AĞACI’ nda SALINCAK

Köyün Hıdırellez etkinlikleri de bir başka olurmuş o yıllarda. Halilcik mevkiinde toplanan köylüler beraber piknik yapar, şarkılar ve maniler söylerdi. Hele Dışbudak Ağacında kurulan salıncakta sallanmayan kişi bu eğlencelere katılmış sayılmazdı. Fakat o günlerden bugünlere ne dış budak ağaçları, ne salıncaklar ve o salıncaklarda sallanacak gençler kaldı.

KÖY’ den yetişen politikacılar
Hüseyin BÜRGE

Hüseyin Bürge, 1955 ’de doğdu.Yüksek öğrenimini ise İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü’nde tamamlayan Bürge, bu okuldan 1980 yılında mezun oldu. 1983 yılında Konya Ermenek Göktepe Lisesi’nde öğretmen olarak göreve başlayan Bürge, aynı lisede öğretmenlikle beraber idarecilik görevini 1987 yılına kadar devam ettirdi. Bürge, 1994 yılı Mart ayına kadar, Bayrampaşa Tuna Lisesi’nde öğretmenlik yaptı. Bürge, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından, Arapça Dili Eğitim ve Öğretim Metot ve Teknikleri üzerine çalışmalar yapmak üzere, araştırma görevlisi olarak bir süreliğine Mısır’a görevli olarak gönderildi. 28 Mart 2004 Yerel Seçimlerinde yüzde 51.9 oy oranı ile AK Parti’den Bayrampaşa Belediye Başkanı seçildi, 12 Haziran 2011’de Genel Seçimleri için İstanbul 2. Bölgeden Milletvekili Adaylığı için Belediye Başkanlığı görevinden ayrılarak, AK Parti İstanbul Milletvekili olarak TBMM’ye girdi. Üç yıl AK Parti Genel Merkez Yerel Yönetimler Başkanlığı 1. Bölgeden ( İstanbul, Tekirdağ, Kırklareli, Çanakkale, Edirne) Sorumlu Başkan Yardımcılığı görevini yürüttü.

Anne tarafından dolayı Çeşmeköy’ lü olan (Ünlü sanatçı Sezai Çetin’ in yeğeni) Memduh Bayraktaroğlu’ nun Kırklareli ticaret ve siyaset hayatında önemli bir yeri vardır. Memduh Bayraktaroğlu uzun yıllar DYP Genel Başkanı ve Başbakan TANSU ÇİLLER’ in danışmanlığını yapmıştır. İyi bir müzisyen, şair ve gazetecidir ayni zamanda. Yayınlanmış birçok anı kitabı vardır. Tansu Çiller ile geçirdiği yılları “ÇİLLERLİ YILLARIM” ismi altında kitap olarak yayınlanmış ve çok ilgi görmüştür.

TGRT Haber porogramında Yeni Şafak Gazetesi yazarı Salih Tuna’ nın hazırlayıp sunduğu “ASIL MESELE” programına konuk olan Bayraktaroğlu, dayısı Sezai Çetin’ den aktardığı Dersim Türküsü ile olaya farklı bir açıdan bakılması gerektiği gerçeğini ortaya koymuştur.

MEHMET ÇAVUŞ İLE KÜRDOĞLU’NUN TÜRKÜ ATIŞMASI

Bayraktaroğlu, “Dersim’de bir olay var ki, o günleri anlatan bir öykü vardır. Ben bu öyküyü 53-54 sene önce daha ilk okula gitmeden dayıcığımdan dinlemiştim. Dayım çok iyi bir udidir, Sezai Çetin. O zamanlar bunlar konuşulmuyordu.” dedi ve şöyle anlattı o hikayeyi:

“Mehmet Çavuş var, devlet görevlisi, TSK’nın askeri. Bir de Kürdoğlu var. Dersim, Tunceli tepeliklerdir. Dayıcığım da bizim bulunduğumuz Çeşmeköy’den gösterirdi, Kürdoğlu şu tepedeydi… Mehmet Çavuş şu tepedeydi… Mehmet Çavuş atının üzerinde, Kürdoğlu bir mevziide, taşın arkasında… İkisinin ellerinde mavzer… Karşılıklı silahla ateş etmeden önce atışırlar. Mehmet Çavuş Kürdoğlu’na seslenir, mavzer var ama  sazı da elinde.

Davran kıratım davran
Gideceğimiz bir namlı yoldur
Tatarlı deresinde Dizgini durdur
Sen nerenin Kürdüsün Aslını bildir
Yakarım canını Geçti Kürdoğlu

Kürdoğlu’da karşıdan mertçe çıkar kayanın üzerine yanıt verir:

Aslımı sorarsan Dersimin Kürdü
Köyümü sorarsan Birinci Ordu
Sana bu yiğitliği Allah mı verdi
Yakarım canını geç Mehmet Çavuş

Bakın Kürdoğlu “sana bu yiğitliği allah mı verdi” diye soruyor? Sonraki bölümünde diyor ki:

“İstiklal savaşında namım gaziydi,
şimdi diyorlar ki vatan haini”

Atışmayı güzel sesi ile canlı olarak aktaran Bayraktaroğlu eski müzisyenlik günlerinden bir şey kaybetmemiş gibiydi.

SEZAİ ÇETİN veya namı diğer “MIRI MIR”
Sezai Çetin-Çeşmeköy

Sezai Çetin’in Çeşmeköy’de farklı bir yeri vardır. Köylü onu “ Mırı mır “ olarak bilir. Sezai Çetin sürekli olarak bir şeyler mırıldanır, notalar, şiirler söyler. Pek az konuşan fakat pek çok mırıldandığı için adı “ MIRI MIR “ olarak anılır. Sezai Çetin’ in yaşamı daima müzik ve şiir ile beraber yürümüştür. Yolda yürürken, kahvede otururken, evde yatarken devamlı bir şeyler mırıldanır. İşte bu güzel mırıldanmalardan inanılmaz güzel türküler ve şiirler çıkar. Keşke hepimiz onun gibi mırıldanabilsek ve güzel besteler çıkarabilsek. Şiir ve türküleri Kırklareli mahalli sanatçıları tarafından söylenmiştir. Faruk Yılmaz, Hasan Öztürk, Ali Balım ve Mehmet Budak onun türküleri ile sahne almışlardır. Ünlü keman ustamız Nedim Nalbanatoğlu’ da onun birçok eserinden faydalanmıştır. Sezai Çetin türkülerini notaları ile yazabilen nadir ozanlardan bir tanesidir. Öyle bir köy hayatında bu denli yüksek bir nota ve müzik bilgisinin olması takdir edilecek bir yönüdür.

“Giderim Giderim Varna Görünmez”

Zekeriya KURTULMUŞ tarafından 21 Eylül 1993 tarihinde Sezai ÇETİN’den, Kırklareli Merkez ilçeye bağlı Çeşmeköy’den derlenmiş ve Kırklareli İl Kültür Müdürlüğü Folklor arşivine alınmıştır.

Türkünün sözleri şöyledir:

Giderim giderim ooof 
Varna görünmez 
Dönerim arkama bakarım ooof
Kimseler gelmez 
Dönerim arkama bakarım ooof
Kimseler gelmez
Babam da ihtiyar ooof
Ata binemez
Nişanlım küçüktür ağ-beyler ooof
Yolları bilmez.
Nişanlım küçüktür ağ-beyler ooof
Yolları bilmez
Söyle Elif kız söyle ooof
Türkünü söyle
Türkü de bilmiyom ağ-beyler ooof
Kuran okurum. 
Türkü de bilmiyom ağ-beyler ooof 
Kuran okurum.
Esvaplarım sandıkta ooof
Basılı kaldı.
Evde nişanlım ağ-beyler ooof
Yasılı kaldı.
Evde nişanlım ağ-beyler ooof
Yasılı kaldı.
Yetişin kardaşlar yetişin ooof
Aldılar beni
Deli de orman şaykaları ooof
Çaldılar beni
Deli de orman şaykaları ooof
Çaldılar beni

MÖ 1200-800 Yılları arasında olduğu tahmin edilen ve Kırklareli Kültür Envanteri’ ne 39-01-547 Envanter nosu ile kayıtlı bulunan Çeşme köy Kapaklı Kaya Dolmeni bu bölgede rastlanan onlarca Dolmen’ den bir tanesidir. Ancak Dolmen’ nin 10 yıl önceki envanter kaydına alınan resmi ile bugünkü durumu arasında üzücü bir fark vardır. Devletin ve yetkililerin ilgisizliğinden dolmen tamamen tahrip edilmiş ve kayaları kırılmıştır. Define talancılarının yapmış oldukları tahribat üzücü boyutlardadır. Bir daha 3000 yıllık bir Dolmen mezarını nereden bulup tarihimizi inceleyeceğiz.

Köy’ ün ekonomisine bakarsak tarımın yanında hayvancılığın daha gelişmiş olduğunu görürüz. Köylü geleneksel olarak yüz yılların verdiği tecrübe ile hayvancılıkta daha deneyimli. Üzeyir Şirin ve abisinin oğlu Hasan Şirin anlatıyor ; “ köye ilk gelenler 1877-78 yılı göçmenleridir. İlk yerleşimde devlet geçimleri için hane başı 40-50 dönüm toprak verir. Ancak köylüde tarlayı ekecek ne hayvan, ne saban ne de tohum vardır.” Ekmek lazım ve bu gece lazım”.  Açlık ve yokluk herkesin belini büker. Bir keçiye bir tarla verirler. Çünkü keçi akşama süt verir. O süt kaynatılıp içilir ve gecenin açlığını yatıştırır. Tarladan hasat beklemeye güç yoktur. Süt veren bir hayvanın değeri o yıllarda bir tarladan önemlidir. O yüzden mağdur kalan göçmenler tarlalarını bir keçi uğruna vermek zorunda kalırlar.

Köy pomak köyü olmamasına rağmen KAÇAMAK’ ın burada özel bir yeri vardır. Genelde Pomak yemeği olarak bildiğimiz kaçamak ( mısır unu kısık ateşte pişirilerek yapılır) üzerine pekmez dökmek suretiyle yöreye has bir lezzete kavuşur.

Kaçamak ve pekmezden bahsedince anlıyoruz ki yörede mısır ekimi ve bağcılık önemli bir yer tutmuş. Mısır ve mısır unu ve dereler olunca elbette yörede değirmenlerde vardır diye düşünüyoruz. Vaysal deresinde üç adet değirmen varmış köylünün un ihtiyacını karşılamak için. Burada mısır’ ın önemi şöyle ortaya çıkıyor, mısır taneleri öğütülüp un olurken, koçanları da ısınma amaçlı sobalarda yanıyordu.

Bu değirmenlerden ARAP’ ın Değirmeni ve BOZ’ un değirmeni o yıllarda yörenin en ünlü değirmenleri imiş. Bugün artık o değirmenlerin yerinde yeller esiyor. Taşları bile sökülüp evlerin temellerinde kullanılmış.

Köy muhtarlığını 2009 yılından beri Muammer Evcimen yapmaktadır. Muammer’ den önce köyde muhtarlık yapan Ali Çakmak, Namık Engin ve Fedai Bürge köyün tarihine hizmetleri ile anılacak diğer muhtarlarıdır. Muammer Evcimen yoğun sezon işlerinin yanında köy yollarını yapan Karayolları ekiplerine ayırmak zorunda kaldığı zamandan tasarruf ederek bu ziyaretimiz için bize de zaman ayırabildi. Kendisinden önemli bilgiler ve anılar alarak köye veda ettik.