DAYKO Vakfı – Kömür Dosyası

120

“Türk Toraks Derneği 25 Nisan 2016 tarihinde yaptığı açıklamada Kömürlü Termik Santrallarını Kitle İmha Silahı olarak tanımlamış, bir yılda 2876 insanımızın erken ölümüne, 4311 insanımızın hastaneye yatmasına, pek çoğu çocuk olmak üzere 800.000 kez astım atağı gelişmesine neden olduğunu açıklamıştır.”

Okul yıllarında öğretilen şarkılar vardı..

Orda bir köy var uzakta. Gitmesek te görmesek te o köy bizim köyümüzdür. Orda bir dağ var, uzakta, O dağ bizim dağımızdır. İnmesek de, çıkmasak da O dağ bizim dağımızdır.”

Baltalar elimizde, uzun ip belimizde, Biz gideriz ormana hey ormana. Ağacın yanında dur, baltayı sağından vur .Birde sol taraftan vur kuvvetli.” dedik. Ve bugünlere geldik..  Bundan sonrası.. soru işaretleri ile dolu.

Gitmediğimiz, görmediğimiz köyler ne yazık ki artık bizim değil. Ormanlar madencilerin, meralar çiftliklerin tarlalar şirketlerin  oldu. Artık gitmeye de gerek kalmadı. Artık gelmeseniz de olur. Çünkü, Orada bir köy yok artık..

Köyümüz köylümüz artık yok. Kalan birkaç köyde Enerji yatırımları adı altında yerlerinden ve yurtlarından ayrılmak zorunda kalacaklar. Köyde yaşayanlar ucuz iş gücü olarak şehirlerin varoşlarında gönderilip, sefalete mahkum edilirken, ormanlarda milyonlarca yıldır varlığını sürdüren yaban hayatı nereye gidecek..? İnsanlarımız doğduğu ve yaşadığı topraklarda, plansız ve günlük çıkarlar uğruna yapılan planlar sonucu mülteci konumunda kalacaklar…

Vicdanları felce uğramış azgın azınlığın, duyarsız bir çoğunluğun varlığı sayesinde geleceğimiz yok ediliyor. Bir avuç insan her türlü olumsuzluğa karşı, tüm uğraşları doğanın bizlere armağan ve emanet  ettiği zenginlikleri yağmalayanlara karşı çıkarsız, beklentisiz, gönüllü,  etkin  bir  mücadele içindeler..

En çok eleştirilen de ne yazık ki bu kesim. Bu kesim için örnek vermek gerekirse Trakya’da bu mücadeleyi yürüten Trakya Platformudur. Yüz civarında STK, gönüllü Bilim ve Hukuk adamları ile  siyasi kaygılardan ve çıkarlardan uzakta bu mücadeleyi sürdürmektedir.

Bu mücadelede oluşturulmaya çalışılan algı ile “bunlar her şeye karşı” diyorlar.

Karşı çıktıklarımız arasında ;

İçme suyu kaynaklarımız üzerinde altın madenidir.

Avrupanın 5 önemli doğal yaşam alanından biri olan Istrancaların RES, Termik ve Nükleer  ile yok edilmesidir.

Turizme açık tek mağaramız üzerine verilen mermer ocağıdır. Örnekleri  çoğaltmak mümkün. Bunlara HAYIR derken gerekçemiz,  Bilim Adamlarınca hazırlanan bilimsel raporlardır. Şirketler tarafından hazırlanan öylesine dosyalarla karşılaştık ki PTD dosyalarındaki kes-kopyala-yapıştır tekniği ile hazırlanan dosyalarda aklın ve mantığın sınırlarını zorlayan bilgilere şahit olduk. Kırklareli’nin köylerinden EGE DENİZİ görünmektedir” dediler.  Deresi olmayan köylerde kıyı balıkçılığı bile yapıyor dediler.

Bizler ormanların, yeraltı ve yer üstü sularının,   havanın, toprağın ve ekolojik dengenin korunması ve geleceğe yaşanabilir bir dünya kalması için mücadele ediyoruz. İnsan olmanın gereği de budur. Biz bunu yapıyoruz.

Deniyor ki, çevreyi tahrip eden veya kirleten bedelini öder. Bu kocaman yalandır. Ergene gerçeği ortada. Kim bedel ödedi..? Kirleten mi..? Elbette hayır. Bedeli bölgede yaşayanlar ödüyor. Tarımsal gelirde  kayıplar, sağlıklı bir çevrede yaşayamamak..? sonucunda göç.. Sağ kalanlar şehirlere, ölenlerde ahirete göç ediyor.

Şimdi Istrancaların temiz kalan, doğası bozulmamış birkaç köyü de yok olma tehlikesiyle karşı karşıya..

Kırklareli İli Pınarhisar, Vize, Lüleburgaz, İlçelerine bağlı,  Erenler, Soğucak, Pazarlı, Çavuşköy, Develi, Topçuköy, Sütlüce, Ertuğrul, Tozaklı, Doğanca, Poyralı Köyleri arasındaki 12402,64 hektar,  ( 124 026,4 dekar )  alanda 295 noktada sondaj çalışması yapılacak.

Kaynak:  http://csb.gov.tr/iller/kirklareli/index.php?Sayfa=duyurudetay&Id=121218

Ancak, yapılması planlanan faaliyet 1/100.000 ve 1/25,000 ÇDP hükümlerine de açıkça aykırılık teşkil etmektedir. Plan hükümlerinde, “çevresel kirleticiliği yüksek olan ve/veya çevresel tahribe neden olan sanayi türleri ve kullanımlar kesinlikle yer almayacaktır. Kömüre Dayalı Termik Santral “  bu sanayi türlerinden biridir.

Ruhsat alanının bir kısmı Yer altı suyu Besleme alanında olup,  5 Kasım 2009 Tarih ve 27397 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren karar gereği Ruhsat alanı 1-2 Vize havzasında olup, Ergene havzası emniyetli işletme rezervine ulaştığından yer altı su tahsislerine kapatılmıştır.

Bunun yanı sıra 1/100,000  ÇDP açılan davada, Danıştay Altıncı Dairesi 2013/9178 sayılı kararında, Çok nitelikli Trakya Tarım topraklarında  çok önemli derecede tarımsal üretim yapıldığı, Çevre Düzeni planı sınırları içerisinde Madencilik faaliyetleri nedeniyle, bölgenin en hassas topraklarının çok ciddi zararlar gördüğü, özelliklede su kaynaklarının mutlaka korunması gerektiği hükmü yer almaktadır.

Bilime, planlamaya ve hukuka aykırılık teşkil eden bu faaliyetle ilgili olarak Trakya Platformu bilim ve hukuk kurulu değerlendirme yapmaktadır.

Ancak, Seçilerek ve atanarak toplum adına sorumluluk üstlenenler ve 1/25,000 ÇDP leri  oy birliği ile kabul eden yerel meclislere büyük bir görev düşüyor. Aldığınız kararın arkasında durun.

Çalışmalar şahıslara ait tarım arazileri, devlet arazisi ve meralar içerisinde gerçekleştirilecek. Devlet arazisinin büyük bir kısmı Istranca ormanları. Tüm dünya tarım topraklarını, doğal ormanlarını ve su varlıklarını gözü gibi korurken, bunu uluslararası anlaşmalar ile bağlayıcı kılarken, biz ise dünyanın gözü gibi koruduklarının, gözünü oyuyoruz.

11 köyün merası, tarlası ve ormanlık arazide 295 noktada sondaj yapılacak. Bu noktalara nasıl ulaşılacak!?.. Ne kadar tarım alanına, ne kadar mera ve orman alanına yol açılacak ? Dosyada net bir bilgi yok.  Köylünün böyle bir faaliyetten de haberi yok. Tarlanızda, meranızda çalışma yapılacak, haberiniz yok. Dosyada “Sondaj lokasyonlarına ulaşım için öncelikle var olan yollar değerlendirilecek, ihtiyaç doğması halinde arazi-tarla arsa sahibinden ve ilgili kurum- kuruluşlardan gerekli izinler alınarak yeni yol açımına gidilecektir” Orman için ise “Orman Meşcere haritası “Çed Gerekli Değildir” kararı çıktıktan sonra alınacaktır”  deniliyor.

Kömürün ne için çıkarılacağına bakıldığında ise..  23 Şubat 2016’da yayınlanan Başbakanlık Genelgesinde Yerli kaynaklara dayalı enerji üretimi için 3 havza belirlenmiş.

Yerli Kaynaklara Dayalı  Enerji Üretim  Programı Eylem Planında Afşin -Elbistan, Konya Karapınar ve Trakya- Ergene gibi büyük linyit havzaları termik santral kurulmak üzere talep garantisi-hasılat  paylaşımı şeklinde veya belirli bir süre alım garantisinin sağlandığı Yap İşlet veya Yap-İşlet-Devret modeliyle EÜAŞ tarafından ihaleye çıkarılacaktır. Ayrıca, daha düşük kapasiteli linyit havzalarının rödovans bedeli talep edilmeksizin ihtiyaçları olan elektriği üretmek üzere OSB’lere devredilmesi modeli araştırılacaktır.

Kömürden sonra topraklarımızda bir de Kaya gazı sondajı çıkıyor.  Eylem planında Şeyl gaz üretim potansiyeli ortaya çıkarılacaktır. Trakya ve Güneydoğu bölgelerinde geleneksel olmayan yöntemlerle üretime dönük kuyular açılacaktır. Deniliyor..  Geleneksel olmayan yönteme bakıldığında ise, Hidrolik kırılma yöntemi ile benzen ve ksilen gibi kimyasallarla karıştırılmış su yüksek basınçla kaya altlarına basılıyor ve daha sonra sıkışan su ve kimyasallar genleşerek patlıyor. Bu sayede kayalar arasındaki petrol ve gaz açığa çıkıyor. Kullanılmış kirli su ise genelde aktif haldeki kuyunun etrafında açılan çukurlarda biriktiriliyor. Bu yöntemin kullanılması nedeniyle ABD’nin orta bölümlerindeki eyaletlerde 3.0 ölçeğinde depremlerde ciddi bir artış yaşandığını ortaya koymuşlardı. 1973-2008 yılları arasında, yılda ortalama 24 küçük ölçekli depremin yaşandığı bölgede son altı yılda bu depremlerin sayısı yılda 318’e çıkmıştı. Üstelik sadece geçen yıl bu rakam 1.010 olarak açıklandı. Kaynak: http://www.suhakki.org/?s=hidrolik#.VzBNzYSLTIV

Özetlemek gerekirse Kaya gazı için yapılan sondajlar ile yer altı ve yerüstü suları, kullanılan kimyasallar ile kirleniyor, deprem riski artıyor.

Türk Toraks Derneği 25 Nisan 2016 tarihinde yaptığı açıklamada  Kömürlü Termik Santrallarını Kitle İmha Silahı olarak tanımlamış, bir yılda 2876 insanımızın erken ölümüne, 4311 insanımızın hastaneye yatmasına, pek çoğu çocuk olmak üzere 800.000 kez astım atağı gelişmesine neden olduğunu açıklamıştır.

Ergene nehrinin yüzey  kaynakları üzerine kurulan sanayi, tek akarsuyumuz Ergeneyi yok etti. Şimdi sıra köylerimize, yer altı sularına, topraklara ve ormanlara geldi. O zaman şu soruyu sormak gerekiyor..  Biz geleceğe enerji santralları mı bırakacağız..? Yoksa orman, su ve  toprak mı..?  Gelecekte beslenerek,  nefes alarak, su içerek yaşanmayacak ise, insanı ve doğayı şarj ederek yaşamak mümkün olacaksa,   doğayı yok ederek enerji santralı kurmak doğru tercihtir….

Göksal Çidem – Doğal Yaşamı Koruma Vakfı / Kırklareli