Değerini bilemediğimiz değerlerimiz

138

En son basın haberi olarak bir yabancı bayanı hayranlıkla izledik. Bayan’ın hüneri çok önemli imiş. Bayan keman çalarken, keman ile dans ediyormuş.

Flaş haber olarak “Kemanla dans eden kadın -Lindsey Stirling” olarak belleklerimizde kaldı. Kaldı mı veya kalacak mı, bilemiyoruz. Fakat şu bir gerçek ki; izleyenlerde hayranlık uyandırmış.

1- Biz yabancı bir sanatçıya böylesine beğeni ve saygı gösterirken kendimizden olanları ise görmezden geliyoruz. Sanata ve sanatçıya kimliğine bakılmaksızın saygı gösterilmesi elbette takdir edilecek bir davranış. Fakat ayni saygıyı sanatsal açıdan bakacak olursak bizim sanatçılarımız da hak etmiyor mu? Elbette fazlasıyla hak edenler var. Kırklareli’nin yetiştirdiği keman ustası Nedim Nalbantoğlu’nu Kırklareli’de çok kimse bilmez. Nedim Nalbantoğlu değil kemanla dans etmek, kemana dans ettiren muhteşem bir sanatçıdır. Ancak biz ona bırakın hayranlık duymayı, saygı ile dinlemeyi bile beceremedik. Nedim Nalbantoğlu bir başka ülke sanatçısı olarak Türkiye’ de konser verse idi, salonlar yıkılır, gazetelerde manşet olurdu. Sanatçı ama, içimizden biri. O keman çalarken, sanatı karşısında keman bile saygı duyup dans ediyorsa, başka söze gerek var mı?

2- Bir başka çarpıcı örnek ise, Finlandiya’da doçentlik ünvanı alan ilk yabancı, kireçlenmenin müsebbibibi olan nanobakteri isimli mikrobu bulan, 2.5 yıldan beri ABD, NASA’da çalışan ilk Türk bilim kadını Doç.Dr. Neva Çiftçioğlu’ nun yaşam kavgası.

Ankara Tıp Fakültesi’‘nde asistan iken doktorasını bitirmek üzereymiş. Astım hastalığı hakkında bir tez hazırlamış hocalarına sunmuş. Bölüm başkanı olan hocası tezi herkesin gözü önünde çöpe atmış. O çöpe atılan tezi birkaç yıl sonra tıp dünyasının üç büyük bilimsel dergisinden birinde yayınlanmış. Ankara ona doçentliğini vermediği için Finlandiya’da doçentlik ünvanı alan ilk yabancı olmuş

O doçentlik tezini çöpe atan bölüm başkanı hoca nerelerde, öğrencisini izliyor mu acaba? Çöpe attığı o tez çalışmasını hangi duygularla çöpe atmıştı. Şimdi pişmanlık ve utanç duyuyor mu, merak ediyoruz doğrusu.

3- Bir başka çarpıcı örnek ise Türkiye’nin en prestijli kurumlarından olan TÜBİTAK’dan geldi. TÜBİTAK’ın düzenlediği “Tekno Girişim Sermaye Desteği” programı kapsamında 100 bin TL ödüllü yarışmada dereceye giremeyen İlayda Şamilgil, aynı projeyle katıldığı Uluslararası Fizik Yarışması’nda Dünya Birincisi oluyordu. Bu Dünya Birinciliği öylesine etkili oldu ki; Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık dahi bu haksızlığa isyan etti ve TÜBİTAK değerlendirme kurulu üyelerine sitem etti. Şimdi yine merak ediyorum, TÜBİTAK üyesi o meşhur bilim adamları, profesörler pişman olmuş, biraz olsun utanmışlar mıdır?

4- Bir başka örnek ise yine Kırklareli ile ilgili. Kırklareli, spor, sanat, müzik, siyaset, çeşitli alanlarda çok değerli insanların yetiştiği bir il. Öğrenim seviyesi oldukça yüksek, üniversite öğrenimine gönderdiği öğrenci sayısı hayli fazla. Edebiyat alanında çok değerli yazarlarımız yetişmeye başladı. Bunlara son örnek ise Berna Durmaz oldu.

Berna Durmaz, “Bir Fasit Daire“ isimli kitabı ile 2014 Haldun Taner Öykü Ödülü’nü kazandı. Berna Durmaz Kırklareli’nin kenar mahallesinde yaşayan romanların öyküsünü anlattığı kitabı edebiyat dünyasında büyük beğeni topladı. Yazar basına şöyle tanıtıldı “1972 doğumlu öykü yazarı Berna Durmaz…”

Halbuki “1972 Kırklareli doğumlu öykü yazarı” diye tanıtılsa ve İlimizin de, onun doğup büyüdüğü temel eğitimini aldığı yer olarak adı geçse idi daha güzel olmaz mıydı? Elbette iyi olurdu ama, Kırklareli’de kaç kişi biliyor böyle bir öykü yazarının yetiştiğini?

Çarpıcı örnekleri çoğaltmak mümkün elbette. İlimizin ve ülkemizin böyle değerler yetiştirip, onlara sahip çıkamadan bırakan bir yer olarak bilinmesi hepimizi üzüyor. Bunlar kendi mücadele ve azimleriyle başarıya ulaşan örnekler. Çalışmaları, o çalışmaları değerlendirmeye değeri olmayan kişilerce çöpe atılmış birçok gencimizi ve değerimizi ise farkına varmadan kayıplar listesine bile yazamıyoruz.

Mustafa Karaca – Saranta Haber