Değişen Müzecilik

142

Özel olarak ilgilendiğiniz bir şeyin müzesi olsa, o müzenin taşlarını aşındırmaz mıydınız?  O şey’ in keşfinden itibaren geçirdiği tarihi serüveni izlemek, zamanla modernleşmesine şahit olmak, yüzyılları birkaç saatte arşınlamak çok keyifli olmaz mıydı?

Geçtiğimiz yıldan beri  İzmir’de açılmaya başlayan Butik Müzeler, tarihe alışılmışın dışında pencere-lerden bakma olanağı sunuyor insanlara.  Bu müzeler gerçekten çok farklı ve eğlenceliler.

17 Ocak 2010’da Ümran Baradan Oyun ve Oyuncak Müzesi açıldı. Şair, yazar ve İstanbul Oyuncak Müzesi Kurucusu Sunay Akın’ın emekleri çok büyük bu müzede. Hem konsept danışmanlığını yapmış hem de, müzeyi gezenlerin dikkatini mutlaka çeker, bir çok parça, yani oyuncak, Sunay Akın’ın kendi koleksiyonundan. 1850’lerden 1970’lere kadar olan tarihsel dönemde  teneke, tahta, kağıt ve plastik malzemelerden üretilmiş dünya tarihinin en önemli oyuncaklarını bünyesinde barındırıyor ve dünyanın ekonomik, sosyal değişimine tanıklık ediyor. Müzeyi gezdikten sonra bazı taş bebeklerin saçlarının savaş sonrası işsiz Alman kadınların sattıkları kendi saçları olduğu gibi çok ilginç bilgiler öğreniyorsunuz.

Şu anda Türkiye’ nin ilk fotoğraf müzesi olan ve resmi adı Hamza Rüstem Fotoğraf Evi olarak belirlenen bir başka müze ise , Hamza Rüstem’ in torunu olan Mert Rüstem’ in aile yadigarı  fotoğraf ve fotoğraf makinası koleksiyonunu Karşıyaka Belediyesi’ ne bağışlamasıyla oluşturuldu. Mart ayında açılan müze fotoğrafla ilgilenenlerin mutlaka görmesi gereken bir müze. Fotoğraf severlerin Kabesi olmaya aday. Hamza Rüstem, Girit’te İngilizlerin kampında seyyar satıcılık yaparken, Bahaeddin Bediz’in dikkatini çekmiş. Bahaeddin Bediz ilk Müslüman fotoğrafçıdır ve şu an Girit’te fanları olan Girit sosyal hayatını fotoğraflamış ve kartpostal haline getirmiş fotoğraf tarihinin çok önemli bir şahsiyetidir. Mert Rüstem’ in dedesi Hamza Rüstem’in Girit’te İngiliz  kampında ne işi var derseniz, 1871 Girit Kandiye doğumlu Hamza Bey, Namık Kemal’in bir piyesini arkadaşlarına yazdırırken jurnallenmesi sonucu Fizan’a sürgün edilir ama sürgüne gönderilirken kaçmayı başarır, Girit’e döner.  İngiliz kampında seyyar satıcılık yaparken Bahaeddin Bediz Bey’in dikkatini çeker ve 100 yılı geçkin fotoğrafçılık öyküsü de böyle başlar. Karın tokluğuna, fotoğrafçılık mesleğini öğrenir. Meşrutiyetin ilanıyla, Bahaeddin Bediz dükkanını her şeyiyle Hamza Rüstem’e bırakarak İstanbul’a yerleşir. Hamza Rüstem, eğitimli ve 6 dil bilen bir kişi olarak Bahaeddin Bey’in tüm görsel hafızasını emanet edebileceği tek kişidir. Mübadeleden sonra Hamza Rüstem de İzmir’e yerleşir ve  fotoğrafçılığa burada devam eder. Çok önemli bir görsel hazineye sahip olan dükkan, hala İzmir’in önemli fotoğrafçılarından. 111 yıldır  faal durumda.

Bir diğer butik müze olan İzmir Mask Müzesi ise  geçtiğimiz ay kapılarını ziyaretçilere açtı. Bu müzenin açılışı da , müzecilik tarihinin bir tekerrürü. Şöyle ki, Hüseyin İnalöz, Alsancak’taki Levanten evini bu amaçla Belediyeye bağışlıyor ve müze olarak restore edilen ev, Afrika’dan Hindistan’a, Avustralya’ya, Anadolu’dan Avrupa’ya kadar her kültürün, inancın masklarını sergiliyor. Bilmekte fayda var, Müjdat Gezen, Ertuğrul Özkök, Erdoğan Aşıcı, müzeye eser bağışlayan koleksiyonerlerden.

Bu müzeler, müzecilik tarihinin hem tekerrürü hem de müzecilik anlayışının değiştiğinin kanıtıdır.  Tekerrürü çünkü müzecilik, çok eskiden soyluların kişisel sanat eserlerini ve ganimetlerini bir araya toplamalarıyla oluştu. İnsanların kendi evlerinde, tapınaklarda , kiliselerde topladıkları eserleri, başkalarıyla paylaşma fikri ise çok sonra oluşmuş . Bu bağlamda, Sunay Akın’ın yıllardır sadece kişisel zevki için biriktirdiği oyuncaklar olmasaydı Oyuncak Müzesi açılamazdı. Mert Rüstem dedesinden kalan fotoğraf arşivinin kıymetini bilmeseydi, Türkiye’nin tek Fotoğraf Müzesi olmazdı. Ve Hüseyin İnalöz… Kim üç katlı evini müze yapsın diye belediyeye bağışlar ki?  Bu insanlar müzecilik tarihinin kahramanlarıdır.

Türkiye’de ise müzecilik ilk kez 1846’da Damat Ferit Ahmed Paşa’nın girişimiyle başlamış. Aya İrini’de silahlar ve çeşitli tarihsel yapıtlar bir araya getirilmiş. Yine soylular ve devlet ilk önce bu eserleri korumayı ve sadece barındırmayı düşünüyor. Halka açık değil. Halkın bu eserleri görebilmesi için 40 yıl kadar beklemesi gerekiyor.

İzmir’de ise ilk Müze fikri Aziz Ogan tarafından ortaya atılmış. Tarih 1914.

1914 ten 2011’e çok şey değişmiş elbet ama  2 yıl içinde açılan bu müzeler, İzmir’i bu konuda dünya standartlarına yaklaştırıyor. Çünkü bu müzelerle birlikte çağdaş müzecilik ölçütlerine  uyum sağlanıyor. Eksikleri yok mu? Var elbette ama bu zaten başka bir konu.

Geleneksel müzecilik daha çok arama, toplama, koruma, bakımını yapma ve sergileme misyonlarını taşıyordu.  . Buna karşılık çağdaş müzecilik daha çok  iletişim kurma ve eğitme işlevlerini vurgulamaktadır. Oyuncak Müzesinde Cumartesi günleri 15.’ te Karagöz Hacivat gölge oyunu oynatılıyor. Çocuklar hem oyuncakların tarihine şahit oluyor hem de gelenksel  kukla oyunlarımızı sosyalleşerek, iletişim halinde olarak öğreniyorlar. Sadece çocuklar mı? Anneler babalar da nereyse çocuklarıyla yer kapma yarışına giricekler.  Bu daha etkin, dinamik, etkileşimci ve katılımcı bir öğrenme yolu. Temel amac, müzenin koleksiyonları ile kitlelerin gereksinmeleri ve ilgileri arasında ilişki kurmaktır. Vurgu nesnelerin üzerinden insanların üzerine kaymıştır. İnsanlara yaşantı olanağı sunmak önem kazanmıştır (www.sanattarihi.org. Onur, 2000).

Yazıyı bitirip yollamayı düşünürken, içimden bir ses beklememi söyledi. Ertesi gün Gündoğdu Meydanında Sirius Uzay Bilimleri Araştırma Merkezi’ nin gezici müzesini görüp şaşırdım. Belli ki bu yazıya dahil olmak isteyen uzaylılar, bir şekilde zihnimi yönetmiş ve yazıyı göndermemi durdurmuşlardı. Şaka bir yana, müze olarak kullanılan TIR’ın içinde gazete kupürlerinden ve bazı fotoğraflardan oluşturulmuş panolar, bazı uzaylı heykelleri var. En ilginç dökümanlar ise Eski Mısırlardan, Sümerlerden kalma bazı roket heykelcikleri fotoğrafları ve çizimler. Müzede, MÖ 8000 lerden itibaren uzaylılarla kurulduğu söylenen ilişkilerle ilgili çok ayrıntılı bilgiler var. Bu kadar çok dökümanı o sıkışık, dar ve kalabalık alanda okumak çok zor ve yorucu. İlgilenenler İnternet sitesinden bakabilirler.(www.siriusufo.org)  Sirius Uzay Bilimleri Araştırma Merkezinin bu gezici müzesi, müzeciliğin başka bir şekli. Butik Müzelerle aynı işlevi gören, meraklıların ayağına hizmet götüren güzel, kompakt bir çalışma. Geleneksel müze imajını hem ilgi alanıyla hem biçimiyle değiştiriyor.

Pınar Karaca Çağlayan