Dersimli Kemal – “Hadi Canım Sen de”

119

DERSİMLİ KEMAL …HADİ CANIM SENDE

Rahmetli İsmet İnönü’ ye Cennet’te rastlayanlar “PAŞAM CHP Genel Başkanlığına Dersim’li Kemal seçildi” deselerdi, o meşhur ifadesini kullanır ve “HADİ CANIM SENDE” derdi mutlaka.

CHP Genel Başkanlığına yeniden seçilen Sayın Kemal Kılıçdaroğlu kurultayda yaptığı konuşmada birkaç konu hakkında çok önemli açıklamalarda bulundu. Bunun kızgınlıkla söylenen bir dil sürçmesi mi, yoksa yıllardır bastırılan bir intikam duygusunun bilinçsizce dışa vurumu mu olduğunu ilerleyen günlerde göreceğiz. Aslında Sayın Kılıçdaroğlu bunun sinyallerini günler öncesinden vermişti. Daha önce yaptığı konuşmasında, övünme mi yoksa yerme mi olduğu anlaşılamayan bir ifade ile “ BİZ 1930 -1940 ların CHP si değiliz” derken bazı göndermeler yapmaya başlamıştı.

Öncelikle CHP Genel Başkanlığına seçilen bir kişinin 1930-1940 ların CHP’ sini yargılarken o yılların şartlarını çok iyi bilmesi gerekir. Gerçi Sayın Kılıçdaroğlu özel konumu itibariyle, mutlaka o yılları çok iyi biliyordur ve bilmesi de gerekmektedir.

1930 lu yılların başlangıcı Dünya’ da ekonomik bunalımın doruğa çıktığı yıllardır. Dünya hızla bir savaşa doğru sürüklenmektedir.1935-36 yıllarında faşizm Avrupa’ yı işgal etmeye başlamış ve İtalya’ da Duçe Mussolini, İspanya’ da Franko, Almanya’ da Hitler faşizmi ülkeyi ve insanları esir almıştır. Bu işgalin kendi ülkelerinde kalmayacağı ve komşu ülkelere de yayılacağı sinyalleri verilmeye başlamıştır.

Almanya komşularını öncelikle Avusturya’ yı işgal ederek dış saldırılarını başlatmıştır. Hitler faşizminin kolları Türkiye’ ye kadar uzanmaya başlamıştır. Faşist özentili kişiler tahrik edilerek olaylar çıkarılmaya çalışılmaktadır. Bunun en belirgin örneğini Kırklareli’ nde “YAHUDİ YAĞMASI “ diye tanımladığımız faşist saldırılarda yaşadık. Neyse ki savaşın nasıl bir felaket olduğunu yaşayarak bilen Kırklareli halkının sağduyulu insanları ve Yahudi Cemaatinin sabırlı ve olgun davranışları ile felaket can kaybı olmadan önlenmiştir.

Emperyalizm güney bölgelerimizde de rahat durmamıştır. 1.Dünya Savaşının yaralarını yeni sarmaya başlayan Cumhuriyet Türkiye’si bir tarafta iç sorunlarla uğraşırken diğer tarafta yaklaşan 2.Dünya Savaşı tehlikesini topraklarımızdan uzak tutma gayreti içindedir. 1925 Şeyh Sait İsyanı’ nın acılarını yeni sarmaya başlamışken 1935-1936 yıllarında “DERSİM İsyanı” diye isimlendirilen Seyit Rıza ayaklanması cumhuriyeti sarsmaya başlamıştır.

Yine ayni yıllarda Türkiye Cumhuriyeti yaptığı ekonomik ve sosyal devrimler ile Dünya’ ya örnek olmaktadır. Genç Cumhuriyet, Osmanlının yıllarca ihmal ettiği, ağaların, Beylerin keyfi ve zulmüne terk ettiği her köye ulaşmaya çalışmaktadır. Yapılan sosyal devrimler ile insanların ağaların uşağı, marabası, kölesi olmadığı, bir ümmetin parçası değil özgür, ekonomik ve sosyal bağısızlığı olan cumhuriyet ilke ve devrimlerine inanmış bireyler olduğu anlatılmaktadır. Bu devrimler sayesinde ulaşılamayan her köye, öğretmen, doktor ve yol gitmektedir.

Cumhuriyetin o yıllarının özgür, Atatürk İlke ve devrimlerine yürekten bağlı öğretmenleri, doktorları, hemşireleri, mühendisleri halkın eğitimi için uğraş vermektedir. Çıkarı bozulan eski düzenin ağaları, beyleri elbette ki karşı koymaya başlayacaktı. Çok çirkin ve tehlikeli bir şekilde Seyit Rıza’ nın önderliğinde, ağaların, beylerin, şeyhlerin, şıhların desteğinde, İngiliz altınları ile finanse ve Fransız silahları ile desteklenen isyan kısa sürede Güney Doğu illerini tehdit etmeye başladı. İsyancılar köprü inşaatı için giden mühendislere saldırdı, köprüyü korumakla görevli askerleri öldürdü, köylerimizi ve şehirlerimizi işgal etmeye başladı. Ne yapacaktı genç Cumhuriyet “hay hay buyur kardeşim, istediğini öldür, istediğin yeri al” mı diyecekti.

Dersim İsyanı ve Seyit Rıza hakkında yazılmış onlarca kitap var. İngiliz, Fransız ve Rus arşivleri incelemeye açık. Ayrıca bizim Jandarma Genel Komutanlığımızın tutmuş olduğu olayları, gün gün, saat saat anlatan belgeler var.

Konuya ilgisi olan herkes ve özellikle Dersimli Kemal olduğunu bu kurultayda açıklayan Sayın Kılıçdaroğlu bu kitapları mutlaka okumuştur ve konuya herkesten daha fazla bilgisi ve ilgisi vardır.

Sayın Kılıçdaroğlu bilmez mi ki, Dersim demek, gericiliğin isyanı, Cumhuriyetin yok edilmek istenmesinin isyanı, Cumhuriyetin insanların özgür düşünceli bağımsız bir vatandaş yapmak isteyen devrimlerin sona erdirilmesi için girişilen bir isyan olduğunu bilmez mi. Bilmemesi mümkün mü.?

Eğer bilmiyorsa, büyük bir eksiklik, eğer biliyorsa ve sırf siyasi konuşma gereği konuyu istismar ediyorsa daha büyük bir eksiklik.

1930 ların Dünya ve Türkiye’ deki şartlarını bilmeden “ Biz 1930 ların “ CHP’ si değiliz” demek ne CHP Genel Başkanı’ na yakışır ne de üyesi olmaktan onur duyduğumuz CHP’ nin bir üyesine yakışır. Bazıları istese de 1930 ların CHP si olmaz. Çünkü CHP li olmak demek, Atatürk ilke ve devrimlerine yürekten bağlı, hiçbir ekonomik gurup veya kişiye çıkarları için bağlı olmayan, özgür ve bağımsız düşünebilen, bilimin ışığında okuyarak din ve sosyal olayları özgürce yorumlayabilen insanlarını seven, “ulaşılmayan köy senin değildir” felsefesi ile yurdun her köşesindeki insanları gönül ve sevgi bağı ile seven insan demektir. Cumhuriyet ve Atatürk sevdası zor bir sevdadır, Atatürk İlke ve Devrimlerini taşımak ağır bir yüktür. Her yürek ve kafa bu yükü taşıyamaz. 1930 ların CHP si ve CHP lisi olmak utanılacak bir olay değil, gurur duyulacak bir olaydır. Çünkü 1930 ların CHP si, Dünya’ yı kana bulayan 50 milyondan fazla insanın öldüğü, milyonlarca insanın yaralanıp sakat kaldığı, evlerini terk etmek zorunda kaldığı büyük bir yıkımdan (1939-1945), katliamdan Türkiye’ yi savaştan uzak tutmaya çalıştığı CHP dir. Savaşta ölen insanların sayısının o yıllardaki Türkiye nüfusunun üç katı bir sayı olduğunu hatırlarsak, felaketin boyutlarını öyle anlayabiliriz.

İşte bu sebeplerden dolayı Sayın Kılıçdaroğlu istese de 1930 ların CHP lisi olamaz. Dersimli Kemal olarak anılmak istenmesi kendi tercihi olabilir ama, CHP Genel başkanlığını yürüttüğü süreç içinde asla olmaz. Atatürk boşuna mı TUNCELİ dedi. Tunceli demek Cumhuriyet ilke ve devrimlerinin yaşanması, okumak, aydınlanmak, özgür düşünen bağımsız bireyler demektir. Eğer öyle olmasa idi Sayın Kılıçdaroğlu gibi binlerce güneydoğu çocuğu ağaların kölesi, marabası olarak kalır, ne okuyabilir ne de bugün bulundukları duruma gelebilirdi. O koltukta oturma sebebini cumhuriyet devrimlerinin çağdaş özgürlükçü, bilime ve eğitime önem veren düşünce tarzını öğrenemeyen ve kabul etmek istemeyenlerin o koltuklarda oturması ne kadar etik olur acaba? Amacım kimseyi yargılamak değil, (gerekirse sorgulama hakkımı da saklı tutuyorum) elbette, merak ettim soruyorum. Hani bir cevap veren olur mutlaka.

Mustafa Karaca – Sarantalı Köylüm