Devletliağaç – Kofçazlılar Bahar Şenliği

298

KOFÇAZ VE KÖYLERİ KÜLTÜR VE YARDIMLAŞMA DERNEĞİ (DEVLETLİAĞAÇ) BAHAR ŞENLİĞİ – 13 MAYIS 2018

13 Mayıs 2018 Pazar günü Kırklareli için özel bir gün oldu. Kofçaz İlçesinin Devletliağaç ve Elmacık köyleri geleneksel piknikleri ile buluştular. Elmacıklı’ lar Kocabayır sırtlarında Gölet mevkiinde bulunan piknik alanında Kofçaz ve köylüleri ise, Devletliağaç ise Tavşantepe mevkiinde buluştular.

Merkez ilçe köylerinden Erikler köylüleri ise yaptıkları etkinliğe Kırklareli Belediyesinin katkıları ile “ŞÜKRİYE TUTKUN” farkını yaşadılar. Türk halk müziği sanatçısı Şükriye bu yıl ilk defa Eriklerliler pikniğine gelerek bir yeniliğe örnek oldu. Bu tür köy pikniklerinde genelde köylüler ve akrabalar yılda bir defa buluşmanın mutluluğunu yaşar ve kendi aralarında eğlenirlerdi. Dışarıdan birilerinin gelerek onlara şarkı söylemesi ve eğlendirmesi bu tür geleneksel pikniklerin formatında yoktu.

Ayni gün ve saatlere bir de Asilbeyli ve Yündolan köylerinin yağmur duası etkinliği eklenince Kırklareli pazar gününü 5 ayrı etkinliğe birden ev sahipliği yaparak yaşadı.

ELMACIKLILAR GELENEKSEL PİKNİĞİ

1960 lı yılarda köyde yaşam koşullarının zorlaştığı, artan nüfus ile birlikte köylünün emeğinin karşılığını alamadığı ve geçim zorluğu yaşamaya başladığı yıllarda, emperyalizmin teşvikleri ile büyük şehirlerdeki fabrikalara ucuz işçi akımına dönüştü köylülerimizin yaşamı. Aileler ya, toptan köyü terk etti, ya da yaşlanan anne-babayı ve yanlarına onlara yardımcı olacak bir kardeşi bırakarak diğer kardeşler İstanbul’un yolunu tuttu, fabrikalarda iş bulma hayali ile. Köyler hızla boşalmaya başladı. Bir zamanlar 180 hane olan Elmacık köyü 50 haneye kadar düştü.

Elmacık köyünden İstanbul’a gidenler genelde Avcılar ve Anbarlı taraflarında iş buldular. İş buldukça ve ekonomileri düzelmeye başlayınca ufak bir gecekondu hayali ile arsalar alıp ev sahibi oldular. Yıllar geçip İstanbul’un her tarafı ranta açılınca aldıkları arsalar ve evler değer kazandı ve ekonomik durumları düzeldi. Ancak köylerine ve eski hatıralarının geçtiği evlerini asla unutmadılar. Zaman içinde 2-3 ve 4. Nesiller yaşama katıldı. Gençler vefalı çıktılar ve köylerini unutmadılar. Yılda bir defa da olsa beraber olabilmek özlemi, hem akrabaları, hem köylüleri, hem de eski dostların bir birlerini görüp özlem gidermesi için bir ihtiyaç haline gelmeye başladı. İşte bu sebeple 6. Elmacıklılar,7.Devletliağaç,8. Erikler köylülerinin buluşma günleri yapılmaya başlandı ve gittikçe geleneksel hale geliyor.
Kırklareli Merkezde kurulmuş olan KOFÇAZ VE KÖYLERİ KÜLTÜR VE YARDIMLAŞMA DERNEĞİ tarafından geleneksel hale getirilen Hıdırellez pikniği yörenin 16 köyünü buluşturmak amacı ile her yıl düzenlenmektedir.

KOFÇAZLILAR GELENEKSEL BULUŞMASI

Yukarıda her köyümüz için geçerli sebeplerden ve yaşam koşullarından dolayı dernek yönetimi ve Kofçaz ilçesi köylüleri müşterek bir piknik düzenleyerek her köyün yapamayacağı ve ancak özlem ve ihtiyaç duyduğu buluşmayı organize etmeye başladı. Ancak bu tür bir organizasyon ekonomik sebepler, ulaşım, piknik yerinin bulunması, korunması, pikniğe elverişli hale getirilmesi için özel ve özverili çalışmalar gerekiyordu.

İLK PİKNİK TATLIPINAR KÖYÜNDE YAPILDI

Kofçaz ve ilçe köylülerinin ilk buluşması 2012 yılında Tatlıpınar köyünde gerçekleşti. Prensip olarak her yıl bir köyde yapılması ve diğer köylülerinde o gün yardımcı olması gerekiyordu. Ancak Ahmetler köyünde GÜLBABA, Topçular köyünde TOPÇU BABA, etkinliklerini olması, diğer köylerde uygun piknik alanlarının ve organize edici kişilerin olmaması 2.buluşmanın da Tatlıpınar köyünde yapılmasından sonra 3. Etkinliği yapabilecek organizasyon Devletliağaç köyünde yapıldı. 2014 yılından itibaren yani 3. Etkinlikten sonra 4-5-6- ve bu yıl 7.etkinlik yine Devletliağaç köyünde yapıl ve bundan böyle de hep orada kalacak gibi görünüyor.

DEVLETLİAĞAÇ KÖYÜ

Devletliağaç Köyü Kırklareli merkeze yaklaşık 50 km, Kofçaz ilçesine 25 km uzakta bir sınır köyümüzdür. Etrafı orman ve Bulgaristan sınırları ile çizildiği için pek fazla bir tarım arazisi yoktur. Doğal sebeplerden dolayı geleneksel olarak hayvancılık sektörü köylünün geçim kaynağı olmuştur.

DEVLETLİAĞAÇ KÖYÜNÜN TARİHİ

Devletliağaç köyü 1.Murat’ın Rumeli’yi fethe başladığı yıllarda ilk alınan yerlerden biri olmuştur. Müsellim askerleri ile POLOS Kalesini kuşatan 1.Murat karargahını bugün piknik alanı olarak kullanılan Tavşantepe mevkiinde kurar, kendisi de köyün olduğu ve altında gölgelendiği ulu bir ağacın altında kalenin haberini bekler. Polos kalesi stratejik konumu itibariyle iyi korunduğu için direnmektedir.

Kalenin alındığı haberi 1. Murat’a o ağacın altında müjdelenir. 1.Murat’da o ağacın altında söylediği kabul edilen meşhur sözünü söyler “ Sen, ne ulu ve devletli bir ağaçsın ki bu güzel haberi senin gölgende aldım” der. O günden itibaren o bölgede kurulan Türkmen köyünü adı “DEVLETLİAĞAÇ KÖYÜ” olur. Biz o gün orada olmadığımız için bu sözü söyledi mi bilmiyoruz ama bir gerçek var ki o da 656 yıldır o köyün değişmeyen adı DEVLETLİAĞAÇ olarak anılmaktadır.

O günlerin siyasi ve idari koşullarında yıkılan imparatorluklar, işgal edilen şehirler, yakılıp yağmalanan köyler insanları ve hayatları perişan etmektedir. Balkanlarda Kilisenin baskıları ve yerel derebeylerin soygunları ve yıkılmaya başlayan Bizans’ın yerini alan yeni Türk devleti Osmanlı Devleti adalet ve hoşgörüsü ile Balkanlarda insanların umudu olmaya başlamıştır. Hacı Bektaş Veli’nin Horasan erenleri, alevi ve Bektaşi dervişleri kimseyi din, ırk, dil ayrımı yapmadan kucaklayan insan sevgisi, bölgeyi işgal için savaşan müsellim askerlerinin yağma ve tecavüz için değil hak ve eşit davranış ve tutumları bölgede Türkmenleri ve onların dini değerlerini ön plana çıkarır. Hiç kimse dini görüşleri için aşağılanmaz ve hoş görü ile karşılanır. Halbuki o yıllarda Hıristiyanlar arasında cereyan eden Katolik –ORTADOKS ve Protestan savaşlarında binlerce mazlum insan öldürülür. Bu yeni gelenler bölge için bir kurtuluştur. Hacı Bektaş Veli’ni öğrencileri “ ELİNE, BELİNE VE DİLİNBE SAHİP OLACAKSIN” prensip ve öğütleri ile hareket ettikleri için bölgede Alevi-Bektaşi görüşü ve yaşam tarzı hakim olur. Hatta bazı din adamları “KATOLİK PAPAZLARININ KÜLAHINI GÖRMEKTENSE, MÜSLÜMAN SARIĞI GÖRMEYE RAZIYIM” diyerek özlem ve şikayetlerini dile getirirler.

1362 yılından beri bölgede insanların yaşam ve inanç tarzı ALEVİ-BEKTAŞİ yaşam ve inanç tarzı olarak devam eder. Alevi-Bektaşi inanç tarzının Türklerin yaşam tarzı olan ve kökenleri Şamanizme dayanan yaşam ve inanç tarzı olduğu için bu inanca TÜRK MÜSLÜMANLIĞI’ da diyebilir. Çünkü bu inançta hülle yoktur, Tanrı’ya inanmak ve ibadet etmek için korku yoktur. İnancın temeli sevgi ve saygıya dayanır, temeli insandır ve insana sevgi ve saygı göstermek Tanrıyı sevmek ve saygı göstermektir.

Devam eden gelenek “KASIM DEVESİ” etkinliği

Devletliağaç etkinliğinin en güzel ve belirleyici yanı olan Türkmenlerin Şamanizimden beri yaşatılan bazı gelenekleridir. Türkmenlerde yıl Rumi takvime göre değil doğanın iklim koşullarının takvimine göre belirlenir. Bu belirgin günler ise Hıdırellez ve Kasım günleridir. Olaylar kayda geçerken hep Hıdırellezden 40 gün sonra, on gün önce gibi yazılır. Ben doğduğumda da annem Kuran*ı Kerim’in arka sayfasına not düşmüş” Mustafa hgıdırellezi 40 gün geçe doğdu”. Bu tarihe göre benim Haziran 16 doğumlu olmam gerekirken, nüfus kağıdım okula başladığımız gün çıktığı için 01.09 olarak kayda geçmiş.

Hıdırellez Türk dünyasında doğanın uyanışı, baharın müjdecisi olarak geçer. Bugünü tüm Orta Asya halkları kendilerince bir kutsallık katarak Nevruz veya Yenigün, Hızır-İlyas peygamberlerin yılda bir defa buluşması gibi ritüel kalıplarda kutlarlar. Romanlar ise Hindistan ve Mısır’dan gelme gelenekler ile Baharın müjdecisi ve BABAFİNGO’NUN GELİŞİ OLARAK dere boylarında kutlarlar.

Hıdırellez, doğanın uyanışı, yeniden doğuş olarak Türk dünyasında kabul edildiği için her şeyin başlangıcı olur. Sıkıntılı geçen kış aylarından sonra doğanın uyanışı, tabiatta rengarenk açan çiçekler mis gibi kokuları ve renkleri insanlara yeni bir yaşamı müjdeler. Bölge genelde hayvancılık ile geçimini sağladığı için hayvan sürülerini yöneten çobanlar önemli bir saygı görür. Çoban deyip geçmeyin konuşamayan, hastalandığında derdini söyleyemeyen, sütüyle insanları besleyen, yapağısı ile giyim eşyalarının üretilmesine ham madde sağlayan koyunlar ve onların bakıcısı durumundaki çobanlar özel bir yerde tutulur ve saygı görür. Hıdırellez günü tüm çobanlar izinlidir. Köyün gençleri sürüleri otlatır ve sütlerini sağar, gece olunca da eğlenceler başlar.

Ayni döngü Kasım ayında da tekrarlanır. Çobanlar işi bırakır, gençler kendi hayvanlarının başına geçer. Kasım gecesi geleneksel deve oyunu başlar.

Köyün tüm gençleri birlikte köyün evlerini tek tek dolaşır, maniler söyler ve bahşiş isterler. Herkes gönlünce gençlere katkıda bulunur. Genç kızlarda ayrı bir evde toplanır, türküler söyler, maniler düzerler ve birlikte güzel saatler geçer. Köy delikanlıları yakın köyleri de ziyaret ederler ve maniler, türküler söylerler. Eğer gidilen bir evde gençlerin sevgilisi varsa o genç KASIM Devesinin içine girer ve sevgilisine gösterilerde bulunur. İşte bu güzel gelenek yıllar sonra Kofçaz ve Köylei Kültür ve Yardımlaşma Derneğinin önderliğinde düzenlenen piknik etkinliğinde yalnızca Devletliağaç köyünde yapılabilmektedir. Gelişen ekonomik sosyal şartlar artık bu tür ritüel eğlenceleri zorlamaya başlamıştır. Bu tür organizasyonlar büyük bir özveri emek ister ve ayrıca da bilgi ve tecrübe ister. Bu çabalarından dolayı dernek yönetimine ayrıca yöre olarak teşekkür etmek gerekmektedir.

Devletliağaç köylüleri işte bu zor şartları bilerek geleneklerimizi sürdürmeye çalışmaktadırlar. Kadınlarımız “YAĞLI ÇÖREK”, genç kızlarımız ise “ŞEKERSİZ KASIM LOKMASI” yaparak gelen misafirlere ikram ederler. Devletliağaç köyüne gidip “YAĞLI ÇÖREK” yemedi iseniz oraya gittim demeyin.

7 PERŞEMBE KURBANI

Hııdırellezden önceki ilk perşembeden başlayarak devam eden yedi PERŞEMBE günlerinde dualar okunup kurbanlar kesilir. Bu kurbanlara 7 Perşembe kurbanı adı verilmektedir. Kesilen kurbanlar fakirlere, gelen misafirlere, yolu köyden geçen yolculara ikram edilir.

Bu kısacık bilgilerden sonra Devletliağaç Kofçazlılar Geleneksel pikniğinin bölge için önemini anlatabildik mi bilemem. Devletliağaç köyünü tanımaya ise uzun bir zaman ve köylülerle sohbet gerek gerek.Köy Yörük-Türkmen geleneğinden, Alevi-Bektaşi öğretisi ve yaşam tarzından dolayı şairler diyarı gibidir. Kendiini şair kabul edip, kitap çıkaran nice şaire nispet yaparcasına öyle güzel şiirler dinlersiniz ki kimdir bu şairler diye merak edersiniz.

Bugün dernek başkanlığını yürütmekte olan Bahtiyar Ergül bir şiirinde köyünü şöyle anlatır.

Durun dostlar biraz kulak verin bize
Birazcık anlatayım kendimi size
Dostluklar kalpte yaşar, sen sahte yüze
Bakıyorsan beni tanıyamazsın
Bilirmisin sen bizim orayı
Dostluktan önce kimse tutmaz parayı
Çaresiz dosttaki açık yarayı
Sarmadıysan beni tanıyamazsın
Kümpet peçka vardı bilmezdik biz sobayı
Severek giyerdik dokuduğumuz abayı
Harman aktardığımız şişli yabayı
Bilmiyorsan beni tanıyamazsın
Sağdın mı hiçbir ineğin sütünü
Tattın mı hiç köy tavuğunun etini
Kuru mısır püskülünden tütünü
İçmediysen beni tanıyamazsın.

Ödünç al komşudan sormaz hiç parasını
Nifak yoktur kimse açmaz kimsenin arasını
Angıçtan yapılmış demet arabasını
Görmediysen beni tanıyamazsın
Devletliağaçlı Bahtiyar namın Kasım’dır
Bütün canlar bana yakın hısımdır
Bu Vatan’ı sevmeyen baba kanlı hısımdır
Diyemezsen beni tanıyamazsın.

Şiir böyle 13 kıta devam ediyor. Yolunuz düşerse ki mutlaka düşmeli, köy kahvesinde şiirin tamamını okuyup 656 yıllık Rumeli yaşamımızın kısa bir özetini okuyabilirsiniz ve insanları tanımaya başlarsınız.

Köyün bilinmeyen fakat yüzlerce şiirini biriktirdiği defterinin sayfalarından bir gün geniş kitlelere ulaşacağına inanan değerli bir başka şairi Ali Rıza Başkurt’tan bir şiir.

KENDİNE SOR
Mutluluğu kendine sor
Yalnızlık mı?
Hayır
Yoksa her şeye sahip olmak mı?
Asla
Bahardaki haz mı ?
Eh biraz
Kalplerdeki heyecan mı?
Olabilir
Sevmektir o, hem de delicesine
Doğa ile bütünleşmek
Zorluklara karşı koymaktır
İnanmaktır kadere
Hayvanlarla, çiçeklerle konuşmaktır
“O” hissetmektir.
22.05.1993-Cumartesi

İnsanı insan yapan en değerli özelliği kalbinde taşıdığı sevgidir. İnsanı, doğayı,hayvanı seven insan mutluluğu hisseder ve yaşar. Şairimizi Ali RIZA BUNU KISACA ÖZETLEMİŞ VE ÖNCE KENDİNE SOR DEMİŞ.

Yörede Alevi-Bektaşi geleneği yaşatıldığı için 700 yıl önce Horasan Erenlerinden, Hacı Bektaş Veli’nin talebelerinden Abdal Musa’nın öğütleri hala önemsenir ve yaşam felsefesi olarak kabul edilir. Ne demiş Abdal Musa; “Mümin ol. Halim selim ol. Ahde vefa et. Musibete sabret. Sözü düşün, sonra söyle. İbadete, malına güvenme. Yalan söyleme. Hak divanından ayrılma. Bilmediğin kişiye yar olma. Vaktini zayi etme. Kimsenin uğradığı kötü duruma gülme. Kendinden ulu kimse ile mücadele etme. Dünya için gönlünü mahzun etme. Mevki sahibi kimseye yüzsuyu dökme”.

Bugün içinde geçerli değil mi? Merak edenler olursa kimdir bu Abdal Musa diye. O kendini şöyle tanıtmış zaten.

“Kim ne bilür bizi nice soydanuz
Ne zerre ottan ne hod sudanuz

Bizim meftunumuz marifet söyler
Biz Horasan mülkündeki baydanuz

Abdal Musa oldum geldim zemana
Arif anlar bizi nice sırdanuz”

Bilmem anlatabildik mi?

Tavşantepe bölgesinde 1.Murat ilke başlayan yolculuğumuz bizi nerelere götürdü Aslında bu olay Rumeliye gelişimizle başlayan bir destanın kısa özetidir ve yaşam devam etmektedir. Etkinlikte tanıdığımız bir başka şairimiz, Bektaşi dedesi Derviş Hüseyin Çetin’in şiiri ile destanımızı ve etkinliğimizi özetleyelim. Aslında şairler olayları öyle güzel özetlemiş ki, fazla söze gerek kalmamış..

HÜSEYİN ÇAKIR
Çivi ile yazı yazdık taşlara
Mete ile ok savurduk kuşlara
Elif tacı külah ettik başlara
Horasan’da Yafes ile konuştuk
Oğuz, Şaman büyüsüylen
Dede Korkut türküsüylen
Horasanda Yeseviylen
Biz’de Aliyle tanıştık
Biz Aliyle tanışalı
Olduk Yezidle kavgalı
Sorduk kendimiz nereli
Hünkar ile Karahöyükte görüştük
Güvercin idik karadutla beslendik
Uyur idik uyardılar irkildik
Geldik Karamanda biraz dinlendik
Rumelinde Kızıldeli’ den sayıldık
700 yıl biz burada oturduk
Kelam dedik yazı yazdık okuduk
Bedreddin’i Deli Orman da sakladık
Bulununca biz Bedreddinli bilindik
Oğuz idik buralara gelirken
Amuca olduk Balkanları beklerken
Kuşak ile yeşil aba giyerken
Gül açmıştı kırmızıya kapıldık

MUSTAFA KARACA- SARANTALI KÖYLÜM