Din ve Ahlak Reformu – Hz.Muhammed ve İslam Halifeleri

96

Din ve Ahlak Reformu

Hz.Muhammed ve İslam Halifeleri

Hz.Osman’ın Kuran üzerindeki kanı

İslam dünyası kutsal günlerin hatırına, sevgi, saygı ve huzur dolu günler yaşaması gerekiyorken, her gün terör ve savaş tehlikesi haberleri ile sarsılıyor. İslam dünyasındaki bitmeyen bu kin ve terör kavgalarının sebeplerini savaşanlar bile unutmuş görünüyor.

Allah’ın elçisi Hz. Muhammed, vahiy yolu ile indirilen Kur’an-ı Kerim’i tebliğ ederek Arap dünyasında yeni bir din, anlayış ve sosyal bir düzenleme getirmişti. Mekke putperestlerine karşı İslam dinini kabul ettirme mücadelesi verirken, savaşmak zorunda kalmıştı. Mekke putperestlerine karşı verdiği BEDİR, UHUT ve HENDEK Savaşlarında, kendini ve inananlarını savunmuş ve yok edilmekten koruyarak İslam dinini kabul ettirebilmişti.

Hz. Muhammed dinini ve sosyal görüşlerini kabul ettirdikten sonra, Kur’an ayetlerine göre şekillenmeye başlayan Arap toplumu kısa sürede üzerindeki durgunluğu atmış, Kur’an’ın ayetlerinde belirtildiği gibi, hırsızlık, haksızlık ve kötülüklerden uzak kalarak, gelişmeye başlamıştır. Haksızlığın olmadığı, adaletin çalıştığı, herkesin Allah katında eşit ve hür sayıldığı bu yeni dünya görüşü, Mekke ve sınırlarını aşarak bölgeye hakim olmaya başlamıştır. Önceleri suçlanan, kırbaçlanan, ölümle yargılanıp öldürülen Müslümanlar gitmiş, onun yerine herkesin bu yeni dinin ve peygamberinin getirdiği güzelliklerden faydalanmak amacıyla Müslüman olmaya başladığı ve İslam’ı kabul ettiği günler başlamıştır.

Müslümanlar güçlü ordular kurarak, komşu ülkeleri de İslam’a davet etmek amacıyla “Cihat” adı verdikleri din seferleri ile savaşa başlamışlardır. Savaşlardan elde ettikleri ganimetler ile zenginleşmeye başlayan Arap toplumu giderek bölgesel bir güç olmuştur.

Savaşların ve savaşlarda elde edilen ganimetlerin getirdiği bolluk ve zenginlik peygamberin sağlığında Arap dünyasında iktidar savaşlarını başlatmıştır. Yaklaşan tehlikeyi gören Hz. Muhammed bir konuşmasında;

“Rekabet ve kin duygusunun varlıkla birlikte geleceğini bildirmişti. Gerçekten de öyle olmuştu; aralarına çıkar ayrılıkları girdikçe, Müslümanların birliği bozuluyor, eski içtenlik ve gerçek dostluk hiç bir yerde görülmez oluyordu. Artık Müslümanlar da Bizanslılar -ve İranlılar gibi, saraylarda oturuyor, değerli kumaşlardan elbiseler giyiyorlardı. Hz. Muhammet (s.a.v)’in döneminde yaşamış olanlar yaşlanmışlardı. Onların yerine geçen yeni kuşak eskilerin ülkülerine bağlılığından yoksundu. Madde ve çıkar onlara daha çekici geliyordu.

Öte yandan Kureyş’in iki kolu olan Haşimiler ve Emeviler birbirlerine düşman kesilmişlerdi. Emeviler, Hz. Osman’la olan yakın akrabalıklarından yararlanıp bütün yüksek memurlukları ellerine geçirmişlerdi. Bu durumdan en çok Haşimiler yakınıyorlardı.”
Kaynak : http://www.forumdas.net/konu/hz-osmanin-olumu.103357/#ixzz3FNPXhwZS

Yaşanmaya başlayan bu iktidar hırsı ve getirdiği rekabet öylesine ileri safhalara kadar gelmişti ki; Hz. Muhammed pazartesi günü öldüğünde cenazesi bırakılıp, kimin halife olacağı pazarlıkları ön plana çıktığı için, ancak Çarşamba günü öldüğü Hz. Ayşe’nin odasına gömülebilmişti.

İslam dünyasında artık iktidar kavgaları başlamıştır. Kazanmak için her yolun mübah sayıldığı EMEVİ görüşü büyük bir hızla güç kazanmaya başlamıştır. Hz. Muhammed’in ölümünden sonra 1. Halife seçilen Hz. Ebubekir, her ne kadar adil davranmaya çalışsa da; iktidar ve çıkar hırsı ile mücadele edenlerle yeteri kadar mücadele edememiştir. 10 yıllık halifelik döneminden sonra 2. Halife Ömer zamanında bu kavgalar halifeleri öldürmeye kadar uzamıştır. Hz. Ömer adaletli davranması, herkesin hakkını savunması ve yoksullara yardım etmesi ile ün kazanmasına rağmen basit bir olay bahane edilerek namaz kıldığı sırada, alnı secdeye vardığında sırtından hançerlenerek öldürülmüştür.

İktidar hırsı ve kazanılan ganimetlerden fazla pay alma düşüncesi Hz.Osman zamanında doruğa çıkmıştır. Hz. Osman akrabaları olan Emeviler’i daha fazla kayırıp, devlet işlerinde yüksek mevkiler verip, savaş ganimetlerinden haksız yere fazla paylar almaya başlamaları, ayrışmayı hızlandırmıştır. Bu haksızlıklara karşı çıkan Hz. Ali yavaş yavaş Emevilerin düşmanlığını üzerine çekmeye başlamıştır. Herkese eşit ve adil davranılmasını, ganimetlerin eşit paylaşılmasını isteyen Hz. Ali istenmeyen ve sevilmeyen adam ilan edilmeye başlamıştır.

Hz.Osman verdiği bunca tavize rağmen çıkarcıların hırslarını karşılamakta zorlanmıştır. Nihayet olayı isyan boyutuna vardıran çıkarcılar, Hz. Osman’ı da evinde katletmişlerdir. Çıkan isyan sonunda Mekke’yi işgal eden isyancılar Hz.Osman’ın cenazesinin kaldırılmasına dahi izin vermemişlerdir. Çıkan kargaşayı bastıran Hz.Ali, ancak kargaşa bittikten sonra Hz.Osman’ın cenazesini defnedebilmiştir. Kargaşa çıkaranlar Hz.Osman’ın cenazesinin arkasından dahi hakaretlerine devam etmişlerdir.

Bu nasıl çirkin bir iktidar hırsıdır ki; Allahın Elçisi ve onun halifesini katledip, cenazesini günlerce ortada bırakacak kadar gaflet içine düşmüşlerdir.

“İsyancılar iki gün Medine’ye egemen oldular. Korkusundan kimse sokağa çıkamıyordu. Hz. Osman’ın cesedi iki gün olduğu yerde kaldı. Sonunda Hz. Ali, Hz. Osman’ın gömülmesi için harekete geçti. Ölüyü taşlamak isteyen isyancıları dağıttı. Hz. Osman’ın cenazesi, Medinelilerden ancak 20 kişi tarafından kaldırılarak gömüldü.
Hz. Osman’ın Kur’an-ı Kerim üzerine sıçrayan kanı hiç bir zaman kurumadı. Müslümanlar arasındaki savaşın başlangıcı oldu. Yüzyıllarca, sanki bu kanın kurumasını önlemek istercesine, mezhep kavgalarıyla Müslümanlar birbirlerinin kanını akıtıp durdular.”
Kaynak : http://www.forumdas.net/konu/hz-osmanin-olumu.103357/#ixzz3FNYdpGyr

Hz.Ali gücü ile isyanı bastırıp halifeliğini ilan etmesine rağmen, Kur’an’dan hızla uzaklaşan gözlerini kin ve iktidar hırsı bürümüş olan Müslümanları durdurmak artık çok zordur. Hz.Osman’ın Kur’an üzerine düşen kanı bu katil gurupları lanetlemiştir. Sürekli komşulara saldırı, yağma ve talandan elde edilen ganimetler insanları doyumsuz hale getirmiştir. Ganimetlerden daha çok pay, sürekli haksız ve fazla kazanç hırsı, Hz. Ali iktidarını da sarsmaya başlar. Savaşa katılmadığı halde savaş ganimetlerinden pay isteyen kardeşine hak etmediği payı vermeyen Hz. Ali, en yakını, kardeşini bile bu hırs ve kine karşı kaybetmiştir. Hz.Ali’den istediğini alamayan kardeşi Akil, Şam valisi Muaviye’ye giderek ağabeyi Hz. Ali’yi şikayet etmiştir.

Hz.Ali dürüst ve ilkeli bir insandır. Dürüstlüğünden ve ilkelerinden asla taviz vermez. İktidar hırsı uğruna asla adaletsizliğe ve hak edilmeyen paylaşımlara izin vermez. Diğer tarafta, iktidar hırsı ve haksız kazanç isteyenlerin teşvik ettiği Şam Valisi Muaviye, Hz. Ali’ye karşı savaş ilan eder. 657 yılında Muaviye ve Hz.Ali orduları SIFFİN’de karşılaşır. Savaşı kaybedeceğini anlayan Muaviye ordusundaki askerlere “yanınızda bulunan Kur’an-ı Kerim ayetlerini yırtın ve mızraklarınızın ucuna koyun” diye emir verir. Hz.Ali savaşa devam ederse Kur’an’a karşı savaşmış olacaktır. Bu rezil ve kazanmak için her yolun geçerli sayıldığı düşünce karşısında Hz.Ali savaşı durdurup, hakem tayin edilmesini kabul eder. Ancak, adil olduğu düşünülen “Hakem vakası” bile Müslümanlar arasında ayrılığa sebep olur.

“Hz.Ali’nin hakem isteğine boyun eğmesinden rahatsız olan taraflarından büyük bir grup, “Hüküm yalnızca Allah’ındır,” (En’am: 57) ayetini öne sürerek bu durumu protesto ettiler. Bu grup hakem heyeti kurmanın Kur’an’daki “İki Müslüman gruptan biri diğerine saldırırsa, saldıranla (mütecavizle) Allah’ın emrine dönünceye kadar savaşın,” (Hucûrat:9) emrine karşı gelmek olduğuna inanıyorlardı.

Bu aşırı dindar gruptan küçük bir kısmı Harûrâ köyüne çekildi ve gruptan ayrıldıkları için Haricîler (dışarıdakiler) olarak anılmaya başlandı.”

Sıffin Savaşından 4 yıl sonra, 661 yılında Hz. Ali, Hariciler tarafından öldürülür. Şam valisi Muaviye halifeliğini ilan eder. İslam dünyasında yeni bir kanlı dönem başlar. Kazanmanın her türlü yolunun mübah sayıldığı, zenginleşmenin sadece yağma ve talan ile elde edilen ganimetlerle mümkün olduğu bu Emevi saltanatı döneminde İslam adına yapıldığı iddia edilen ve adına Cihat denen bu kanlı savaşlarda tüm komşu ülkeler yağmalanır. Muaviye’ nin yerine geçen oğlu Yezid olayı daha ileri boyutlara taşır ve kendisine biat etmeyen herkesin katlini emreder. Bu kanlı emirle, kendisine biat etmeyen  Hz. Muhammed’in torunlar Hasan ve Hüseyin Kerbela’ da katledilir. İslam’ ın üç halifesini öldüren, Hz.Muhammed’in torunlarını katleden bu Emevi vahşetinin önünde artık hiçbir güç duramaz.

Çalışmadan, üretmeden, adaletten yoksun bir toplum haline gelen Arap dünyası,   din uğruna yapıldığı iddia edilen cihatlar ile yüzlerce yıl sürecek olan kanlı bir savaş döneminin içinde bulur kendini. Bu cihatlar ile, o yıllarda (8.yy-10.yy) Maveraün Nehrin karşı yakasında yaşayan, kadınları ve çocukları ile birlikte çalışıp birlikte üreten ve ürettiklerini eşit bir şekilde paylaştığı için zenginleşen Türk kabileleri Arap akınları ile sarsılmaya başlar. Arap orduları Cihat adına saldırılar düzenleyip Türk şehir ve köylerini yağmalamaya başlar. Savaşların esas amacı yağma ve ganimet elde etmek olmasına rağmen, Din ve Cihat maskesi altında gizlenir. Saldırılarda on binlerce Türk katledilir. İki yüz yıl süren ve Türklerin zorla islamı kabul etmesine sebep olan bu saldırılar tüm zenginlikler talan ve yağma edilene kadar durmak bilmez.

Yukarıda özetlemeye çalıştığımız bu gelişmeler ışığında İslam dünyasında bugün dahi bitmeyen bu kanlı olaylar, Hz. Osman’ ın Kur’an üzerindeki kanı kuruyana kadar, halifelerini ve peygamber torunlarını katledenlerin Allah katında cezalarının bağışlanacağı güne kadar bitmeyecek gibi. Bugün adına IŞİD denilen örgüt (Irak Şam İslam Devleti) çok manidardır ki ayni bölgelerden doğmuştur. Muaviye ve Yezid’in kötü ruhu yeniden hortlamış ve 1400 yıl öncesinin olayları yeniden yaşanmaya başlamış gibidir. Ancak Dünya 1400 yıl öncesinin dünyası değildir bugün. Olaylar elbette kısa sürede bitecektir ama binlerce insan boşu boşuna bu bedeli kanlarıyla ödemek zorunda kalacaktır. İslam dünyası bu olaylardan sonra oturup dinin bir daha böyle yobazlarca istismar edilmemesi için yeniden bir değerleme yapması, İslam dünyasında kaybolmaya başlayan ahlaki yapının yeniden kazanılması için ciddi bir çalışma yapmalıdır. Bunun adına “DİN VE AHLAK REFORMU” da diyebiliriz, İslam bilginlerinin önereceği bir başka çalışma ismi de diyebiliriz, fakat hemen çalışmaların başlamasını dileriz.

Mustafa Karaca-Sarantalı Köylüm