Dünya Şiir Günü

21 Mart Dünya Şiir Günü – Baharın müjdecisi Nevruz – Gece ile Gündüz’ ün eşit olduğu gün.

Mart ayı öylesine yoğun bir gündem ile hızla geçiyor ki, takip etmek zor. Mart ayının bildiğimiz özelliklerine her gün bir yenisi ekleniyor. 1 Mart ile başlayan hafta “Vergi Haftası” olarak çeşitli etkinliklere misafirlik etti. Verginin ülke kalkınmasında ve yaşamasındaki önemi anlatıldı. Vergi kaçıranların yüzü kızarmıştır az da olsa. Ancak halkın ödediği vergilerden siyasi partilere yapılan hazine yardımlarının hak ettikleri yerlere gitmediğini üzülerek öğrendik. Refah Partisi’nin hazineden aldığı yardımı buharlaştırıp kamuoyunda “KAYIP TRİLYON DAVASI” olarak bilinen rahmetli Erbakan’ ın trilyoncukları meğer Boğazda yalı, Konya’ da fabrika olup buharlaşıvermiş. Kardeşler arasında miras kavgası çıkmasa hiç haberimiz olmayacakmış. Hayırlı olsun, aile içi kavgadır demek lazım ama dilimiz varmıyor doğrusu. Çünkü o kayıp trilyonun içinde bizim gibi vergi mükelleflerinin de birkaç kuruşu var. Ben kendi payıma hakkımı helal etmem herhalde. Kendisi hayatta olsa idi böyle şeylere izin vermez ve o sevimli haliyle “Sizi gidi, yetim hakkı yiyenler sizi” diye söylenirdi.

Mart ayı bir önemli güne daha misafirlik etti. “DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ” 8 Mart 1857 tarihinde daha iyi çalışma koşulları için çalıştıkları tekstil fabrikasında greve giden kadın işçilere polis müdahele eder. 129 kadın işçi hayatını kaybeder. Bu olay ABD New York kentinde yaşanmasına rağmen ancak 8 Mart 1921 tarihinde Moskova’ da toplanan 3.Uluslararası Kadınlar Gününde, tekrar gündeme geldi ve kutlanmaya başladı. Dünya’ da örnek olacak şekilde Türkiye’ de 8.Mart.1921 tarihinde Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak kutlandı. Ancak daha sonra 1975 yılına kadar gerektiği gibi kutlanmadı. 12 Eylül ile ise tamamen gündemden çıktı. Daha sonra Dünya Kadın Örgütleri ile ilişkilerini sürdüren kadın örgütlerimiz tarafından yeniden gündeme geldi.

2012 yılı 8 Mart ise yine Dünya’ ya örnek olacak bir davranış ile Kırklareli’ nde kutlandı. Belki de bu güne kadar yapılan en anlamlı ve en güzel kutlama idi. Kırklareli Emniyet Müdürlüğü çalışan tüm kadın personeline ve o gün Emniyet Müdürlüğü’ nü ziyaret eden bayanlara bir kırmızı karanfil hediye ederek güzel bir jest yaptı. Hayatı boyunca belki de hiç karanfil almamış bir köylü ninenin sevinci görülmeye değerdi. Kırklareli Emniyet Müdürlüğünü bu güzel davranışından dolayı kutluyoruz. 155 yıl önceki New York polisinin ayıbını Kırklareli polisi silmiş oldu. 155 nolu telefonun hikmeti bu olsa gerek..

14 Mart Tıp Bayramını bu yıl sağlık emekçilerimiz biraz buruk kutladı. Hükümet ile Tabip Odaları arsında süregelen tam gün yasası problemi tarafları zorlamaktadır. Bir tarafta sağlık sömürüsüne izin vermeyeceğini iddia eden hükümet, diğer tarafta emeğinin hakkını almak için uğraşan sağlık çalışanları. Sağlık denilince akla tabii ki doktorlar gelmektedir fakat, onların yardımcı hizmetlerinde çalışan sağlık personelinin de emekleri ve hizmetleri yadsınamayacak kadar önemlidir. Biz olayı doktorların problemleri olarak değil tüm sağlık hizmetinde çalışan emekçilerin problemi olarak kabul etmek istiyoruz.

18 Mart 1915 günü Çanakkale Boğazı’ nı geçip İstanbul’ u işgal etmek isteyen İngiliz ve Fransız Deniz Kuvvetleri beklemedikleri bir direniş ile karşılaşır. Bitti denilip paylaşma masasına yatırılan Osmanlı İmparatorluğu işgal deniz kuvvetlerine beklemediği bir ders verir. Boğazı çabuk geçip, akşam yemeğini İstanbul’ da Sultan’ın Sarayında yemeyi hayal eden komutanlar ve gemiler Çanakkale Boğazı’ nın serin sularına gömülür. Türk Ordusunun en ümitsiz olduğu günlerde bile nasıl kahramanlar çıkardığını tarih sayfalarına bir daha yazar. 18 Mart emperyalizme karşı Osmanlının kazandığı son zafer olduğu içinde çok önemlidir. Deniz Kuvvetleri olmadan da denizde savaş kazanılabileceği içinde çok önemlidir. Çanakkale Zaferi tarihte hiçbir abartıya kaçmadan, düşmanı hakir görmeden kutladığımız önemli zaferdir. İşte bu sebeple bize karşı savaşan Anzak askerlerinin torunları her yıl dedelerinin şehit olduğu yerleri görmek için Avusturalya ve Yeni Zelanda’ dan buralara gelir. Çünkü o zaferlerin kahraman komutanı Mustafa Kemal, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olarak yaptığı konuşmada, uzak diyarlara evlatlarını savaşa gönderen annelere seslenir. Onların bizim askerlerimizi öldüren bir düşman olarak değil, artık bizim şehitlerimizle yatan evlatlarımız olduğunu belirtir. Bu konuşma annelerin yüreklerine işler. Evlatlarını kaybetmenin utancını değil, böyle kahraman ve asil bir askere mağlup olmanın onurunu hissederler. Çünkü biz o gün haklı idik ve Vatanımızı işgalden korumak için savaşıyorduk. Bu sebepledir ki evlatlarını kaybettikleri ülkeyi her yıl ziyaret ederler. Söylediği sözleri park ve meydanlarda ibret alıp okunsun diye yazıp asarlar. Çanakkale Zafer kutlamaları yıllardır şehitlerin asaletine yakışır bir biçimde, tarihten ders alınacak şekilde ve asla unutulmamak için her yıl Çanakkale Zaferi olarak kutlanır. Bu zafer savaşta yitirilen askerlere karşı değil, bir ülkeyi işgal etmek isteyen emperyalist düşünceye karşı kazanıldığı için önemlidir.

21 Mart’ a geldiğimizde ise 3 önemli kutlama birden yapıldı. Eşitsizliğin hakim olduğu bir dünya’ da bir günlüğüne de olsa bir eşitlik yaşandı. Gece ile gündüz yılda bir defa birbirinden ne az ne de fazla zaman olarak eşit oldu. Belki gün gelir bir kuruluş eşitlik günü olarak kutlamaya kalkar. Belli mi olur?

Baharın müjdecisi Nevruz’ u doğu dünyası binlerce yıldır çeşitli şekillerde kutlamaktadır. Ancak Nevruz, Newroz olarak kutlanmak istenildiğinden beri tadı kaçtı. Her sebeple bir olay çıkarmaya çalışıp ağzındaki baklayı çıkarmayan ayrılıkçılar yine dehşet saçtı. Polisin sabırlı ve toleranslı tavırlarından cesaret alan zorbalar her tarafı yakıp yıktı. Dükkanların camları kırıldı, belediye otobüsleri ve otomobiller zarar gördü. Bu nasıl bir bahar kutlamasıdır anlamak zor oluyor. Amaç ise gizlenmeyecek veya gizlemeye gerek kalmayacak kadar açık. Kafamıza kafamıza vurup canımızı yakıyorlar ama biz yine anlamak istememekte direniyoruz. Bütün bu terör ve talanların amacı, Bağımsız bir Kürdistan için. Bereket Nevroz dolayısıyla Barzani baklayı ağzından çıkardı. Artık federe devlet veya anadilde eğitim gibi uyduruk sebepler onlara yetmemeye başlamıştı. Gerçek amaç açıklandı. Sonu baştan belli bu çirkin oyunun çözülmesi için binlerce insanın ölmesi ve trilyonlarca maddi kaybın olması mı gerekiyordu. İnanın bu harcanan paraların çok azı bile bu insanları insan gibi yaşatmaya yeterdi.

21 Mart günü yine çok önemli bir başka etkinlikle kutlandı. “DÜNYA ŞİİR GÜNÜ”. İnsan var olduğundan beri şiir de vardı. Güzel kelimeleri seçip büyülü bir aheng içinde söyleyen kişilere şair, bu güzel söz dizilerine ise şiir denildi. Şair, Arapça, “SAHİR” – “BÜYÜCÜ” kelimesinden geldiği için, çağlar boyunca yerel egemenler şairlerden korkmuştur. Şairin her söylediği söz insanlar üzerinde büyük etkiler yarattığı için egemenler zaman zaman toplumsal olaylardan şairleri suçlu bulmuşlardır. Halbuki silahı, askeri gücü olmayan şairin nesinden korkmuştur yerel egemenler. Asker onlarda, silah onlarda, güç onlarda. Şairin bütün gücü satırlara dökülen sihirli kelimelerde. İşte o kelimeler ki, askerden, silahtan, iktidardan daha güçlü olabilmiştir. Şairler batıda veya doğuda, islamda veya diğer dinlerde fark etmemiş hep ayni kadere razı olmuşlardır. Hallacı Mansur’dan, Nazım Hikmet’ e hep ayni kaderi paylaşmışlardır. Egemenlere süslü elbiseler, görkemli konaklar düşerken, şairlere ya idam sehpası, ya hapishanenin rutubetli duvarları düşmüştür. Fakat şair hiçbir zaman başını öne eğmemiştir. Son şiir ustalarımızdan Sebahattin Ali’ in Sinop Hapishanesinden seslendiği gibi “Aldırma gönül aldırma. Yeter ki başını öne eğme” demişlerdir. Sebahattin Ali’ in ise şiirinde dediği gibi, dağlar meskeni olmuştur. Istıranca Dağlarının eteklerinde bir taşın dibinde uyumaktadır. O fiziken uyumaktadır aman şiirleri zaman zaman esen deli Trakya rüzgarları ile insanların vicdanlarına esmektedir.

Şiir bu kadar önemli olur da, bir kutlama günü olmaz mı? 1999 yılına kadar olmamış. Her fırsatta bir şeyleri kutlamaya ve gün ilan etmeye alışmış toplum egemenleri nedense şiirden hep uzak kalmışlardır. Ancak 21 Nisan 1996 tarihinde iki Türk şairi, TARIK GÜNERSEL ve GÜNSELİ İNAL ‘ ın önerileri ile 21 Mart 1999 Unesco tarafından “DÜNYA ŞİİR GÜNÜ” günü olarak kutlanmaya başlamıştır. Dünya şiirinde her geçen gün etkinliklerini arttırmaya başlayan Türk şairleri bu yılda önemli bir başarı elde etmişlerdir. Bu yıl ki Dünya Şiir Günü Bildirisini PEN ÖDÜL sahibi şair SENNUR SEZER okuma şerefine ulaşmıştır.

Türk şiirinde bu gelişmeleri dikkatle izleyen ve kendini her geçen gün aşan Kırklareli şairleri böyle önemli bir şiir gününde duygularını büyük bir çoşku ile dile getirdi. Önceleri “Kırkların Sesi Şairler Gurubu” olarak toplanan şairler 2008 yılında dernek çatısı altında toplanarak çalışmalarını “KIRKSEDER” çatısı altında sürdürmektedir. Her ayın ilk Cumartesi günü Kırklareli İl Halk Kütüphanesinde toplanan şairlerin toplantıları tam bir edebiyat şöleni şeklinde geçmektedir. Zaman geçiyor, bizim istemimiz dışında. Çağının seslerini işleyip sözlere döken şairler ise geçen zaman içinde güçlenerek gelecek zamanlara selamlar ve mesajlar göndermektedirler. Tabii anlamak isteyene. Sözü KIRKSEDER Başkanı Erman Ulusoy’ un konu ile ilgili bir şiir ile noktalayalım.

HÜZÜNLER İÇİNDE KALDIM, GİDERİM
Şu hayat yoluna çıktım çıkalı,
Sonunu bilmeden daldım, giderim.
Felek omuzuma dertler yıkalı,
Hüzünler içinde kaldım, giderim.
Baharlar yaşadım, yazlar yaşadım,
Acılar yaşadım, hazlar yaşadım,
Bilemem menzile kaldı kaç adım,
Hüzünler içinde kaldım, giderim.
Mutluluk lügatta yazan kelime,
Söylesem yakışmaz zaten dilime,
Bakıp da ağlarım şu ahvalime,
Hüzünler içinde kaldım, giderim.
Erman Ulusoy