ELMACIK KÖYÜ 2.YAMAÇ PARAŞÜT FESTİVALİ

ELMACIK KÖYÜ-KOFÇAZ-KIRKLARELİ

 

08.-09. TEMMUZ.2017

Kofçaz İlçesi Elmacık Köyü bu yıl 2. Defa Yamaç Paraşütçülerini konuk etti. Milli Yamaç Paraşütçü Mete Gökçadır’ın önderliğinde Kırklareli Valiliği’nin desteği, Kırklareli İl Özel İdaresi’nin lojistik yardımları, Elmacık Köyü Muhtarlığının ve Elmacık köylülerinin güzel misafirperverliği,  Lüleburgaz Doğa Sporları Kulübü ve sporcularının katılımı ile gerçekleşen organizasyona bu yıl “YAMAÇ PARAŞÜTÜ FESTİVALİ” adı verildi. Bildiğimiz klasik festivaller gibi olmasa da, Kırklareli’nin 3. Kofçaz İlçesinin ise 2. Festivali olarak ilgi çekti. (1.si Kofçaz Bal ve Ceviz Festivali). Kırklareli’ den çok sayıda meraklı gerek kendi araçları ile gerekse İl Özel İdaresinin temin ettiği araçlarla festival alanına ( uçuş alanı da diyebiliriz) ulaştılar.

 

 

 

 

Festivale Kırklareli Valisi Osman Çiftçi, Kırklareli Milletvekili Selahattin Minsolmaz, İl Özel İdare Sekreteri Ziya Eser, Kofçaz Kaymakamı , Elmacık Köyü Muhtarı Sebahattin Koç ve çok sayıda bürokrat katılım gösterdi. Ayni gün CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun Ankara-İstanbul yürüyüşünün sona ermesi ve İstanbul Maltepe’de yapacağı miting için Kırklarelililerin çoğu İstanbul’a gitmiş olduğundan  butür organizasyonlara gönüllü katılıp destek veren Belediye Başkanı Mehmet Siyam Kesimoğlu ve Kırklareli CHP Milletvekilleri katılım sağlayamadılar.

Festivale, Gençlik ve Spor Bakanlığınca düzenlenen “Gençlik Kampı” kapsamında kentte bulunan Meksika, Rusya, Kuzey Kore, Ukrayna ve Hong Kong’dan gelen yaklaşık 15 öğrenci de katıldı

 

 

YAMAÇ PARAŞÜTÜ NEDİR

İşe yüksekten başlayıp, etkinliğin adını festival koyduk ama, biz dahil sorduğumuz çok kişi” Yamaç paraşütü” nedir dediğimizde fazla bir bilgimizin olmadığını gördük. Gelin önce Yamaç Parşütü nedir kısaca bir tanıtım yapalım.

“Yamaç paraşütü, isminde paraşüt kelimesi geçmesine karşın serbest paraşütten son derece farklı, en az onun kadar heyecanlı, eğlenceli ve hayatının bir döneminde uçmaya ilgi duymuş her insan için de “keşke yapabilsem” diyeceği türden çok özel bir zevk. Şimdi de bu güzide sporu birlikte tanıyalım… Nereden doğdu ve nasıl? Filmi 1980’li yılların başına sardığımızda, serbest paraşüt o dönemde zaten yıllardır yapılan bir spordu ancak her konuda olduğu gibi burada da yenilikçi bir takım kişiler mevcuttu. Bu kişiler (her nedense) normal paraşütlerle yüksek bir yerden, mesela uçaktan atlamak yerine yamaçlardan, dağlardan tepelerden uçuş denemeleri yaparak işe başladılar. Bunun en büyük nedeni olarak paraşüte oranla daha hafif, daha esnek ve daha yumuşak bir hava aracı arayışında olmalarını gösterebiliriz. Zamanla bu denemeler neticesinde aerodinamik yapısı normal paraşütten daha farklı, havada süzülmeyi daha da kolaylaştıran (ancak bu kolaylığın en ideal şekilde sağlandığı delta kanatlardan da daha az maliyetli ve daha kolay kurulumlu) paraşütler tasarlandı. Ve bugün adına yamaç paraşütçülüğü dediğimiz yeni bir havacılık sporu doğmuş oldu. Günümüzde dünyanın her ülkesinde bu sporu yapanların sayısı giderek artıyor. Çünkü serbest paraşütten farklı olarak yamaç paraşütünde yüzlerce kilometre boyunca havada süzülmek (hatta “yükselmek”) ve saatlerce uçabilmek mümkün… Bunun yanında yamaç paraşütünün en büyük avantajı diğer hava araçlarına göre çok daha kolay havalanması, daha kolay yönlendirilip indirilebilmesi. Ayrıca kalkıştan önce sadece birkaç dakikada hazırlanabilir ve inişten sonra da derhal toplanıp bir sırt çantası büyüklüğüne getirilebilir. Ve en önemlisi temel uçuş becerisi, sadece birkaç haftalık eğitimle kazanılabilir.

kaynak: http://www.on5yirmi5.com/haber/spor/diger-dallar/90741/yamac-parasutu-nedir-nasil-yapilir.html”)

İnternet kaynaklarında bu konuda çok daha detaylı bilgiler elde edilebilinir. Ancak anladığımız şu ki bu olay çok hızlı bir şekilde uluslararası bir boyut kazanacak. Çünkü Yamaç Paraşütü dünyada hızla gelişen ve sınır tanımayan bir spor etkinliği olarak yapılmaya başlandı. Elmacık Köyü HAMASİ TEPE-KOCABAYIR- KÜÇÜK BABA Tepeleri arasında kalan coğrafi bölge dünyada az rastlanan bir hava akımına sahip. Ayni anda iki üç yerden ters rüzgarlar esebiliyor ve her yöne uçuş mümkün. Türkiye ve Dünyadaki Yamaç Paraşüt alanlarını incelediğimizde hiç birinde bulunmayan mükemmel bir rüzgar esintisine sahip. Bu özelliğinden dolayı Elmacık Köyü Dünyanın 5. Önemli Yamaç Paraşüt merkezi olabilir.

UÇMAK ÖZGÜRLÜKTÜR

İnsanoğlu kuşları tanımaya başladıktan sonra onlar gibi havada uçabilmeyi, istediği dala konabilmeyi yani özgür hareket edebilmeyi hep istemiştir. İnsanlık serüveni boyunca bu konuda çalışmalar yapılmıştır. İki ayağı yere basmak ve öyle yaşamak zorunda kalan bir canlı için bir an için dahi olsa havalarda özgürce dolaşabilmenin özlemi insanlarda hep var olmuştur. İnsanoğlu uçmanın özgürlük olduğunu yere çakılı yürüdüğünden beri hep hissetmiştir.

 

Türk dünyasının tanıdığı ilk uçan insan Hezarfen Ahmet Çelebi olmuştur. Gelin kısa bir tanıma da Hezarfen Ahmet Çelebi için yapalım:.

“Hezarfen Ahmed Çelebi, 1609 yılında dünyaya gelmiş, 17. yüzyılda Osmanlı Devleti topraklarında yaşamış olan, Müslüman bir Türk bilginidir. Kendisini önemli kılan ayrıntı ise, yapay kanatlar kullanarak uçabilmeyi başarmış olan ilk insan olmasıdır. Haiz olduğu geniş ilmi bilgisi, tasarımları ve uçma deneyimi nedeni ile Hezarfen adını almıştır. Hezar, Farsça’da “binler” anlamına gelmektedir. Yani Hezarfen, “çok fazla şey bilen” manasında, kendisine verilmiştir.

Hezarfen Ahmed Çelebi ilk uçma denemelerine kalkışırken, 10. yüzyılda yaşamış olan Müslüman ve Türk bilginlerinden İsmail Cevheri’den feyz almıştır. İsmail Cevheri’nin ortaya koyduklarını, bulgularını ve araştırmalarını enine boyuna inceleyen ve öğrenen Hezarfen Ahmed Çelebi, kuşların da uçuşlarını incelemiştir. Ardından, yapay kanatlarının dayanıklılık derecesini görebilmek için, İstanbul’daki Okmeydanı’nda çeşitli deneyler yapmıştır. Bu anlamda, Hezarfen Ahmed Çelebi’nin etkilendiği İsmail Cevheri’nin, Leonardo da Vinci’nin uçma çalışmalarında da kaynak ve etki unsuru olduğu sanılmaktadır.

Hezarfen Ahmed Çelebi, 1632 yılında, lodos rüzgarının olduğu bir havada, yapay kuş kanatlarına benzer bir aracı kendisine takarak, Galata Kulesi’nden boşluğa kendini bırakmıştır. Bu şekilde uçarak, İstanbul Boğazı’nı da geçmek suretiyle, 3358 metrelik mesafeyi kat edip, Üsküdar’daki Doğancılar’a indiği varsayılmaktadır. Hezarfen Ahmed Çelebi, bu yönü ile, Türk havacılık tarihinin en önemli kişilerinden bir tanesi olmuştur.”

Hezarfen Ahmet Çelebi’nin bu başarısını izleyen ve çok etkilenen padişah 4. Murat, Saraya davet ederek ödüllendirdiği Hezarfen Ahmet Çelebi’yi daha sonra Cezayir’e sürgüne gönderir. O zamanın din bilginleri olan ulema sınıfı Ahmet Çelebi’nin bilgisinden, çok okuyup araştırmasından ve yeni buluşlar keşfetmesinden rahatsız olur. Onlara göre “ Tanrı insanın uçmasını isteseydi, kuşlar gibi kanat takardı. İnsanların kanatları olmadığına göre uçmak dinen günahtır ve Tanrı buyruğuna karşı gelmektir.”

Bunun cezası idamdır amma, neyse ki Hezarfen Ahmet Çelebi’ nin bilgisinden korkmuş olmalılar, sadece sürgün cezası ile yetinilmiş. Ahmet Çelebi o günün devrim yaratacak bilgi dağarcığı ve notları ile İstanbul’dan uzaklaştırılır ve Cezayir’e sürgüne gönderilir, Ulema rahat nefes alır. .

Türk dünyası Hezarfen Ahmet Çelebi’yi ilk uçan insan olarak bilir ama Yunan mitolojisinde ilk uçan insanlar olan İkarus ve  babası Daidalos efsanesine de bir göz atmakta fayda var. İnsanın özgürlüğü için ölümü göze aldığı, ancak yeteneklerini ve öğütleri iyi değerlendirmeyen insanların da başına neler geldiğini ve gelebileceğini anlatan güzel bir öykü.

 

İKARUS VE BABASI DAİDALOS

 

Özgürlük ve öğrenme tutkusu,

İnsan içindeki öğrenme ve özgürlük tutkusunu, içindeki potansiyeli dengeli ve ölçülü olarak kullanabildiği kadar özgürdür. Tutku bazen özgürlüğümüzün en büyük düşmanı olabilir. Yani aslında dost ve düşman iki yanlı bıçak gibi içimizdedir.

 

“İkarus’un babası Daidalos çok yetenekli bir mimar ve zanaatkârdı. Atina’da sadece heykeltıraşlıkla değil diğer yaratıcı icatlarıyla da adından söz ettirmişti. Yeğeni Talos da yanında çalışarak mesleği öğrenmekteydi. Bir süre sonra Talos da en az dayısı kadar mesleğinde ilerler. Bir gün kırda dolaşırken bulduğu yılan çenesini marangozluk aleti olarak kullanmayı düşünür ve bu doğal aleti geliştirerek testereyi icat eder. Boynuzun kulağı geçmesine tahammül edemeyen Daidalos kıskançlık krizine girer ve yeğeni Talos’u Akropolden aşağı iterek öldürür. Bunun üzerine Daidalos Girit adasına sürgüne gönderilir.

Girit kralı Minos akıllı bir insandır ancak tanrılar tarafından lanetlenmiş ve karısı Pasiphae üst tarafı boğa, alt tarafı insan olan Minotauros isimli bir yaratık doğurmuştur. Kral Minos hem bu saldırgan yaratığı zapt edebilmek hem de utancından dolayı saklayabilmek için yeteneklerinden çok etkilendiği Daidalos ve oğlu İkarus’u çağırarak bir yapı inşa etmelerini ister. Daidalos ve İkarus da karmaşık yollar ve odalardan oluşan Labyrenthos adındaki devasa labirenti inşa ederler. Bu öyle bir yapıdır ki içine giren bir daha çıkış yolunu bulamaz. Minotauros’un sonsuza kadar dolanarak hapsolması sağlanır. Her yıl için de Minotauros’a yem olarak Atinalı 7 erkek ve 7 kadın labirente atılır.

İşte bu kurbanlardan olan Atinalı savaşçı Theseus günün birinde Girit’e gelir. Ancak Kral Minos’un kızı Ariadne bu genç savaşçıya âşık olur ve Theseus’a labirentin karmaşık dehlizlerinde çıkış yolunu bulabilmesi için bir makara iplik verir. Theseus, Ariadne’nin ipliğini yere salarak ilerler ve Minotauros’un bulunduğu bölmeye gelir. Zorlu bir kavgadan sonra Minotaurus’u çıplak elleriyle öldürmeyi başarır ve ipliği izleyerek çıkış yolunu bulur. Böylece labirentten sağ çıkan ilk insan olur ve Ariadne’yi de yanına alıp Atina’ya kaçar.

Bunun üzerine öfkeden deliye dönen Kral Minos, Daidalos ve oğlu İkarus’u labirentin planlarını Theseus’a vermekle suçlayarak kendi yaptıkları labirente hapseder. Daidalos’un aklına tek çıkış yolu olarak gökyüzü gelir. Kuşlardan düşen tüyleri balmumuyla birleştirerek birer çift kanat yapar. Bu muhteşem kaçış planının başarıya ulaşması için Daidalos oğluna, “çok alçak uçmamasını yoksa denizin neminden kanatların ağırlaşacağını, çok yüksek de uçmamasını yoksa bu sefer de güneşin ısısından balmumunun eriyip kanatların dağılacağını” tembihler. Bu, dengeli ve ölçülü olmasına gerektiğine dair bir öğüttür aslında.

Sonunda ikisi birlikte kanatları kullanarak Giritlilerin hayret dolu bakışları arasında özgürlüğe uçarlar. Ancak İkarus takma kanatları ile bir kez havalandıktan sonra aydınlığı, altındaki dünyayı, hakikati öğrenmek ve daha da özgürleşme düşüne kaptırır kendini. Özgürlük ve öğrenme coşkusunu ve tutkusunu kontrol edememekte ve giderek yükselmektedir. Bunun sonucu olarak kanatları eriyen balmumu ile dağılır ve İkarus Ege Denizi’nde Sisam Adası yakınlarına düşüp boğulur. Bu bölgeye bu olaydan dolayı İkaron Denizi de denilecektir artık.

İkarus düşmeyi göze alarak güneşe ulaşmaya çalışan cesur bir karakterdir. Tek eksiği henüz hazır olmadan güneşe ulaşma çabasıdır. İçindeki tutkuyu ve potansiyeli, dengeli ve ölçülü olmayı başaramadığı için kullanamamış, bedelini de hayatıyla ödemiştir. İkarus’un hikâyesinden hepimizin yaşamında çıkaracağı dersler vardır. Yeteneklerinizi ve tutkularınızı küçümseyip onlara güvenmezseniz labirentten hiç çıkamazsınız; yeteneklerinizin sınırlarını bilmez ve hırslarınıza fazla kapılırsanız hedefinize ulaşamadan sert bir düşüşle birlikte boğulursunuz. Denge, yaşamdaki en önemli anahtardır.”

(Daha geniş bilgi için Yunan mitolojisi kaynaklarından faydalanılabilir)

Miteloji’ de okuduğumuz gibi insan var olduğu günden beri öğrenmeye ve özgürlüğü özlem duyarak yaşamıştır. Öğrendiğimiz sürece özgürüz. Ancak öğrendiğimiz bilginin de doğru yer ve zamanda kullanılması önemlidir. Tutkularımız ve önlenemeyen yükselme ve daha çok özgürlük bazen esaretimizin sebebi olabiliyor. Önemli olan dengeyi iyi sağlamak. İşte bu sebeplerden dolayı YAMAÇ PARAŞÜTÜ insanoğlunun özgürlüğü kuşlar gibi uçma tutkusunu gideren, ancak bu sırada da dikkat etmesi gereken önemli unsurları rüzgarın estiği yön ve zaman, uçuş aletlerinin tetkik özellikleri ve kendi vücut ve sportif yetenekleri. Hepsi bir arada iyi kullanılırsa mükemmel bir spor ve gezinti olabilecek olan YAMAÇ PARAŞÜTÜ spor etkinliği ve Festivali Kırklareli’ ne hayırlı olsun. Emeği geçenlere ve katılıma destek olanlara teşekkürler. Kırklareli’ne çok kısa sürede uluslararası düzeye taşınabilecek bir festival hediye ettiniz.

 

ELMACIK KÖYÜ HAMASİ TEPESİ

2.Yamaç Paraşütü Festivali’nin yapıldığı HAMASİ TEPESİ’ ni de biraz tanıyalım derseniz bakın karşımıza neler çıkıyor. Köyde muhtar dahil yaşlı köylülere sorduk “Nedir Hamasi Tepesi” diye sağlıklı bir cevap alamadık. Biz de o köy doğumlu olduğumuz için doğrusunu isterseniz bugüne kadar ilgimizi çekmemişti. Merada koyun otlatan çobanlara sorduk yerin adının AMAS BAYIRI olduğunu söylediler. Biliyorsunuz Trakyalı “H” harfinden pek hoşlanmaz, HAMAS olabilir mi diye araştırdık. Kelime anlamı olarak HAMAS; “   vatan sevgisi ve tutkusu, Türk Dil Kurumu’na göre, bir insanın yurdunu, ulusunu, ailesini koruma çabası,” olarak tanımlanıyor.

HAMASİ, ise ; “Yiğitleri ve yiğitlikleri konu alan (destan, koşuk).Dinleyenleri etkilemek veya heyecanlandırmak için abartılı anlatım” olarak geçiyor.

 

 

 

Şimdi bu tanımlamalar bizi çok başka boyutlara taşıyacak duruma getiriyor. Benim bildiğim 60 yıldır oralara kimse uğramaz. Eskiden çobanlar sürülerini otlatırdı ama, 1965 li yıllarda bölge çam ağaçları ile ağaçlandırıldığı için yıllardır çobanlar da uğramazdı. Mete Gökçadır ve ekibini bu rüzgarlı ve efsane tepeyi nasıl keşfettiler kutlamak gerekir.

Hamasi Tepe’ de kimler neler yaşadılar bilen yok. Kim kimi vatan sevgisi ve ailesini, ulusunu koruma çabası ile etkilemeye çalıştı bilen yok. Ancak Hamasi Tepe’ nin stratejik konumuna baktığımızda hayran kalmamak mümkün değil. Sol tarafımızda Kadıköy ve Kırklareli, tam karşımızda KAYALI Barajı, Polos Kalesi ve Yoğuntaş köyü, sağ tarafımızda Elmacık ve Erikler köyleri avucunun içinde kadar yakın görünüyor. İnsanın kuş olup uçası geliyor. Bu kadar stratejik öneme haiz bir yerin yüzlerce yıl boş bırakılması anlamsız geliyor. Akllımıza Şeyh Bedreddin müridlerinden KADI BOTOG geliyor. Sol tarafımızda Kadıköy 4 km mesafede. Acaba Bedreddin ve Kadı Botog taraftarları bu tepede toplanıp Hamasi nutuklarla birilerini etkilemeye mi çalıştı. Çok detaylı incelenmesi gereken bir konu. Ortada belge yok, bilgi yok ama bir gerçek var HAMASİ TEPE.ve Şeyh Bedreddin efsanesi.

1400 lü yıllar Ankara Savaşı yenilgisi ile dağılan Osmanlı devleti ve yağmalanıp yakılan Anadolu.Adaletsizliğin, soygun ve cinayetlerin kol gezdiği günler.  Böyle bir ortamda insanların en çok ihtiyaç duyduğu konu aile ve ulusun korunması, vatanın bütünlüğünün sağlanması. İşte bu şartlar altında ortaya çıkan Bedreddin hareketi insanlara neler anlatacaktı. Yokluğu en çok hissedilen konular, adalet, eşitlik, aile ve ulusun birlik ve bütünlüğü, insanların güven duygusu içinde yaşaması. Acaba bu tür konular konuşulduğu için mi HAMASİ TEPE olarak isim konuldu. Tepenin ne suçu var demeyin, Karaburun Börklüce Mustafa isyanından sonra yüzlerce yıl iskana yasaklanmıştı.

Bir yamaç paraşütüne binince bakın nerelere gezinti yaptık gördünüz mü? Temiz hava, bol oksijen ve fazla gelen özgürlük bir an insanı nerelere uçuruyor. Hezafren Ahmet Çelebin ile başlayan yolculuğumuz, Yunan mitolojisinde İkarus ve babası Daidalos ile devam ederken bizi Kadıköy meydanına indiriverdi.

 

 

 

MUSTAFA KARACA

10.07.2017