Elmacık Köyü

Kırklareli Merkez İlçe’ye 18 km, bağlı olduğu Kofçaz İlçesi’ne 6 km mesafede bir köyümüzdür. Köy’ün isminin bir zamanlar etrafını çevreleyen EKŞİ ve Küçük ELMA  AĞAÇLARI’ndan aldığı söylenir. Elmacık Köyü’nde kimler oturur derseniz, “biz GACAL’ız” derler. Gacal buralarda “YERLİ HALK” yani yörenin eski sakinleri anlamında kullanılır.

Resmi tarih incelendiğinde, Osmanlı’nın buralara geliş tarihi 1360’lı yılları gösterdiği için, nasıl oluyor, buraların yerlisi?

Osmanlı Devleti, yani Anadolu Selçukluları dediğimiz, Orta Asya’dan gelip güney yoluyla Anadolu’ ya gelen Türk boyları, Rumeli’de fetihlere başlayınca, Trakya’nın kuzeyinde ve bugünkü Bulgaristan’nın güneyinde, Deliorman civarında Türkçe konuşan bazı guruplarla karşılaşırlar. Bu iki Türk soylu gurubun ilk karşılaşması ilginç olur. Orta Asya’yı kuzeyden ve güneyden terk eden 24 Türk Boyundan olan GACAL-KONYAR- ÇITAK ve Gagavuz Soyları, Osmanlı’dan yüzlerce yıl önce bu bölgelere yerleşmiştir. Tarih kitapları yazar hani, Balkanlar zor kullanılmadan hızla Türkleşti diye. Tarih iyi incelendiğinde zaten oralarda Türkler yaşamaktadır. Bu Türk boylarının karşılaşması, daha doğru bütünleşmesi ile işlem tamamlanır.

İşte bu tarihi bilgilerden dolayı buranın halkı kendini yerli halk olarak kabul eder. Gacallar Yörük soyundan geldiği için, buraları fethetmek için gelen Yörükler, asılında kendi akrabalarını bulurlar. Orta Asya’dan yüzlerce yıl önce   ayrılan  bu  Yörük guruplar birbirleri ile savaşacak değildi herhalde.

Bölge batıdan doğuya geçiş yolu üzerinde olduğu için, birçok istila ve yıkım görmüştür. MÖ Makedonyalı Büyük İSKENDER, batıdan doğuya fetihlerde bu yolu kullanmıştır. Perslerin doğudan batıya  istilası  yine  bu  yol üzerinden olmuştur. Her gelip geçen istila ordusu yöreye büyük hasarlar vermiş, yıkımlara sebep olmuştur. Böyle olunca insanlar, güvenlik amaçlı yol güzergahları’ ndan çok içerlerde, ormanlık ve müdafaası kolay taşlık alanlarda köylerini kurmak zorunda kalmıştır. İşte bu özel sebeplerden dolayı Elmacık Köy’ ü bugünkü yerleşim yerinden 5-6 km orman içinde, ADATEPE Mevkiinde kurulmuştur. Köy yeri Ormanın içinde ulaşımı çok zor, taşlık ve engebeli bir arazidir. Yöreyi çok iyi bilmeyen bir kişi bugün dahi köy yerini bulamaz. Tepenin yamacına kadar gelebilen bir keşif kolu, eğer bir yaşam işareti göremezse burada köy olduğuna inanmaz. Ancak biz bugün mezarlık ve mezar taşlarından burada köy olduğunu görebiliyoruz.

Dolmen mezarlarını andıran mezarlar ve kaya kapak şeklindeki mezar kapakları, Orta Asya Türkleri’ nin Şaman geleneğini hatırlatıyor. Ancak mezarlar, define arayıcıları tarafından tahrip edildiği için çok üzücü bir manzara ile karşılaşıyoruz. Kaya mezarlar acımasızca tahrip edilerek açılmış, üzerindeki tek parça kapak kayalar kırılarak tahrip edilmiştir.

Köy’ ün su kaynağı olduğu tahmin edilen kaynak yüzlerce yıl kendi mecraı’nda aktıktan sonra, birkaç yıl önce bugün İstanbul Avcılar’da yaşayan Elmacık’lılar tarafından bir çeşme yapılmak suretiyle kalıcılık sağlanmıştır. Çeşmeyi görmek ve bir bardak su içmek için orman içinde 2 km daha yol gittiğimizi düşünürsek, değdi mi acaba dememize gerek kalmadan, muhteşem bir manzara ile karşılaşıyoruz. Aralık ayında açan kır çiçekleri, güzel kokusu olmasa da, muhteşem görünüşü ile insanı büyülüyor adeta.

Adatepe mevkiinden, Tilki Deliği, Küçükbaba Bayırı ve Amaz  Mevkiini dolaşarak arabamızın     yanına    ulaşıyoruz. Yılanlı Kaya önünden geçerken, Hasan Tuna, yılın bazı aylarında yılanların, özellikle engerek yılanlarının buralardan geçit vermediğini, çobanları üzdüğünü anlatıyor. Şimdi buralarda ne koyun sürüleri kalmış, ne çoban kalmış, nede onları rahatsız edecek engerek yılanları. Yılanlar bile orman ve define sebebiyle tarih katliamına küsüp  buraları  terk etmiş galiba.

Köy’ün bugünkü yerinden güneye doğru Erikler yönüne gidince yine 5-6 km mesafede, eski köy yerine ait mezarlığa rastlıyoruz. Mezarlar yine ayni şekilde define arayıcıları tarafından acımasızca tahrip edilmiş.

Osmanlı’nın Balkanlar’a gelmesi ile birleşen Türk boyları artık bölge güvenliğinin kendi ellerinde olduğunu görünce ve gittikçe güçlenen Osmanlı hakimiyetinin verdiği güven duygusu ile orman içlerinden çıkıp, yol boylarına yerleşmeye karar verirler. Bugünkü köy yeri olan Kocadere’ nin batı tarafına eski köy yerinden gelenler, doğu tarafına ise Adatepe’den gelenler yerleşir. Akrabalar birbirine güvense de, eski hatıralardan dolayı tedbiri elden bırakmazlar. Hani yine bir şeyler olup, ayrılık günü gelirse dere güvenli bir sınır teşkil eder. Yıllarca iki tarafı birbirine bağlayan bir köprü bile yapılmaz. Yazın kuruma seviyesine gelse de kışın geçit vermeyen dere, yıllarca güvenli bir sınır olur.

Yüzyıllar güven ve huzur içinde geçer. 1360-1877 arası geçen 517 yıl tam bir huzur ve güven dolu yıllardır. Köylerin etrafı bağ ve bağçelerle, meyve ağaçları ile doludur. “Elmacık” dediğimiz küçük ve ekşi elmalardan yapılan marmelat ve hoşafların lezzeti bugün bile anlatılır. İnsanlar yüzlerce yıl huzur içinde yaşar. 1877 yılında 93 Harbi dediğimiz Türk-Rus Savaşı felaketli yılların başlangıcı olur. Yine yağma, yıkım ve göç yılları başlar. Balkan Harbi, ile başlayan Bulgar işgalini, 1. Dünya Savaşı sonu yaşanan Yunan İşgali takip eder. Köyler yüzlerce yıllık birikimlerini, evlerini, ailelerini kaybederler. Maddi kayıplardan daha büyük  olanı  insanların tarihlerini, aile soylarını ve köyünün geçmişini kaybetmesidir. Savaşlar her şeyi yok etmiştir. Geçmişi bilen yaşlı insanlar da ya savaşlarda şehit olmuş, ya da asker olarak çıktığı köyüne bir daha dönememiştir. Bu sebepten köyün kuruluşu ve tarihi ile ilgili bilgisi olana rastlamak zordur. Ancak Hasan Tuna, köy mezarlığında bulunan palamut ağacının en az 650 yıllık olduğunu söylüyor. Bunu kanıtlamak için Orman ve ziraat mühendislerine ağacın yaş durumunun bilimsel çalışmasını yaptırmış. 650 yıl olayı buradan geliyor. Ağacın gövde kalınlığına ve büyüklüğüne bakarsak bu tez bilimsel ve doğru oluyor. Zaten tarihler de birbirini doğruluyor. Osmanlı kuvvetlerinin yöreyi 1360 yılında aldığını biliyoruz. 650 ilave edersek 2010 yılı bize doğru tarihi veriyor. Yani Elmacık Köy’ü bugün 650 yıllık bir köydür diyebiliriz.

Elmacık Köy’üne 2 km mesafede bulunan bir kaya dikkatimizi çekiyor. Bu kaya ile ilgili aklıma çocukluğumuzdan kalma efsaneler geliyor. “Yassı Kaya” veya “Gelin Kaya” olarak bilinen bu yörede anlatılan bir efsaneye göre o zamanın eşkiyalar’ı (kesin zaman bilinmiyor) bir düğünü basıp gelini kaçırırlar. Gelinin ziynet eşyalarını aldıktan sonra gelini öldürürler. Gelin her yıl öldürüldüğü günün gecesi, beyaz gelinliği ile yoldan geçenlere görünür ve kendisini kurtarmaları için yalvarırmış. Yılın o günü yoldan geçenler ya bir beyaz gelinlik gördüklerini söylerler, ya da gelinin yalvarmalarını duyduklarını söylerler.

5 veya 6 yaşlarında olduğumu hatırlıyorum, bir gün at arabası ile Kırklareli’ne gitmiştik. Biraz geç kalındı herhalde, hangi sebepten bilemiyorum, at arabasını kullanan Kahya sabırsızlanmaya başladı. “Bugün geç vakte kalmayalım, hava kararmadan Gelin Kaya’dan geçelim” diye söyleniyordu. Söylenenlere pek anlam veremedim ama Kahya’ nın sıkıntısını anlayabiliyordum. Köy’ e dönüşte Gelin Kaya önünden geçerken atlar birden ürktüler ve gitmek istemediler. Kahya zorlayınca ürkerek yoldan değil dere içinden gitmeye başlayınca, at arabası derenin içine devrildi ve ciddi bir ölüm tehlikesi yaşadık. Sonradan Köy’e vardığımızda Kahya kendisinin gelinin ağlama sesini duyduğunu, atlarında muhtemelen gelinin beyaz gelinliğini gördükleri için ürktüğünü söylüyordu. Ben kendi ağlama seslerimizden başka ses duymadım, bir beyazlık da görmedim ama, çocuğu kim dinler.  Atlar  şu  veya bu sebeple   ürkmüş   ve  araba  devrilmişti. Ailenin o olaydan sonra Kırklareli’ ne taşındığını biliyorum.

Bu anıları tazeler ve fotoğraf çekerken yanıma bir sığır sürüsü ve çoban yaklaştı. Biraz sohbet ettik. Çobanın  ve Gelin Kaya’nın fotoğraflarını çektim. Gelin Kaya’ nın 20 metre kadar ilerisinde Kanber Amcam’ ın yaptırdığı kuyuyu gördüm. Amcam yıllar önce Hacca gidip geldikten sonra, hac ve hacı olmanın anısına bu kuyuyu yaptırmış. O yıllarda hacca gidip, sağ dönen herkes hacı olmanın anısına köy girişine taş dikerdi. Bizim amca taş dikeceğine kuyu açmış. İşte o kuyu bugün bile buz gibi suyu ile hizmet veriyor.

Köy’ e girdiğimde büyük bir kalabalık ile karşılaştık. İstanbul Avcılar’da yaşayan NURİ EREN vefat etmiş. Vasiyeti üzerine cenazesi Elmacık Köyü’ne getirilmiş. Avcılar Belediyesi vefa örneği gösterip, cenazeye katılmak isteyenlere otobüs tahsis etmiş.

Cenazeyi defnettikten sonra köy kahvesine giderken yolda rastladığım çoban ile karşılaşıyoruz. İsminin Ali Ülker olduğunu öğrendiğim çobanın acılı hikayesini anlatıyor Hasan TUNA. Ali Ülker, Küpçü Pınarı Mevkiinde evinin yakacak ihtiyacı için bir miktar odun keser. Hani öyle ticari maksatlı odun kaçakçılığı değil. Ancak, orman yasası belli. Kamyon dolusu odun çalan eşkiyalar değil, ihtiyacı için alanlara karşı daha güçlü çalışır. Ali Ülker evine yaklaştığı sırada Ormancılar’ a ait kamyoneti görünce paniğe kapılır ve hızla yolun karşısına geçmeğe çalışır. Bu hatadan meydana gelen kazada o anda motor üstünde olan eşini kaybeder.

Bu hikayeyi dinleyerek köy kahvesine yaklaşıyoruz. Kahve girişinde ilk rastladığım kişi Ormancı Osman oluyor. ORMANCI Osman, yıllardır çok iyi tanıdığımız bir köylümüz. Hani o türküdeki can yakan ormancılardan değil. Ormancı’ yı görünce acaba bizim köyünde bir ormancı hikayesi yok mu diye düşünüyorum.

1960 lı yıllarda bir ormancı hikayesi dinliyoruz Hasan Tuna’ dan.

Osman Girgin isimli köylümüz, evinin ihtiyacı için bir araba odun keser orman’ dan. O yıllar Elmacık köyünün etrafı ormanlıktır. Henüz orman katliamı yapılıp ağaçlar acımasızca kesilmemiştir. Köylü ormanı daha iyi korumaktadır. Ancak evinin ihtiyacı kadar, kurumuş veya kırılmış ağaçları keserek ihtiyacını karşılamaktadır. Ancak Orman kanunu çok katıdır. Kestiğin yere düşen kırılmış bir dal bile olsa yasaktır. İşte böyle bir ihtiyaç için öküz arabası ile odun kesmeye giden OSMAN GİRGİN isimli genç, köy yakınlarında Ormancı Zülfikar’ a rastlar. İki genci karşı karşıya getiren orman kanunu acı bir olaya sebep olur. Yasa gereği ormandan kesilen odunlara ve taşınan öküz arabasına el koymak zorunda kalan ormancı ile tek geçim kaynağı öküz arabası olduğu için onu teslim etmekte direnen Osman, gençliğin verdiği heyecan ile kısa sürede kavgaya başlarlar. Zorda kalan ormancı beylik silahı ile Osman Girgin’ i vurur. Ağır yaralanan Osman olay yerinde ölür. Bu acı olay yıllarca unutulmaz.

Talihsiz olaylar bir aileye gelmeye görsün. Yine ayni aileden MEHMET GİRGİN, tarlası’na çift sürmeye gider. Dönüşte kendi tarlasına hayvanları otlamak ve dinlendirmek için salar. Kendiside komşu tarladan biçilmiş çayır otundan bir kucak ot alıp arabasına koyar. Bu olayı gören köy korucusu ALİ AY, “başkasının tarlasından neden ot alıyorsun “diye, uyarır. Uyarı tartışmaya, tartışma kavgaya döner. Ali AY, Mehmet Girgin’ i vurur. İki gün saklandıktan sonra, jandarma katili bulur. Yakalanan Ali AY ceza alır. Bu olay aileye ikinci bir acı olarak kalır.

Köy’ ün ilginç bir kişisi de İbrahim Dede’dir. İbrahim Dede’ ye, yaşadığı olayların etkisinden dolayı gösterdiği tepkiler için “DELİ İBRAM” denmektedir. Hayatı filmlere konu olacak kadar hızlı geçmiştir. Balkan Savaşı sonrasında geldikleri Elmacık köyünden, 1, Dünya Savaşı için tekrar askere alınır. 1. Dünya Savaşı’ nı bütün cephelerde yaşar. Çanakkale’den sonra gittikleri Yemen’ de kitapların yazdığı bütün acıları yaşar. Kanal seferine katılır. Ölümü, dostluğu ve ihaneti çok acı bir şekilde yaşar. Her savaştan vücudunda bir yaralanma izi vardır. Kimi kurşun yarası, kimi süngü yarasıdır. Ancak yaşadığı ihanetlerin yarası hiçbir zaman kapanmaz. Kanal seferi bozgunla bitip, Kutsal yerler İngiliz kontrolüne geçip, 400 yıllık Osmanlı egemenliği sona erince artık orduya ve mehmetçiğe gerek kalmadı diyen yöneticiler, zaten tamamen bitmiş ordunun askerlerini Diyarbakır’ da terhis emri verirler. Köyünden askerlik hizmeti için mecburi çıkış yapan İbrahim Dede’ nin askerliği savaş bitti gerekçesiyle Diyarbakır’ da sona erer. Parasız, pulsuz, aç ve bitkin olarak köyüne dönmenin yollarını arar. Dönüş yolculuğu ayrı bir macera ve çilelerle doludur. Hayvan vagonlarında İstanbul Haydarpaşa Gar’ ına ulaşır. İstanbul’ dan Kırklareli’ ne yine hayvan vagonlarında kaçak olarak yolculuk eder. Kırklareli ve köy arası yolu ise yürümek zorunda kalır. Bir savaş kahramanının yaşadığı çileler aslında yakın tarihimizin acılı destanıdır. Köy’ üne ulaştığında ise, kendini yine savaşın içinde bulur. Bu geçen süre içinde 1, Dünya Savaşı sona ermiş ama bu defa Trakya’ da Yunan işgali başlamıştır. Köyler tek tek işgal edilir Yunan İşgal kuvvetlerince. İbrahim Dede bu defa yunan askerlerine karşı çete savaşına başlar.

Kurtuluş Savaşı sona erip, Türkiye Cumhuriyeti kurulunca İbrahim Dede rahata kavuşur. Huzurlu yıllar savaş anılarının muhabbetleri ile devam eder. Anlattıkları ve yaşadıkları akıllı adamın yaşayabileceği olaylar değildir. Cumhuriyetin güven ve huzuru içinde yaşamaya alışan gençler bir müddet sonra İbrahim Dede’ nin anlattıklarını dinleye dinleye ezberledikleri için, her anlatışta farklı bir şeyler aramaya ve İbrahim Dede’ yi kızdırmaya başlarlar. Koyu bir Atatürk aşığı, Cumhuriyet sevdalısı olan İbrahim Dede gençlere, yaşadıkları huzur ve güvenin Atatürk ve Cumhuriyet sayesinde olduğunu anlatır. Anlamak istemeyenlere ve bu konuda şaka yapmaya kalkanlar kızmaya başlar. Bir müddet sonra adı “DELİ İBRAM” a çıkar.

Elmacık köyü Deli İbram gibiler sayesinde Cumhuriyet’ in değerlerine  sahip çıkıp, Atatürk’ ün yapmak istediklerini daha iyi anlarlar.Son yıllarda yaşadığımız felaketlerin başlıca sorumlusu “ CEHALET” tir diyerek, cehaletle mücadele için açılan “ MİLLET MEKTEPLERİ “ ne kadın erkek devam eder ve yeni yazıyı öğrenmeye çalışırlar. 1929 yılında Elmacık Köy’ ünde açılan Millet Mektebi açılışını gösteren resim bugünlere örnek bir mesajdır. Öğretmenlerin o yıllarda ki giyimleri ve köylülerin kıyafetleri gerçekten güzel bir örnektir. Her ne kadar ayaklarında çarık veya lastik ayakkabı olsa da tertemiz kıyafetleri ve aydınlık yüzleri ile Cumhuriyet köylüsüdürler.

Hasan Tuna ile köy gezimiz devam ediyor. Köy’ ün yüzlerce yıl içme suyu ihtiyacını karşılayan  KÜPÇÜ  PINARI   mevkiine  gidiyoruz. Burada bulunan pınar’ dan köy içime suyu karşılanırdı. Kadınlar ve gençler testi ve bakraç dediğimiz kaplarla köye su taşırdı. 2 km mesafede olan evlere buradan su taşımanın güçlüğünü siz fark edin. Onun için bir bardak su bile değerlidir Elmacık Köyünde.

2.Dünya Savaşında Bulgaristan Almanlar tarafından işgal edilince ve Alman Orduları Türkiye sınırına dayanınca, yaklaşan savaş tehlikesine tedbir olarak 45, Alay Elmacık Köy’ ü Küpçü Pınarı Mevkiine konuşlanır. Askeri Binalar bazen sosyal amaçlı olarak kullanılır. Hasan Tuna sünnet düğünlerinin bu binalarda yapıldığını hatırlıyor. Askeri binaların bir başka özelliği de, Asker’ e dağıtılan karavanın yanında bir miktarda ihtiyacı olan köylülere karavana verilmesidir. O yıllar 2. Dünya Savaşının büyük bir hızla devam ettiği, yokluk ve yoksulluğun olduğu yıllardır. Karavana borusu çaldığında köyün ihtiyaç sahibi yoksulları bir kap yemek alabilmek için Küpçü Pınarı’ na gitmek zorunda kalırdı.

1960 lı yıllarda Elmacık Köyü büyük bir göç olayı ile karşılaşır. Köydeki işsizlik ve yoksulluk insanları canından bezdirir. İstanbul Avcılar’ da bulunan iş ve yerleşme imkanı köyün çoğunluğunu boşaltır. Herkes Avcılar’ a çalışmaya gider. Bu göç furyası içinde Hasan TUNA kendini İstanbul Avcılarda bulur.

Yıllar çabuk geçer Avcılara gidenler emekli oldukça köy’e dönmeye başlar. Yıllarca terk edilmiş bir şekilde duran köy tersine göç ile yeniden tamir ve tadilatla canlanmaya başlar. Babadan, dededen kalan yerler yeniden tamir olur, eskiler yıkılıp yenilenir. Elmacık bugün yine eski günlerine dönme özlemi içindedir. Ancak İstanbul’ a gidenler de köklerini unutmazlar. Düğün, cenaze ve bayram gibi özel günlerde sık sık köye gelirler. Her yıl mayıs ayında Elmacık Köy’ ünde bir araya gelmeye başlarlar. Bu yıl üçüncüsü yapılan şenlik her geçen gün daha benimsenerek devam edeceğe benzer.

Emekli olup köyüne geri dönen Hasan Tuna köydeki bir eksikliği dile getirir. Köyde Atatürk Büstü yoktur. Şahsi gayretleri ile Köy girişinde bir Atatürk Büstü yaptırır. Büste en büyük yardım Karslı bir işadamı MERT ALİ AK tarafından yapılır.

1960 lı yıllarda Elmacık köy’ ü yol üzerine olduğu ve şehre yakın ulaşımı kolay olduğu için İlçe yapılmak istenir. Ancak köylüler İlçe olmaya karşı çıkarlar. Gerekçe komiktir. İlçe olunca köy içinde hayvan beslenmez, samanlık olmaz vs.vs. En komiği nedir biliyormusunuz, İlçe olursak gelen memurlar bizim kızlara bakar. İşte böyle komik sebeplerle ilçe merkezi Keşirlik köyüne kurulur. İlçe Merkezi KOFÇAZ adını alır, Kofçaz ismi ile bilinen köyümüz ise KOCAYAZI KÖY’ü olur.

Elmacık Köy’ ü politikanın yalan dünyasından gerekli dersi çıkardığı için hep iktidardan yana olmuştur. 50-100 oyla Türkiye’ nin kaderini değiştirme şansımız olmadığına, herkes tercihini kazanandan yana kullandığına göre bizim içinde fark etmez düşüncesi hep hakim olmuştur. Ancak buna rağmen İl’ in sol politikacıları’ da Elmacık’ tan çıkmıştır. İsmail Şahin, yıllarca İ Genel Meclis üyeliği yapmıştır. Halkçı Parti ve DSP Kofçaz İlçe Başkanlıkları da yapan İsmail Şahin İl’ in sevilen bir politikacısıdır.

Halil Göçen, İşçi Partisi Kırklareli İl Başkanlığı yapmaktadır. Tek başına bir ordu gibi çalışmalarını yürütmektedir. Büyük fedakarlıklar yaparak köylünün aydınlanması için çalışmaktadır.

Hüseyin Göçen, CHP Kofçaz İl Genel Meclis üyeliği ve muhtarlık yapmıştır. Hasan Tuna parti örgütlerinde yer almamasına rağmen ileri fikirleri ve sosyal çalışmaların içindedir. TEMA kurucu üyeliği yanında, bir çok sosyal amaçlı derneğin gönüllü çalışanıdır. Kendi gayretleri ile köy meydanına Atatürk Büstü yaptırmıştır. Büst’ ün açılışına İl’ in bütün ileri gelenleri katılmıştır.

Mustafa Karaca uzun yıllar CHP İlçe Yöneticiliği yaptıktan sonra 1983 seçimlerinde Halkçı Parti kurucusu ve milletvekili adayı olmuştur. Güvenlik Konseyi’ nin veto’ su ile milletvekilliği engellenmiştir. 12 Eylül yönetimi’ nin demokrasi ayıbı olan veto’ lar Türkiye genelini etkilemesine rağmen, Kırklareli veto’lara gerekli cevabı vermiş ve Halkçı Parti 1. parti olarak 2 milletvekili çıkarmıştır.

Elmacık Köy’ ü ekilecek verimli toprakları olmadığı için okumaya çok önem vermiştir Bir çok öğretmen ve bürokrat yetişmiştir. Mehmet Özcan şu anda Tarım İl Müdürlüğü Müdür yardımcısı görevini başarıyla yürütmektedir. Osman Uygun ve İsmail Ülker köyün tanınmış öğretmenleridir.

Köy’ ün genç ve çalışkan Muhtarı Sebahattin Koç başarı ile görevini yürütmektedir. Köy’ ün ve köylü’nün her konuda yardımına koşan genç muhtar İlçe ve İl’ de başarılı çalışmaları ile takdir edilmektedir.