En güzel köy; Pancarköy

112

Pancar’ı Tanıyalım…

Bağışıklık sisteminizi güçlendirerek kış aylarının müzmin hastalığı gribe yakalanmadan yaşamayı kim istemez? Mide ve bağırsaklarınızı rahatlatarak, kanınızı adeta yıkayarak mikroplardan arınmak nasıl olur? Karaciğerimizi mutlu etmek, cildimizi güzelleştirmek, sinirlerimizi sakinleştirmek, şeker hastalığı, verem ve kanserden korunmak!

Bu güzel sağlık haberlerini kim istemez ki? O halde bütün bu sağlıklı haberlerin kaynağı olan Pancar’ı tanıyalım. Bu muhteşem bitkinin sağlık ile ilgili faydaları saymakla bitmez. Çok eski zamanlardan bu yana besin maddesi olarak kullanılıyor. Arkeo- loglar Mısır mezar taşlarındaki bazı bitki resimlerinin pancar olduğunu ileri sürerler.

Cumhuriyet’in yeni kurulduğu yıllarda, büyük bir savaştan yeni çıkmış ülkemiz, Cumhuriyet Dev-rimlerinin yanı sıra halkın temel gıda ihtiyaçlarının karşılanması için yatırımlara başlar. O yıllarda halkın şeker ihtiyacını karşılamak üzere şeker fabrikaları üretime geçmeye başlar. Alpullu Şeker Fabrikası da Cumhuriyet’in ilk ve en önemli yatırımlarından bir tanesidir.

ALPULLU ŞEKER FABRİKASI

Fabrika yeri için Trakya’nın merkezi yeri sayılabilecek Kırklareli’nin Alpullu Beldesi seçilir. Alpullu ve civarı Pehlivanköy’e kadar olan bereketli topraklar pancar üretimi için en uygun yerlerdir. O yıllarda tertemiz akan, içinde çeşitli balıkların yaşadığı Ergene Nehri önemli bir su kaynağıdır. Bereketli topraklar, su ve çalışacak çalışkan insanlar bir araya gelince fabrika inşaatı hızla tamamlanır ve üretime geçer. Fabrika, çalışan işçilere güvenli bir işyeri, pancar üreticisi köylülere sağlam bir pazar ve ülkenin şeker ihtiyacını karşılayan önemli bir üretim tesisi olur. Fabrika ile birlikte çevrenin ekonomik ve sosyal yaşamı da büyük ölçüde değişir. Yöre halkı genelde 1877-78 Rus Harbi sonrası Balkanlardan göçmek zorunda kalan insanlardan oluşmaktadır. Yıllardır süre gelen savaşlar ve yaşadıkları katliamlar ve yıkıntılardan sonra yeni köylerinde yaşamak zorunda olan insanlar, hem yaralarını sarmak ve yıllardır yaşadıkları korku ve eziklikten kurtulmak için büyük bir gayret ve inançla çalışırlar.

Bugünkü Alpullu o günlerin İstasyon Mahallesidir. Pancarköy olarak ismi değişen yer ise “Allıpullu Köyü” olarak bilinir. Fabrika Binası Tren İstasyonu’na yakın olmasından dolayı İstasyon Mahallesi’ne kurulunca, binalar lojmanlar derken orada küçük bir köy oluşur. Bugünkü Alpullu Beldesi’nin temelleri böyle atılır. “Allıpullu” olan yer ise pancar üretim merkezi olduğundan adını “PANCARKÖY” olarak değiştirir. Alpullu fabrika sayesinde ilerleyip yeni yerleşim yerleri kurulurken, Belde ve belediye olma sırası gelir. Belediye olma hakkı Allıpullu Köyü, yani bugünkü Pancarköy’ündür. Ancak Pancarköylüler, köylerine yeni memurlar geleceğinden, sığırlarını rahatlıkla besleyememe, tezeklerini yollardan toplayamama gibi sudan sebeplerle belediye olmak istemez.

Pancarköylüler, köyün isminin gitmesinden sonra belediye olma şansını da İstasyon Mahallesi’ne kaptırır. Köyün ismi allı pullu süslenen Rum kız ve gelinlerinden dolayı halk arasında “Allıpullu” olarak bilinip söylenmektedir. Ancak yeni gelişmeler sırasında nasıl olduysa birileri “LI”yı aradan çıkarıp ALPULLU demeye başlar. Gerçi AL PUL ile ALLI PULLU arasında herkesin anla-yacağı kadar bir fark vardır amma, arada kaynayıp gider.

Pancarköy’e Pancarköy’de doğup yetişen emekli öğretmen Rafet Seçkin ile küçük bir gezi yaptık. Rafet Seçkin yeni çıkan kitabı “Bir Öküzle Gözgöze”  basımı için Pancarköy ile ilgili re-simler çekti, biz de köylüler ile sohbet edip köyün geçmişi ve tarihi hakkında bilgiler aldık. Köy muhtarı Necati Parlak ve önceki muhtar Vedat Dal eşliğinde köy içinde gezinti yaptık. Eski hatıralar yeniden canlandı. Köyde unutulmayan ve halen canlılığını taşıyan olay ise 1930 yılında Atatürk’ ün Trakya gezisi sırasında yaşanan olaylardır.

Pancar Köy bir çok öğretmen, müzisyen ve değerli insan yetiştirmiştir. Gazetemize müze yazıları ile konuk olan şair ve yazar Hatice Opak Bilgin’ in anneannesi Azime Aytekin (Şenol) Pancarköy’den İnece’ye gelin gitmiştir. Sesi çok güzeldir ve düğünlerde aranan bir kişidir. Azime Hanım gelmeden köy kadınları şarkılar söylemeye başlamazlar. Malum o yıllarda orkestra veya müzik aletleri yok. Köyde toplanan kadınlar bir tef veya darbuka eşliğinde kendi şarkılarını söyleyip, kendi aralarında eğlenirmiş.

Pancarköy bugün adını aldığı pancarı unutmuş. Yeni nesiller pancarı yerde görse tanımayacak kadar unutmuş. 5 Dönem muhtarlık yapan Vedat Dal ve bugünkü muhtar Necati Parlak “Şeker fabrikasının kapanması köyümüz ve bölge köylüsü için kötü oldu. İki kolumuz birden kesilmiş gibi olduk” diyorlar.  Köyün Gazisi Nurettin Enginer ise yazdığı şiirlerle köyünü ve vatan sevgisini işleyerek her kesimin haklı saygı ve sevgisini kazanıyor.


DELİ AĞA

1930 yılında Pancarköy muhtarı DELİ AĞA lakaplı MEHMET KRAL’dır. 23 Aralık 1930 günü Atatürk’ü  Alpullu tren istasyonunda karşılayan muhtar Mehmet Kral, köyün sorunlarını dile getirdiği bir mektubunu Atatürk’e vermek ister. Atatürk’ü görmek için bütün Trakya Alpullu’ ya akın etmiştir. Yaşanan izdihamda Deli Ağa’nın tabancası belinden düşer. Atatürk’e suikast yapılacak düşüncesi ile Deli Ağa tutuklanır. 1,5 ay tutuklu kaldıktan sonra gerçek ortaya çıkar ve salınır. Olay Atatürk’e daha sonra intikal ettirilir. Deli Ağa Atatürk’ten köyüne öğretmen istemektedir. Atatürk durduğu ilk istasyonda kendisini karşılayanlara “İçinizde öğretmenlik yapmak isteyen var mı?” diye sorar. Genç bir bayan öğretmen olduğunu söyler ve Atatürk, Pancarköy’e Cumhuriyet’ in ilk öğretmeni olan “Mazlume Hanım”ı öğretmen olarak gönderir. Atatürk mektubunu aldığı muhtar Deli Ağa’nın durumunu öğrenince çok üzülür.

Deli Ağa’ nın Cumhuriyet ve Atatürk sevgisi hiçbir zaman bitmez. Alpullu Şeker Fabrikası yapılırken yapılan istimlakların parasını almaz ve fabrikanın ihtiyacı olan tarlalarını bağışlar. “Paranı git al” diyenlere ise “Bu fabrika yabancılara yapılmıyor. Türk halkı ve köylümüz için yapılıyor. Bin tane tarlam olsa memleketime helal olsun”diyerek cevap verir.

Deli Ağa’ nın çevre köylerde çok büyük saygınlığı ve sevgisi vardır. Deli Ağa her gittiği köye yiyecek içecek ve rakısı ile beraber gider, kurduğu sohbet sofralarının şanı bütün Trakya’ya yayılır. Aradan yıllar geçmiş olmasına rağmen hala saygı ile anılır. Deli Ağa o bölgenin “Kral”ı gibidir. Ancak diğer krallar ile karıştırılmasın. O yoksulun, yetimin yanında olan sevgi ve saygının kralıdır. Cumhuriyet’in en önemli devrimlerinden birisi olan “Soyadı Kanunu”  çıkınca, “madem sen buraların kralısın, senin soy ismin KRAL olsun” denilince Deli Ağa’ nın soy adı Kral olur. MEHMET KRAL…

Toplantımıza iştirak eden köyün yaşlılarından ve Deli Ağa’ nın arkadaşlarından olan Mehmet Dayı “Bu deli Ağa’nın Rafet isimli bir oğlu vardır. Tanı-yorsanız onda çok güzel anılar var” dedi. Biz Deli Ağa’ nın oğlu Rafet Kral’ı İzmir Buca’da bulunan evinde ziyarete gittik. Rafet Kral babasının soyadını taşıdığı gibi gerçek bir kral. Fakat mü-ziğin ve çaldığı Ud’ un kralı. Sayısız beste yapmış, güftesini yazdığı şarkıları yıllarca önemli şarkıcılarca söylenmiş. Rafet Kral Kepirtepe Köy Enstitüsü’nden mezun olduktan sonra yıllarca Kırklareli köylerinde öğretmenlik yapmış. İnanılmaz güzel anıları ve hatıraları var.Kepirtepe Köy Enstitüsüne kaydını yaptırmak için  Pancarköy’den yaya olarak Lüleburgaz’a gelir. Babası Deli Ağa ekonomik durumu iyi olduğu için onu İstanbul’a Koleje göndermek ister. Ancak Rafet Kral’ın gönlünde öğretmenlik vardır ve yolu Kepirtepe Köy Enstitüsüne doğru gider. Cahit Orhan Tütengil o yıllarda Kepirtepe Köy Enstitüsünde öğretmendir. Boyu küçük olduğu için öğrenciler bu küçücük boylu adamı pek kabullenemezler. İlk ders  öncesi arkadaşları Kral Rafet’i şişirirler, sen bu öğretmeni döversin diye. Kral Rafet bu gazla ilk derste uygunsuz tavırlar yapmaya, kavga için sebep aramaya başlar. Ancak Cahit Orhan Tütengil hiç oralı değildir. Kral Rafet ile ilgilenmeden dersine devam eder. Ders sonunda ise unutamayacağı bir ders verir. İki eliyle önce başı ve poposunu gösterir, sonrada çenesi ile başını tutarak şöyle der “çocuklar insanın büyüklüğü boy ile değil, kafasındaki bilgiler ile ölçülür” ve ders bitimi ile sınıftan çıkar gider. Kral Rafet bu dersi hiç unutamaz. “Hayatımda yediğim en güzel dayaktı, dayak sadece tekme tokat vurmakla atılmaz. Böyle de dövülür insan” der.

Rafet Kral hayatı boyunca öğretmenlik yaptığı yerlerde öğrencilerine altın değerinde öğütlerde bulunur.

– Çocukların seviyesine in ve onları anlamaya çalış

– Mesleğini ve çocukları sev. Her işin başı sevgidir. Mesleğini severek yapan insan başarılı olur.

– Çocuklara okuma aşkını öğretin. Okullarda öğretilen ders-ler ile ilgili bilgiler unutulabilir. Tarihleri unutabilirsin, kimya veya fizik formüllerini unutabilirsin ancak içinde okuma sevgisi varsa okumayı hiçbir zaman unutmazsın.

Rafet Kral İzmir Buca’ da evinde belki rahat ve huzur içinde ama, Kırklareli ve köyünü özlediği gözlerinden okunuyor. Acı tatlı hatıraları ile Dünyalara sığmayan Kral Rafet, Buca’da bir apartman dairesine sığmak zorunda kalmış. Ancak en yakın dostu olan UD’unu yanından hiç ayırmıyor. Son bestesini Atatürk için yapmış. İlk defa bize çaldı ve söyledi. Eşi de kendisine eşlik edince ortaya inanılmaz güzel bir Atatürk şarkısı çıkmış oldu.

Veda vakti geldiğinde gözleri dolu dolu olan Kral’ ın son dersi ise insan olan herkes içindi.

Hrıstiyan değilsen ,
Olmasan da Müslüman,
Seni de Allah sever,
eğer insan olursan…