Ertuğral Köyü

Kırklareli Babaeski İlçesine bağlı, merkeze 57 km, ilçe’ ye 12 km uzaklıkta bir köydür.

Köy’ ün internet sitesinde “Köy 1890 lı yıllarda Bulgaristan’ ın çeşitli kasabalarından göç eden ve çoğunluğu POMAK olan kişilerce kurulmuştur” diye bir bilgi vardır. Bu bilgi bizi ister istemez o hüzünlü acı dolu felaket yıllarına götürmektedir.

Halk arasında 93 HARBİ diye bilinen 1877-1878 OSMANLI-RUS Savaşı sonucunda Osmanlı İmparatorluğu Balkanlar’ da büyük toprak kayıplarına uğrar. Türklerin Balkanlar’da 500 yıl süren egemenliği acı bir şekilde sona erer.

03. MART. 1878 tarihinde imzalanan (AYASTEFANOS) Yeşilköy Antlaşması ile Rus Kuvvetleri Balkanlar’ da bulunan Osmanlı topraklarını işgale başlar. Gazi Osman Paşa her ne kadar Plevne’ den çıkmam, Tuna Nehri akmam dese de bu kadar ihanet ve satılmışlığa Tuna Nehri’ de isyan edip kendi seyrinde akmaya başlamıştır. Tuna Nehri ile birlikte yüzbinlerce Türk Köylüsü de Anavatan İstanbul’ a akmaya başlamıştır. Osmanlı Ordusu Plevne’ de Destan yazarak savunma yapan Osman Paşa’ ya 6 ay boyunca ufak bir yardım gönderse idi, belki de Gazi Osman Paşa Plevne’ yi terk etmeyecek, Tuna Nehri de akmayacak, fakat tarihin akışı değişecekti,.Ancak Osmanlı’ nın son zamanlarda ki Saray Entrikaları bu yardımı engellemiştir. Padişah yalakaları “ Aman Padişahım, bu Osman Paşa var ya, Plevne’ den kahraman olarak gelirse sizin tahtınızda gözü olur. Bırakalım ne hali varsa görsün, birkaç yüz köyünüz eksik olsun, ama sizin Saltanatınız…  aman  maazallah”  diyerek yardımları engeller ve beklenen facialar yaşanmaya başlar. 500 yıl Balkanlar’ da barış ve huzur içinde, herkesin din ve dil özgürlüğünün olduğu mutlu günler büyük katliamların yaşandığı günlere dönüşür.

Rus Diplomat Teplouv’ un araştırmalarına göre, tarihte yaşanan en büyük soy kırım olayları başlar. Binlerce Türk göçe zorlanır, köyler yakılır yıkılır, direnenler öldürülür. Savaş esnasında öldürülen 350 bin kişiden fazlası, savaş bittikten sonra öldürülür. Ermeniler için  soykırım kararları alan Fransa ve İngiltere ise bu olayları sadece izlemekle yetinir.

Osman Paşa İstanbul’a dönüp, Saray ve Padişah tarafından gönlünü almak ve halk arasında meydana gelen kargaşayı önlemek için , Osman Paşa’ ya birkaç madalya takılır, isminin önüne GAZİ ünvanı da eklenir. Osman Paşa Plevne’ yi terk edince işlerin kolaylaşacağını zanneden RUS’ lar Rodoplar’ da beklemedikleri bir direniş ile karşılaşır. “FERMAN PADİŞAHINSA RODOPLAR BİZİMDİR” diyen POMAKLAR ,Rus birliklerini köylerine sokmazlar. LOFÇA-PLEVNE ve TIRNOVA’ ya doğru yayılmaya başlayan Rus ve Bulgar İşgal Kuvvetleri büyük bir bozguna uğrar. Rodoplar’ ı ele geçirmek için  Atlı taburlar ve  Bulgar Gönüllü Taburları ile saldırıya geçen kuvvetler KIRCALI ve MESTANLI arasında tekrar bozguna uğratılır. 16 MAYIS 1878 tarihinde Sultanyeri Kazasının KARATARLA KÖYÜ’ nde  RODOP TÜRK MUVAKKAT HÜKÜMETİ kurulur. AHMET TİMİSKİ, HACI İSMAİL EFENDİ, HİDAYET PAŞA ve KARA YUSUF ÇAVUŞ’ tan oluşan dört kişilik Hükümet, 30 kişiden oluşan bir temsilciler Meclisi oluşturarak göreve başlar.

Osmanlı Sarayı ve Padişah’ ın bütün baskılarına rağmen Pomaklar Rodop Dağlarını terk etmez ve “Osmanlı Toprağında Rus askeri kalmayana kadar direnişe devam edeceklerini ve silahlarını bırakmayacaklarını” Dünya’ ya duyururlar. İstanbul, Pomakları direnişten vazgeçirmek için SAİMİ PAŞA ve VASA EFENDİ’ yi Rodop Geçici Hükümeti ile görüşmeye gönderir. Ancak Pomakların  inadı inattır . “ASAM POMAK,İNADIM İNAD” dedimi olay bitmiştir artık. Ancak bu konuda haklı tarafları çoktur. İşgal altına alınan yörelerde görülmedik bir katliam ve soy kırım yaşanır. 190 bin kadın tecavüze uğrar, 290 bin erkek katledilir. Pomak Hükümet’ i bu haklı direnişlerini Dünya’ ya şöyle duyurur “Avrupa Devletleri neden silaha sarıldığımızı bilmek zorundadırlar. Bu yasal bir devlete karşı olan ayaklanma değil, bir halk direnişidir.YEŞİLKÖY ANTLAŞMASINA dayanarak Ruslar topraklarımızı  ele geçirmişler ve kıyım yapmaktadırlar.Canımızı, namusumuzu korumak zorunda olduğumuz için direnmekteyiz. YEŞİLKÖY ANTLAŞMASINI TANIMIYORUZ. Bunun yerine yeni bir antlaşma yapılmalıdır.”

Bu haklı sese beklenen destek İstanbul’ dan değil, Rusların daha fazla güçlenmesini istemeyen  Avrupa Devletleri ve Bulgarlar’ ın fazla toprak almasına karşı çıkan Balkan Devletleri’ nden gelir. Pomakların bu efsane direnişi sonuçlarını verir ve 13 Temmuz 1878 tarihinde Berlin Antlaşması imza edilir.

Pomakların bu direnişi sonucu imzalan 8 Şubat 1879 tarihli İstanbul Antlaşması ile Balkanlar 30 yıllık bir huzur dönemine başlar, ta ki 1912, 1. Balkan Savaşı’ na kadar.

Pomaklar’ ın Rodoplar’ da kurmuş olduğu ve bir adı da POMAK TİMRAŞ CUMHURİYETİ olan devlet her türlü baskı ve entrikaya rağmen Balkan Coğrafyası’ nda 8 yıl yaşamıştır. Bu Devletin mevcudiyeti Balkanlarda bir denge unsuru gibi gözükmesine ve Pomaklar da haklı davalarını doğru bir şekilde Dünya’ya duyurabildikleri için her tarafta kabul görmüştür. Ancak Osmanlı Sarayı’ nda dönmeye başlayan entrika dolapları bu devleti sona erdirmek için dönmeye başlar. Bulgarlarla 1 Şubat 1886 tarihinde anlaşan Osmanlı Hükümeti Doğu Rumeli’ yi Bulgarlar’a bırakır. Artık ELVEDA RUMELİ demek zamanı gelmiştir. Bir darbe ile Padişah’ ın atadığı Vali’yi görevden uzaklaştıran Bulgarlar Doğu Rumeli’ nin Bulgaristan ile birleştiğini açıklar. Ne yazık ki bu anlaşmayı,  Avrupa Devletlerinden önce Osmanlı Hükümeti tanır.

Bulgar hakimiyetinde daha fazla yaşamak istemeyen Pomaklar, Türkiye’ ye yeni bir göç dalgası başlatır. Köy’ ün sitesinde yazılı olan Lofça ve İzvor’ dan gelen Pomaklarca kurulmuştur ifadesi var ya, işte bu ifadenin tarihi gelişimi özetle böyle olmuştur.

1890 lı yıllarda Edirne’ den giriş yapan Pomaklar, genelde daha önce bölgeye gelen gurupların yoğun olduğu PEHLİVANKÖY, KATRANCA, B.MANDIRA civarlarına iskan edilir. Köy’ün ismi önceleri KOÇ PINARI olarak anılır. Köy Rodoplar’ da yetişen Balkan Koçları ile meşhur olur. Küçük baş hayvancılık köyün en büyük geçim kaynağıdır. Özenle yetiştirilen koçlar hala Rodoplar’ ın havasını taşımaktadır. Köy’e gelen hatırlı misafirlere koç ikram edilir. Bazı köyler tavuk ya da horoz kesmektedir ama, Koç Pınarı köyüne bu yakışmaz. Koçun en güzel yeri olan billurları ise özel misafirlere ikram edilir. Pomakların ince zekalarında ki espri’yi anlamayan bazı yöneticiler zamanla bu ikramı bir hakaret olarak kabul etmeye başlarlar.Bu sebeple koç ikramından vazgeçilir. Böylece köy’ ün ismi de değişir. Koç Pınarı, olur sana KOZPINAR.

Pınar’ ın adı Koç veya KOZ olması Pomakları pek rahatsız etmez. Onlar önemli günlerini, düğün veya nişanlarını pınar başında yaparlar. Sevdiği ile  buluşmak  isteyen genç kızlar veya delikanlılar bir bahane bulup pınar başında buluşurlar.

Cumhuriyet döneminde köylerin isimleri yeniden yazılmaya başlayıp bazı köy isimleri değişince, bizim KOÇPINAR Köy’ ü ERTUĞRAL KÖY’ ü olur. Köyün resmi adı her ne kadar “Ertuğral” olarak yazılsa da köylü ERTUĞRUL ismini kullanmakta direnir. Trakya’ da Ertuğrul Gazi soyundan Kayı Boyundan olduğunu iddia eden bir çok köy ismini bu tarihi bilgi içinde Ertuğrul olarak almıştır ama, araya bu “a “ nasıl girdi kimse bilmez. Pek o kadar da önemli değildir hani.

Köy’ ün hikayesini ilk önce köyde öğretmenlik yapan RAFET SEÇKİN Öğretmenden dinledik. Köy’ de kurmuş olduğu ERTUĞRUL SPOR’ un başarıları ve hikayesi ilgimizi çekince bir defa köy’ e gidip, köylünün ağzından da bir şeyler dinlemek istedik.Rafet Öğretmen ile bir Pazar günü Ertuğral Köy’ ü ne gittik. 50 yıl önce kurmuş olduğu takımın oyuncuları ile yeniden görüşmesi, eski takımda kalan futbolcularla yeniden resim çekilmesi gerçekten muhteşem bir olay oldu. Bir öğretmenin köy’ de yalnızca öğrencilere alfabe veya matematik öğreten kişi değil sosyal etkinlikleri de paylaşmakta ne kadar önemli olduğunu gördük. O yıllarda öğretmen’ e verilen değer ve duyulan güven bugünlerde taşımalı eğitim sonucu öğretmenlerin köylerden kopması ile kaybolmuş gibi. Ancak yine de  köylümüz  Rafet  Öğretmenleri unutmamış.

Köy’ ün tarihi ile bilgi almak istediğimizde, bugün 85 yaşında olan İBRAHİM UÇAR’ı gösterdiler. Biraz sohbete başlayınca doğru adreste olduğumuzu anladık. 93 Harbi’ nin acıları ve yaşanan dramlar unutulmamış. Acılar bir kenara bırakılıp, her şeye rağmen hayat devam ediyor, denilerek hayata yeniden sarılmışlar. Rodop Pomakları yaşadıkları bunca acı sonrasında Cumhuriyet’ in önemi ve değerlerini çok iyi anlamışlar. Özgür bir ülke de yaşamanın, akşam yatınca, sabah güvenle kalkmanın ne demek olduğunu onlardan daha iyi kimse bilemez. Kendi ana dilleri olan Pomakça’ nın yanında Türkçe’ nin neden ana dil olarak kullanılması gerektiğini en iyi onlar bilir. Ana dil için dağlara çıktığını söyleyen, devletin asker ve polisine kurşun sıkan Kürtlerin aksine, Pomaklar Cumhuriyet’ in neden bağımsızlık ve özgürlük olduğunu çok iyi bilirler.

Köy toprakları Padişah Fermanı ile Emin Ağa’ ya verildiği için, Emin Ağa Padişah adına vergi toplar, asker alır, toprakları işletir. Emin Ağa Padişah adına köy’ ün sahibidir. İbrahim Uçar’ ın ağabey’ i işte bu Emin Ağa’ ya içgüveysi olarak gider. Daha sonra da Hayrabol Kadriye Köy’ üne iskan olan kardeşini yanına alır. Emin Ağa’ da toprak bol, Emin Ağa’ ya ırgat lazım.

İbrahim Uçar askere gidene kadar okuma-yazma bilmez. Askerde ALİ OKULU’ nda okuma yazma öğrenir.” Okuma yazma öğrenince kabak çiçeği gibi açıldım. Yerde bir kağıt görsem muhakkak alır okurum OKUMAK ÖZGÜRLÜKTÜR” diyor. Sarantalı Köylüm Gazetemizi kahvede dağıttığımız sırada bu ihtiyar’ ın büyük bir dikkatle gazeteyi okuduğunu görünce hem hoşuma gitmiş, hem de merak etmiştim. Köylerde gazete okunmaz diyenlere işte cevap. Okunacak olaylar yazın, bak nasıl okunuyor. Ardında neler varmış. Bir derya ile karşılaşmışız da haberimiz olmayacakmış.

Geldiğimizi duyan eski futbolcular gelmeye başlayınca kahvede büyük bir hareketlilik yaşandı. Aradan 50 yıl gibi önemli bir zaman dilimi geçmiş. O yıllarda 14-16 yaşında olan delikanlılar şimdi dede olmuşlar. Dedesinin oynadığı takımın fotoğraflarını gören gençler ise daha meraklı idi. Rafet Öğretmenin kurmuş olduğu ERTUĞRUL SPOR hala mücadelesini sürdürüyor. Kulüp müzesi sayılan lokal’de 4 adet kupa geçmiş güzel günlerin anısı olarak duruyor. Bugün köylerde genç kalmamış, çoğu aileler çocuklarının okuması için Babaeski veya Edirne- Kırklareli’ ne gitmiş. Her ne kadar köy ile ilgilerini kesmedilerse de, tabii o eski cıvıl cıvıl öğrenci dolu okullar yok artık.

Takımın teknik direktörlüğünü yapan Şaban Çakmak yine de gelecekten ümitli. “Yeter ki çocuklarımız okusun, hayatını kurtarsın, biz her şeye rağmen takımı ayakta tutacak güce sahibiz” diyor.

Pomakların güçlü kuvvetli sportmen yapıları onları güreşte başarılı olmalarını sağlamış. Kırkpınar Baş Pehlivan’ ı İBRAHİM ERDİ ve, İbrahim Gürler, Ahmet Topçu, Yunus Gürler, Süleyman Gürler, Hüseyin Gürler, İsmail Gürler, Cihan Topçu, Sinan Topçu,  Ertuğrul Köyünde yetişen ünlü pehlivanlardır. Ahmet Topçu uzun yıllar Kırkpınar’ da hakemlik yapmıştır.

Köy Muhtarı Arif Recep Kılıç Edirne’ de yapılan bir toplantıda olduğu için ilk saatlerde yanımızda olamadı. Ancak büyük bir incelik göstererek köyden ayrılmadan önce bize yetişebilmek için, toplantıyı erken terk ederek yanımıza geldi. Misafirlerini kısa süre içinde olsa en iyi şekilde ağırlayabilmek için çaba gösterdi. Fakat biz yine de şanslı misafirler idik. Koç ikram edilen günlerde köye misafir olarak gitmedik. Sıcak bir çay ve sıcak bir sohbet ortamı bazen her şeyden önemli olabiliyor.

İbrahim Uçar’dan dinlediğimiz bir Pomak türküsü ile veda ediyoruz.

“Kaynar kazan taşmaz mı

Yol buradan aşmaz mı

Merak etme nazlı haticem”

……… türkünün sonunu hatırlamıyor ama olsun biz ne demek istediğini anladık.

Kahveden  çıkışta  bizi  yolcu ederken yine bir Pomak türküsü söylemeye başlıyor;

“KAHVE OLSAM DOLAPLARDA”

Acılı Rodoplar

Seni götüren bu göç yollarına yollara kin tutamam..

Seni getirecek olan da onlar,o yollar sevdiğim..

Vuslatlara ve ayrılıklara gebe yollar.

Sen de diri tutmalısın gözlerini ki

Rodoplar gibi yiğit olsun sevdamız…

Yollar misali , uzadıkça uzamalı aşk gülünün tomurcuğu…

Şimdilik yurtsuz düşlerle dişleyip zamanı,

Kavuşmak için en büyük parçaları koparmalıyız ondan!

Üşüdüğümüzü, hasretimizi yıldızlara öykünüp diyetini hayattan almalıyız…

Dahası, ırmaklar aynasında kırık kalmamalı tebessümümüz!

Ortada büyük bir ‘biz’ var,

Sensiz bensiz; sende ve bende her şey noksan biliyorum

Ama yaraları gizli kanatma zamanıdır sevdam..

Akacaksa da ille, yaralardan kan,

Senden bana benden sana akmalıdır!

Çünkü bizden ötesi acılı Rodoplardır;

Derdini,halkını beş kola bölmüş..

Ve beş kolda asi sayılmış,kendi yarasında sürgün..

Sınırlarla bölünmüş yine de durmamıştır,

Sevdasına,halkına hasrettir..

Biz’den ötesi acılı Rodoplardır.

Pomak İnadı

Osmanlı Makedonya’yı işgal ettiğinde dönemin Paşası Üsküp’e gelir. Vardar nehri kıyısın otururken canı karpuz çeker ve aklına bir fikir gelir, çünkü Paşadır ve etrafa bir şekilde para dağıtması adettendir. Hemen haber salar ve etrafındakilerden bir Arnavut, bir Makedon, bir Pomak çağırır ve sorar;

— Bu karpuz neyle kesilir?

Makedon “bıçakla” der ve bir kese altını alır gider.

Arnavut oda “bıçakla” der oda bir kese altını alır gider.

Pomak aklında başka şeyler varken hazırlıksızca “makas” der.

Paşa ve etraftakiler şaşırır ve kızar, bağırmaya başlayarak “benle dalga mı geçiyorsun?” deyip, paşanın askerleri Pomak’a saldırır dövmeye başlar, bir süre sonra Paşa “hele bir dur der bakalım aklı başına geldi mi”, ve yeniden sorar. Ama bizim Pomak bir kere makas demiştir artık ve yeniden makas der ve ardından dayak yine başlar.

Bu duruma dayanamayan bir başka Pomak paşaya şunu der; “Paşam bu da bütün Pomaklar gibi birşey dedi mi yanlışta olsa doğruda olsa bir daha vazgeçmez söylediğinden, sözünden döndürülemez öleceğini bilse bile”