Estonya – Tallinn

298

17-18 Ekim tarihlerinde 2 gün gecelediğimiz Riga’dan ayrılarak yeni bir ülke ve yeni bir şehre doğru yola çıkıyoruz. Hedefimiz son Baltık Ülkesi Estonya.

Baltık Denizinin doğusunda yer aldığı için “East (doğu)” anlamına gelen Easton’a 10.yy’da Ural-Altaylardan gelen Hint-Avrupa kavimleri yerleşmiştir. Gelenler önceleri doğu inanışı olan paganizm ve şamanizme inanırdı. Ancak 12.yy’da bölge zorla hırıstiyanlaşmaya başlamıştır. “Kılıç Kardeşleri” tarikatının öncülüğünde gelmeye başlayan misyoner rahipler bölgenin hırıstiyanlaşmasında önemli rol almıştır. Bölgenin halk arasında kullanılan bir diğer adı ise EESTİ’dir. Bölge çok rüzgarlı olduğu için şiddetli rüzgarlar estiğinde, “yine esti deli rüzgar” anlamında “eesti” denirmiş. Esmek, sanki bize yabancı gelmiyor gibi. Eee, ne de olsa Altaylardan gelmiş olan boylarda biraz akrabalık var değil mi?

Estonya’nın başkenti Tallinn‘dir. Tallinn‘in tarihi sayısız işgaller ve saldırılarla doludur. En son II. Dünya Savaşı sırasında ağır bombardıman altında kalan kentin tarihi bölümü ayakta durmayı başarmıştır. Tallinn, 1997’de Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) tarafından Dünya Mirası listesine eklenmiştir. Tallinn kelimesinin tam olarak nereden geldiği bilinmese de, kelime kökeni olarak “Taani-linn” (Danimarkalılar’ın Kenti) veya “talu linn” (çiftçi kenti) olduğu muhtemeldir. Tallinn ismi, 1918 yılında Estonya bağımsızlığını kazandıktan sonra resmi olarak kabul edilmiştir. 1918 öncesi ise kentin adı Reval’di.  2011 Avrupa Kültür Başkenti seçilmiştir.

15. yüzyılda inşa edilen 159 metre yüksekliğindeki gotik mimarisiyle Aziz Olaf Kilisesi, Avrupa’daki en uzun yapıydı. Yangınlar yüzünden, kilisenin tekrar restore edilmiş olmasına karşın, yapının bugünkü boyu 123 metreye inmiştir.

Estonya tarihi istilalar tarihidir. 13, yy Danimarkalı’ların dedeleri olan Vikingler bölgeyi işgal ve yağmalamıştır.  Başkent Tallinn’ in Danimarkalıların şehri anlamına gelen Taani-linn ismi ile anıldığı yıllar olmuştur. Viking izleri bölgede hala hissedilmektedir. Estonya 1277 yılında başlayan Alman işgali ile birlikte tam 714 yıl çeşitli ulusların işgali, altında yaşamıştır. Bu işgaller bir çok acı hikayeyi yaşatmıştır. Ancak bütün bu zorlukların altından Eston köylüsünün inanılmaz çalışma ve üretme azmi ile kalkabilmiştir. Köylü yönetenin kim olduğuna bakmadan, tarlasını ekmiş, ürününü almış, egemenlere, beylere ve devlete yaptığı ödemelerden sonra kalan ile yetinmeye çalışmıştır.  Polonyalı şair Adam Mickiewicz’ in dizilerinde belirttiği ve özlemlediği hürriyet güneşinin bir gün mutlaka doğacağına olan inancını yitirmeden içindeki özgürlük ateşini söndürmeden bugünleri beklemiştir.

“doğmuşum kölelik içinde
zincire vurulmuşum daha beşikte
selam sana istikbalin fecri
ardından doğacaktır, hürriyet güneşi”

Şehrin en güvenli ve korunaklı bölümüne Piskopos ve rahipler yerleşmiştir. Köylülere ve çiftçilere ise açık arazide ikamet izni verilmiştir. Kale’ ye giriş çıkışlar izne ve kontrole tabidir. Hava kararmadan ve şehrin kapıları kapanmadan köylülerin kaleden çıkmaları gerekirdi. Kale kapıları kapandıktan sonra içerde kalan köylüler ağır şekilde cezalanır ve hapse atılırdı. Buna örnek olarak Soylu Herman ile Gariban (Şişman) Margeret’ in aşkları anlatılır. Herman ile Margeret yine bir buluşmalarında koyu sohbete dalınca zamanın nasıl geçtiğini anlayamazlar, kalenin kapıları kapanır ve içerde kalırlar. Nöbetçilere yakalanmamak için gizlenseler de yakayı ele verirler. Aşkları ve hikayeleri efsane şeklinde bugün dahi anlatılır.

Eski şehrin dokusunun bugünlere taşınması büyük bir turizm potansiyeli yakalamış. Ancak her olayda olduğu gibi küçük aşk hikayeleri işi biraz süslemiş. Küçük bir sokakta duvara monte edilmiş kocaman kulaklı bir adam figürü dikkatiniz çekecektir mutlaka. Komşularını dikiz etmekten büyük zevk alan bir adam, dinleme sırasında yakalanınca ceza olarak evinin duvarına kocaman kulaklı heykeli yapılır. Olay hem ceza hem de ders niteliğindedir. Eski şehri gezerken önünden geçtiğimiz bir su kuyusu dikkatimizi çekti. Rehberimizin anlattığına göre, Tallinn bölge olarak kireçli bir yapıya sahip imiş. Dolayısıyla kuyu suları da kireç taşlarının etkisi ile beyaz oluyormuş. Adamın biri bir gün bu beyaz suyu değiştirmek için kuyuya siyah bir kedi atmış. Bunu duyan herkes yakaladığı siyah kedileri kuyuya atmaya başlamış. Suyun rengini değiştireceğiz diye kuyu suyundan da olmuşlar.

Eski şehirde bir sokak dikkatimizi çekti. Sokağın ismi “uzun bacak sokağı”. Efsaneye göre dik merdivenlerden soyluların rahatça inebilmesi için uygun merdivenler yapılmış. Köylülerin bu merdivenlerden inmesi ve bu sokaktan geçmesi kesinlikle yasak. Diğer dar sokaktan inmek zorunda kalanlar ise bir adımlarını kısa kısa atmak zorunda kaldığı için, bu yürüyüş şekli yaşam tarzları olmuş. Arkadan seyreden, bir ayağı kısa imiş gibi zannediyor. Rehberimizin anlattığına göre bu sokak yüzünden Tallinn eski halkı uzun bacak ve kısa bacak diye ikiye ayrılmış, tıpkı sokak gibi. Sokağı girişindeki uzun bir çizmenin hikayesi bu işte.

Estonya 1700’lü yıllarda Rus Çarı Petro’ nun denizlere açılma politikasının kurbanı olur. Karadeniz ve Akdeniz’ e açılma ümitleri kalmayan Rus Çarı Petro rotayı BALTIK Denizine çevirir. Tallinn, Petronun denizlere açılan kapısı ve ayni zamanda yazlık ikametgahı olur. Petro bu rahat durur mu hiç. Sıcak denizlere ulaşma sevdası hiç bitmez. 1710-1711 yıllarında Osmanlı ile Prut Nehri kıyılarında bir defa daha savaşa tutuşur. Bu defa Sadrazam Baltacı Mehmet Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusu tarafından Prut Bataklıklarında kuşatılır. Petro’ nun baskılarından bıkan ve korkan İsveç Kralı Petro’ nun imha edilmesini ister. Ancak Petro’ nun imdadına Moskova’ dan gelen KATERİNA yetişir. Katerina Balatacı Mehmet Paşa’ nın çadırına gelerek barış anlaşması imzalar. Petro ve Rus Ordusu imha edilmekten kurtulur. Çadırda neler olduğu ve nasıl bir anlaşma olduğu konusunda tarihte birçok varsayım üretilmiştir. Çadırda neler yaşandığını Baltacı Mehmet ve Katerina’ dan başka kimse bilmez ve sır olarak kalır. Ancak bu yaşananlar ve dedikodular Sadrazam Baltacı Mehmet Paşa’ nın hayatına mal olur. Katerina için durum farklıdır. Kuşatmadan kurtulan Petro, karısına güvenmektedir ve teşekkür için ona, Tallinn’ de muhteşem bir saray yaptırır. Petro ve Katerina bu sarayda çok kısa bir süre kalırlar, fakat efsaneleri 200 yıldır saray ile birlikte yaşamaktadır.

1918 yılında bağımsızlığını ilan eden Estonya’ nın özgür günleri kısa sürer. Alman ve Rus işgalleri sıra ile gelir. 2,Dünya Savaşı sırasında Alman uçaklarının bombalanması ile büyük hasar görür. Almanların savaşı kaybetmesi ile birlikte tekrar Rus işgali başlar. 1945-1995 yılları arasında yaşanan Rus işgali ülkeyi farklı bir konuma getirir. Estonya Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ nin teknoloji üssü haline gelir. Büyük teknolojik yatırımlar halkın refah seviyesini oldukça yükseltir. Ruslar çok büyük yatırımlar yaptıkları bu ülkeden kolay kolay vazgeçmek istemezler. 1991 yılında esmeye başlayan Prestorayka Rüzgarları ilk önce Estonya’ da karşılık bulur. 20 Ağustos 1991 yılında Estonya bağımsızlığını ilan eder. 20 Ağustos Estonya’ nın bağımsızlık günü olarak ilan edilir. Ancak bu bağımsızlık ilanı biraz farklı gelişir. Şarkı söylemesini çok seven ve hayatlarının bir parçası olarak gören estonlar her yerde şarkılar söyleyerek bağımsızlığın ve özgürlüğün tadını çıkarmaya başlarlar. Şarkı meydanında 300  bin kişilik bir koro ile şarkılar söylerler. Bu koronun söylediği halk şarkısı ise sonradan Estonya Milli Marşı olarak bestelenmiştir.

“Mu isamaa, mu õnn ja rõõm”
Vatanım, Sevgilim ve Şansım
Vatanım, sevgilim ve şansım;
Öyle güzelsin ki!
Bulamam ey Estonya,
Arasam da bütün dünyayı;
Aklıma ve yüreğime,
Senin kadar yakınını!
Hayat verdin bana, yetiştirdin beni;
Teşekkür borçluyum sana.
Her nefesinde yüceltiyorum seni
Ve and içiyorum, ölene dek
Sana bağlı kalacağıma;
Ey, aziz Estonya!
Tanrı korusun seni,
Benim güzel vatanım!
Esirgesin erdemini,
Düşmanlardan sakınsın;
Başladığı her işte,
Vatanım kazansın!”

Sovyetler Estonya’ yı kolay bırakmak istemezler. Sovyet Birlikleri Estonya Meclis Radyo ve Belediye binalarını işgal etmeye başlarlar. Estonyalıların tepkisi büyük olur. Binlerce köylü traktörleri ile Rus tanklarının etrafını çevirir. Radyo ve Meclis binaları insan zinciri ile kuşatılır. Rus tanklarının kımıldamasına bile izin verilmez. 2 milyon üzerinde kişi el ele tutuşup Vilnius’ tan Tallinn’ e kadar insan zinciri ile Rus tanklarının önüne çıkar. Rus ordusu Prut kuşatmasından sonra en büyük kuşatmayı yaşar. Köylüler şarkılar söyleyerek oluşturdukları bu insan zinciri ile Rus tanklarının ilerlemesini önler. Olayların çok kanlı bastırılabileceğini anlayan Ruslar, Avrupa’ nın baskısında çekinerek çekilmek zorunda kalır. Sadece bir gazetecinin ölümü ile sonuçlanan olaylar Dünya basınının ilgisini çeker ve Estonya o günden beri özgürlüğün ve bağımsızlığın tadını şarkılar söyleyerek çıkarmaktadır.

Estonlar Ruslar’a arkana bakmadan git demişlerdir 31 Ağustos 1994 tarihinde.

Çevir gökyüzüne başını
bakma arkana!
daha sert basa basa, daha güçlü!
anlat bu kara şehrin yollarına ak adımlarınla
gitmek yenilmek değil kazanmak da
gitmek gitmektir işte
hepsi bu..
Yıkıl git karşımdan!
Derhal itaat ederim!
Yıkıl git kalbimden!
Ve itaat eder kalbim dahi.
Yıkıl git hafızamdan!

Estonya’ nın başkenti Tallinn veya eski adıyla Reval’ in bizim tarihimizi ilgilendiren bölümü hayli ilginç. Şehrin ismi Reval ve hala Rus işgali altında iken 9,Haziran,1908 tarihinde İngiltere Kralı 7.Edward ve Rus Çarı Nikola arasında yapılan ünlü “ REVAL GÖRÜŞMELERİ” Dünya’ da ve Osmanlı topraklarında çok büyük yankılar uyandırır. Rusya Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde yaşayan Balkan Ortadokslarının hakları için, İngiltere ise yeni bulunan çağın ürünü petrol kaynakları Ortadoğu’ da  yer bulabilmek , uzun süredir hasta adam kabul edilen Osmanlının parçalanması için pazarlıklara başlarlar. Pazarlıklar duyulunca geniş yankılar uyandırır. Osmanlının yeni akımı Jön Türkler bu gelişmelerden 2.ADÜLHAMİT’ İ sorumlu tutarlar. 2.Abdülhamit ise, İmparatorluğu ve özellikle tahtını kurtarmak için bazı reformlar yapar, fakat kimseyim memnun edemez. Kurt kuzuyu yemeye, tanrılar ilahi emri yerine getirmek için imparatorluğu parçalamaya karar vermiştir. 24.Temmuz.1908 tarihinde 2,Meşrutiyet ilan edilir. Bütün bu gelişmelere rağmen olayları durdurmak mümkün olamaz, tarihte bildiğimiz olaylar yaşanır. 2.Abdülhamit tahtan indirilir, yerine 5, Mehmet Reşat padişah olur. Bekledikleri kehanet ve fırsat gerçekleşir. Kehanette ön görüldüğü gibi İstanbul’u alan padişah Mehmet ise, veren de Mehmet olacaktır.

Bütün bu gelişmelerin özellikle Reval kentinin seçilmesi de biraz ilginç. Reval , kelime anlamıyla , ilham yoluyla vahiy etme, ifşa etme,  açıklama gibi anlamlara geliyor. Gizli emellerin ifşa edildiği ve buna ilahi bir emir gibi gizli bir anlam yüklendiği emperyalist parçalama planları da ancak böyle bir yerde ifşa edilebilir, açıklanabilirdi.

Estonya ve Tallinn ile ilgili anılarımız geride bırakarak 20 ekim 2013 günü feribot ile Baltık denizinde 80 km yol alarak yeni bir ülke ve yeni bir şehre doğru yola çıkıyoruz. Yolculuğumuzun son durağı Ak Zambaklar Ülkesi Finlandiya ve baş şehri Helsinki.