Şeyh BEDREDDİN ile BİLİM’e Yolculuk -1-

NEDEN ŞEYH BEDREDDİN

“Tahayyül edin hele bir yol; Tarlalarda sınırın

Alışverişte hilenin, Paylaşmakta çıkarın olmadığı

Ortak bir kardeş sofrası

Herkesin çalıştığı, kazandığı”

diye düşünmüş  Simavna Kadısıoğlu Mahmut. Ve böyle başlamış onu Serez’ de darağacına götüren yolculuğu .

Şeyh Bedreddin üzerine yazılmış onlarca kitap, yüzlerce makale varken neden yeniden Şeyh Bedreddin üzerine bir araştırma yapma gereği duyduk diye sorduk kendimize. Konu üzerine yazılmış kitap, makale ve araştırmaların tamamına yakınını okumamıza rağmen bizi tatmin etmediğini bir şeylerin eksikliği hissediyorduk. Bu eksikliği nasıl ve hangi kaynaklar ile tamamlayabiliriz diye düşündük. Şeyh Bedreddin üzerine yazılan kitaplar ve olayların yaşandığı şehirleri yeniden farklı bir bakış açısı ile gezelim dedik.

Bizi tatmin etmeyen bu eksikliği Nurullah Ataç yıllar önce şöyle özetlemişti;

“ Nazım Hikmet’ in Simavna Kadısıoğlu Şeyh Bedreddin Destanı’ nın bütün meziyetlerine rağmen, bence bir de büyük kusuru var. Şeyh Bedreddin ile Börklüce Mustafa’ nın hayatlarının yalnız son yıllarını action ve mağlubiyet yıllarını gösteriyor. O adamların nasıl yetiştiklerini, düşüncelerinin teşekkülünü görmüyoruz.  Bunun için kitabı okurken onların şahıslarına değil ancak şairin tasvir ve anlatma kuvvetine alaka duyuyoruz. Nazım Hikmet destana bir birinci kısım yazarsa, güzel olan eserini mükemmelleştirmiş olur. Bunu hem fikirlerine, hem de kendi şahsına mecburdur” demek suretiyle önemli bir eksikliğe o yıllarda dikkat çekmiştir. Nazım ustanın bu tavsiyeye uyup yeni bir bölüm yazmaya ömrü yetmemiştir. Fakat şu husus önemli oluyor gibi, Nazım Hikmet bir şairdir ve olaya bakış açısı yaşananların destansı yanıdır. O araştırmayı yapmak araştırmacıların görevi olmalı. Bu bölümü de Nazım Hikmet’ ten beklemek haksızlık olurdu.

 

Birçok yazar Bedreddin olayı üzerine yaptığı incelemelerde Torunu Halil’ in yazdığı Menakıbname veya Bedreddin’ in yazdığı Varidat’ ı kaynak olarak alıp yazılarına yön vermiştir. Abdülbaki Gölpınarlı’ nın “ ŞEY BEDREDDİN VE MANAKIBI “ isimli incelemesinde de bu husus incelenmiş ve referans ve hareket noktası olmuştur. Bedreddin’ in çeşitli yerlerde çeşitli zaman dilimleri içinde yaşadıkları ve öğrendikleri fazla incelenmeden, idamı üzerinde yazılar, şiirler ve araştırmalar yoğunlaşmıştır. Ayni bilgileri farklı cümleler için çeşitli kitaplarda görebiliriz.

ESAT KORKMAZ , “ŞEYH BEDREDDİN VE VARİDAT” isimli kitabında bizim tarih bilgimiz ve tarih yazma konusunda nasıl yanlışlar yaptığımızı ve eksik kaldığımızı şöyle anlatıyor;

“ Doğu’ da resmi tarih deyince bilimden çok egemene uyarlanmış söylenti anlaşılır. Tarihçi bilgin değil, iktidarda olanı okşayan bir anlatıcıdır.

Doğu’ da olaylar değil kişiler izlendiğinden tarih bilinci yoktur ve Doğu insanının tarihi kendisiyle başlar, kendisiyle biter.”

Bu anlayış içinde ülkemizde yaşanan büyük bir toplumsal hareket olan Şeyh Bedreddin olayı ancak egemen olan ve galip gelenin haklı görüldüğü tarih bilinci ile yazıldığı için Bedreddin Olayının gerçekleri ne yazılabilmiş, ne anlaşılabilmiştir.

Esat Korkmaz kitabının sonunda ;

“ Tarih üzerine düşünmek, ölmüş –gitmiş olanlarımızı yeniden aramıza taşıma işidir. Bu yolla tarihe sahip çıkma girişimidir. Bunu sağlıklı yapamazsak ölmüş-gitmiş kimi alçakların oyuncağı olabiliriz. Çünkü tarih yalnızca dürüstlerin değil, alçakların da tarihidir, ortak tarih ya da tarih içinde tarihtir. Eksikliği yaşam bağışlamaz, boşluk da tanımaz, ne olup bitiyor demeye fırsat bulamadan tarih egemenin emrine girer, ya da bizler tarihin hizmetçisi oluruz. Böylesi bir son yakalandığında, ölüler yaşayanları bir bir gömmeye başlar. Yaşamın geleceğine egemen olmak istiyorsak zamanı yutmak, kendimize egemen olmak istiyorsak yutulan zamanı gözlemek durumundayız” diyerek tarih bilincinin ne kadar önemli olduğuna dikkatleri çekmek istemektedir.

“ Geçmiş olayların tarihsel özelliği, ancak geleceğe katkıları ortaya çıktığında tam olarak anlaşılabilir. Aradan altı yüz yıla yakın süre geçti, tam anlamıyla gelecek zamanda sayılırız. Bilmek için yeterli zaman geçmiştir. Kaynaklar boş bir evde duran hayaletler gibidir. Tarihle sulanabilirse, sulanıp canlandırılabilirse, hayalet olmaktan çıkıp aramıza katılabilirler”

İşte bizde tam Esat Korkmaz’ ın belirttiği gibi kaynaklara bir damla su damlatıp gerçekleri anlatmak istiyoruz.

 

ŞEYH BEDREDDİN OLAYI

KİMDİR-NEDİR-SEBEP VE SONUÇLARI-DÖNEMİNDE YAŞANAN OLAYLAR?

1359 SİMAVNA-1420 SEREZ

“Simavna Kadısı Oğlu Mahmut” olarak bilinen Şeyh Bedreddin’in 1359 yılında Yunanistan Simavna’ da başlayıp yine Yunanistan Serez’ de 1420 yılında sona eren hayat hikayesi çeşitli boyutları ile birçok yazar tarafından incelenmiş ve hakkında kitaplar yazılmıştır. Nazım Hikmet 1937 yılında yatmakta olduğu Bursa Hapishanesinde, Darülfünün İlâhiyat Fakültesi tarihi kelâm müderrisi Mehemmed Şerefeddin Efendinin 1925(-1341) senesinde Evkafı İslâmiye Matbaasında basılan «Simavne Kadısı oğlu Bedreddin» isimli risalesini okuduğu sırada bazı konular, -köylülerin mücadelesi- dikkatini çeker. Hapishane arkadaşı Tornacı Şefik’ in beyaz gömleği ile çıktığı tarihi rüyada Şeyh Bedreddin Destanı şekillenir. 1937 yılında Bursa Hapishanesinde Nazım Hikmet’ in şiirsel dizeleri ile “ Şeyh Bedreddin Destanı “  Türkiye’ nin gündemine taşınır, yazarların ilgisini çeker. Konu hakkında kaleme alınan yazılar tarihin derinliklerinde kalan ve özellikle topluma unutturulmaya çalışılan ve bu konuda ciddi baskılar uygulanan Bedreddin olayı yeniden tüm detayları ile incelenmeli ve konular romansal anlatım ile değil mümkün olduğunca belgelere dayalı olarak, incelenmesi gerekir.  Olayların geçtiği dönemin yaşayan tek tanığı Bizanslı tarihçi DUCAS’ ın anlatımlarıdır. Birçok yazar Ducas’ ın yazdıklarından yola çıkarak kendi görüşlerini katarak konu hakkında kitap yazmıştır. Ancak yazılanların hiç biri konuyu tam olarak ele alıp incelememiştir. Ducas Karaburun’ da yaşanan BÖRKLÜCE MUSTAFA İsyanı ve orada yaşanan savaşları bizzat izlediği için onun yazdıklarına güvenmek zorundayız. Birçok yazar Karaburun ile ilgili yazılarında Ducas’ ı referans almıştır.

Olayın geneline bakarak incelememize başlarsak toplum bu konunun neresinde, devlet neresinde. Devlet’ in gözünde, kendi düzenine isyan eden ve malı haram, canı helal düşüncesi ile idam edilen bir asi. Halkın gözünde ise, bazı yerlerde bir kahraman, bazı yerlerde devlete isyan eden ve asılan bir isyancı. 6. Karaburun Börklüce Mustafa Şiir Etkinliği için gittiğimiz Karaburun’da Halifelik istediği için isyan eden biri, yaşadığı yerlerde Edirne veya İznik’ te büyük bir din bilgini olmasına rağmen din’ e karşı gelen isyan eden ve asılan bir din düşmanı. Körlerin fil’ i anlatması gibi her yazar gördüğü ve duyduğu bölümü anlatmış gibi görünüyor.

“  Hayatı ve dünyayı kendi küçük dünyaları ile sınırlı tutanlar bizi anlamazlar

Şeyh Bedreddin dün ve bugün kendini anlamayanlar için ne demiş kendini nasıl tanıtmıştır.

“  Hayatı ve dünyayı kendi küçük dünyaları ile sınırlı tutanlar bizi anlamazlar” diyerek bugünlere mesaj göndermiştir. Gerçekten küçük çıkarlar için her türlü değerleri yıkan insanlar dün olduğu gibi bugünde aramızda yaşıyorlar. Peki, Bedreddin ne diyordu ki insanlar onu anlamakta zorlanıyordu. Bedreddin insanlara insan olmanın onurunu, çalışmanın ve üretmenin, ürettiğinin paylaşmanın önemini anlatarak bugün dahi başarılı olamadığımız toprak reformunu anlatmak istiyordu 1410 yılında “ Siz çalışmakta, üretmekte ve yaratmaktasınız. Ama bunların tümünden azade biri, binlerce insanın emeğinin en büyük payını kendi keyfinin haznesine doldurmaktasınız. Hangi hakla derseniz. Palasını sıyırmakta ve siz susmaktasınız. Oysa toprak sizindir. Başınızı kaldırıp bakabilseniz, Bey bir tanedir, daha çoğu olamaz. Siz ise milyonlarsınız.” Bedreddin’ in bu söylemleri geniş kitleleri heyecanlandırıyordu amma rahatsız olan, çıkarları bozulanlarda yok değildi. İsyanın fitilini ateşleyen fitneyi KAMİL SOFU adında bir softa din adamı ortaya attı. Kendi çıkarlarını beylerin çıkarlarına katarak aman Bey’ im “ Bu yeni kurulmak istenen düzen bir dinsizlik düzenidir. Mani olunmazsa din elden gidecektir. Bunca insan bir arı gibi çalışmakta ve koca ova oğul gibidir. Her biri bir iş görmekte, petekler gibi binalar dizilmektedir. Tarlalar sınır çizgisi olmadan işlenmektedir. Bir an önce bu düzenin yıkılması gerekmektedir. Yeryüzünde zenginler olmalı ki yoksullara sadaka versin sevap işlesin. Herkes eşit olduktan sonra kim kime sadaka verecek. Bu düzende bizim gibi softalara yer olmadığı gibi sizin gibi zenginlere de yer yok. Herkes eşit, olur mu böyle bir düzen. Çabuk olalım din elden gidiyor.” ( Erol Toy-Azap Ortakları 2.Cilt)

MUSTAFA kARACA