Filistin Direnişi ve İnsan Hakları

221

07 Temmuz tarihinden beri Orta-Doğu’ da Filistin ve İsrail arasında yaşanan çatışmalar ve ölen yüzlerce sivil çocuk Dünya’ nın dikkatini Filistin ve İsrail üzerine çekti. Görünürde bir savaş, çünkü bir tarafta, uçakları, tankları, topları ve askerleri ile düzenli bir İsrail ordusu, diğer tarafta ise bu silahlı güce direnmeye çalışan çoğunluğu çocuklardan oluşan sivil Filistin halkı. Güçlü olan kazanır veya kazansın demeye vicdanlarımızın elvermediği bir durum.

Olaya başka bir açıdan baktığımızda bir insanlık dramı. İnsanın insana karşı işlediği bir insanlık suçu. Peki olayın ortak noktası insan ise, insanlar ve toplumlar birbirleriyle neden savaşır.? Ekonomik ve siyasal nedenlerden derseniz eğer, bu sebepleri yaratanlar da insan değilmi dir?. Ancak her zaman ve her yerde olduğu gibi kavgalara sebep olanları hiç bir zaman kavganın içinde göremezsiniz. Yönetici olarak adlandırılan o insanlar, bazen insanlık dışı diye niteleyebileceğimiz kanlı olayların başlatıcısı, yaratıcısı ve sonlandırıcısı olurlar.  Devletlerin kendilerini koruma amacı ile oluşturulan ordular savaşta sivillerden daha az kayıp verirler. Çünkü ordunun kendini koruyacak silahları, cephesi ve korunma amaçlı sığınakları vardır. Sivil halk her zaman iki ateş arasında kalmıştır.

İşte bu tarihsel sebeplerden dolayı Filistin halkı ile İsrail ordusu arasında yaşanan, adına savaş diyemiyeceğimiz çatışmalarda ölenler hep silahsız ve korunmasız çocuklar olmaktadır. İnsanlık tarihi geçmişte yaşanan bu orantısız güçler çatışmasından sivil savunmasız insanların ölmemesi için 1948 yılında “İNSAN HAKLARI EVRENSEL BEYANNAMESİNİ” imzalayarak Birleşmiş Milletler Örgütünü kurmuştur. Burada amaç insanın en temel hakkı olan yaşam hakkının ihlal edilmemesidir. Her iki tarafta insanlar olduğu için bu yaşam hakkı mağdur için olduğu kadar güçlü içinde geçerlidir. Gün gelir mazluma gerekli olan adalet zalime de gerekebilir. BM Örgütü işte bu insanlık hakkının korunması için saldırganlara karşı bazı yaptırımlar uygulama kararı almıştır. Silahı güçlü olan hiçbir toplum veya devlet, zayıfın hakkını silah zoruyla almamalıdır.

Kırklareli Barosu avukatlarından MEHMET CEM KENGER Baronun sitesinde yazdığı makalede bu konuyu tarihsel gelişimi içinde bir hukukçu gözü ile değerlendirmektedir.

İnsan haklarının uluslararası düzeyde korunması, devletlerin tek taraflı olarak ihlal edemeyecekleri uluslararası standartların saptanmasına bağlıdır. Avrupa insan hakları standardının sağlanmasında en önemli belge, BM İnsan Hakları Bildirisi esas alınarak düzenlenen Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme) ve ek protokollerdir.“İnsan Hakları Evrensel Bildirisi” insanların en doğal haklarını korumak amacına yöneliktir. Bu bildiri, bütün bireylere eşit ve başkasına devredilmez haklar tanınmasını gerçekleştirmek için kabul ve ilân edilmiştir.

İnsan Hakları Evrensel Bildirisi, Atatürk’ün ülküsüne, O’nun çizdiği yola ışık tutan bir bildiridir. Atatürk, “Hak kutsaldır, hakkın korunmasına çalışmak da ödevlerin en kutsalıdır. Hak ve adaletin bulunmadığı bir yerde HÜRRİYET VE DEMOKRASİ vardır denemez.” der. Türk milleti, hak ve hürriyete tarih boyunca büyük önem vermiştir. Buna örnek olarak da Osmanlı İmparatorluğunun fethettiği ülkelerde yaşayan halklara, dinlerini ve yaşam biçimlerini sürdürmede gösterdiği hoşgörü ve saygı gösterilebilir.”

Makalenin tamamını Kırklareli Barosu sitesinden okuyabilirsiniz.

Bütün bu yazdıklarımızın ışığında şu soruya kimden cevap alacağız? Filistin’de bir insanlık dramı yaşanıyor ise, orada yaşayanlar ve ölenler insan değil mi? Öncelikle Araplar ve de Müslümanlar neden bu drama sessizler acaba???

Mustafa Karaca – Saranta Haber